Aşkın nü hali

Bir betona çarpmaktı seninle karşılaşmak. Soyutladığım, göz ardı etmeye çalıştığım tüm gerçekleri ortaya seren.

Şaşırdım önce, sildiğim tüm hatıralar üzerinde çıktı karşıma. Sevdiğim, sevmediğim.

Bunları buldukça yüzleşebilmek kolaylaştı. Arkamda bıraktığım hiçbir şey kalmadı.

Bu sefer senin hayallerin doldurmaya başladı boşluklarımı. Nelere yandıysa gönlüm şimdiye kadar;

daha büyük bir ateşle yandı bedenim dokunamayınca bedenine. Tenin soluk almak, su içmek gibi oldu.

Alıştığım, bırakamayacağım… Asla paylaşamayacağım…

Hayatta hissettiğim en büyük öfkeler de senin yüzünden…

Sana dönen, seni izleyen tüm gözlere…

Ama bunun yanında

Baktığımda ‘Masal’da gibi hissetmeme sebep olan büyük his; Aşk var.

Sureti değil, aslı. Tek hecelik, her ‘gece’lik…

Silinip atılabilecek türden değil, her yağmurda ıslanmak kadar doğal.

O ıslaklığın dudaklarını hatırlatması da benim gerçeğim hiçbir şeye değişemediğim.

Bu aşk denen hastalığınsa tedavisi yok. Hepsinden ağır öldüren…

Donmak… Tatlı bir uykunun kollarına bırakmak kendini… Hissetmeden ve umursamadan ne olacağını…

Kirpiklerin kapanırken usulca, akan son damlada silindiğinde yanaklarından…

İçimdeki sadece gidiş bileti alınmış gemiler kalkar seferine…

Dönüşü olmayan, bu çıktığım gönüllü sürgüne…

Aşkın nü halini yaşıyoruz seninle.

Kirlerimizi örtbas etmeye çalışmadan, sokak çocukları gibi sevişiyoruz.

Benim boynumdan damlayan ter, sana mücevher parçası…

Sen yıllar sonra yatağımın sol tarafında izleyeceğim en güzel an’ı…

Yorum Yazın