Ah, o eski bayramlar!

Bir ramazanı daha bitirdik neredeyse; ardından yine bir bayrama kavuştuk. Her geçen yıl bayramı daha az hissediyorum sanki. Yaş büyüdükçe harçlıklar kalkıyor haliyle. Bayram bir nevi para toplama zamanıydı bizim için; elimize geçen o kadar çok parayla ne yapacağımızın hayalini kurardık. O parayla her şeyi alabilirmişim gibi gelirdi; çocukluk işte…

Bir de bayramlık heyecanı vardı ki sormayın gitsin. Bayram alışverişinden dönünce aldıklarımızı koltukların üstüne serip evi pazar yerine çevirirdik. Arife günü kurtlar kuşlar bile oruç tutar derdi annem. O yüzden küçük kardeşim bile oruçlu olurdu o gün. Mezarlıklar mutlaka ziyaret edilir, büyüklere dua edilirdi. Sarmalar, tatlılar hazırlanır; misafir gelecek çocuklar için şekerler, çikolatalar alınırdı.

Koltuklara en güzel örtüler serilir, misafir tabakları çıkartılır, en güzel danteller açılırdı. Annem sabah babamı yolcu ettikten sonra bizi uyandırırdı. Gözlerimiz yarı açık yarı kapalı şeker verirdi elimize, orucu uğurlamamız için. Babam camiden gelene kadar ev toplanır; börekler, sarmalar, nohut pilavı eksik olmayan sofra kurulurdu. Sofraya oturmadan herkes bayramlaşır, eller öpülürdü. Bayramda akraba gezmeleri mutlaka olurdu. Daha önce gittiğimiz yerlerden aldığım harçlıkları sürekli sayar; diğer çocuklara tabiri caizse hava atıp ev sahibine de para vermesini hatırlatırdım bir yandan.

Ben küçükken “Ah o eski bayramlar’ın tadı yok” diye sızlananları hiç anlamazdım. Ama şimdi ben de özlüyorum çocukluğumdaki bayramları. Bayramlığı yatağın başucuna koyunca dert tasa bırakmayan, her şeye sahipmişim gibi hissettiren o bayramları. Tatilden çok bayrama benzeyen bayramları.

Bayram gibi bir bayram geçirmeniz dileğiyle.

Yorum Yazın