Beyaz balonlar: Büyük biraderin dev kulakları

Amerika ve İngiltere’nin toprakları üzerinde bu fotoğrafta görülen cisimlerden oldukça çok var. Otobanda giderken ilk gördüğümde bunları bir tür gaz depolanmış balon şeklinde tanklar olarak algılamıştım. Sonra öğrendim ki bunlar, büyük biraderin uzun kulakları imiş! Bu konulardaki bilgisizliğimi giderdiğim ölçüde iki önemli sonuç elde ettim; her yeri saran gözetim ağı, geleceğe yönelik küresel projeksiyon ve bireylerin özgürlükleri konusunda artan kuşkular…

Bilgi ve iletişim teknolojilerinde gerçekleşen hızlı gelişmeler, ekonomik ilişkilerin yeni baştan düzenlenmesini gerektirirken, sosyal yaşamda görülen klasik paradigmaları da yetersiz kılmıştır. Bu gelişmelerin ne olduğu ve hangi yönde ilerleyeceğine ilişkin olguları doğru anlamak ve sosyal etki içeriğini sağlıklı biçimde kavramak için kritik bir öneme sahiptir. Böylece geleceğe yönelik karar süreçlerinde siyasal tasarımların bir “ögesi” işlevine düşülmeyecektir.

Küreselleşme sürecinin bireyin yaşam alanına taşıdığı bu sorun giderek toplumsal sonuçları bakımından önemli hale gelmektedir. Klasik biçimiyle medya ve siyasal aygıtlar şemasını ekonomik faydaya endeksli olarak işletmek üzere, ‘siyasal’, ‘sosyal’ ve ‘kültürel’ yapıların tasarımına ‘yeni iletişim modelleri’ ve ‘gözetim teknikleri’ ilave bir yöntem olarak katılmıştır.

Bilişim çağında toplumsal denetim aracı olarak gözetim olgusunun ortaya çıkardığı gelişmelerin yönünü ve içeriğini doğru belirlemek bilgi güvenliği ve kişi mahremiyetinin korunması açısından olduğu kadar gözetim teknolojilerinin olanakları ile üretilen yeni iletişim ortamları içinde ‘bireyin gözetim farkındalığı’nın sağlanması için de son derece önemlidir.

Terör gruplarını izleyebilmek için Amerikan Savunma Bakanlığı (Pentagon), Tam Gözetim Programı (Total Information Awareness-TIA) adı verilen yazılımla milyarlarca işlemi birleştirebilen, özel bir bilgisayar programı geliştirdi. Bu program ile toplanan kişisel verilerin içerikleri analiz edilerek istenildiğinde kişilere ulaşılabilecektir. Programın arka plan stratejisinde; kişisel verilerin toplanması bakımından gerekli olan ABD vatandaşlarının gün içinde yaptığı bütün alışverişler, telefon konuşmaları, uçak biletleri, hastane kayıtları, seyahat acentalarının kayıtları, yerel kütüphanelerdeki okuyucu profilini izlemeye kadar geniş bir kontrol alanı içermektedir. Federal ajanların yetkisinde olacak müdahaleci işlemlere onay veren ve bireylerin, toplumsal hayatta bıraktığı ne kadar iz varsa bunların hepsinin merkezi olarak bir veritabanında toplayıp, bu veritabanı üzerinden ‘terörü önleme çalışmaları’ yapılması öngörülmekteydi.

Tam Gözetim Programı (TIA) teknik açıdan;

“…bilgi arama, birleştirme ve arıtma için yeni algoritmalar yaratmak ve devrim niteliğinde yeni modeller, algoritmalar, yöntemler, araçlar ve bilgiyi analiz etmek ve veri tabanı ile ilişkilendirerek harekete geçirmek üzere yeni yöntemler oluşturmak”[1]

için fonksiyonel olarak donatılmıştı.

ABD’de Sivil toplum örgütlerinin bireysel özgürlüklerin savunulması amacıyla gerçekleştirdikleri protesto gösterileri kamuoyunda etkili oldu. Kongre, 2003 yılında programın kapsamının genişletilmesi için gerekli olan fonun tahsisini reddetti. Bu duruma rağmen TIA kısaltmasını korudu. Projenin ismi, “Terörizm Bilgi Farkındalığı” olarak değiştirildi, ancak;

“her durumda vatandaşların tüm kişisel bilgilerini (sosyal güvenlik, kredi kartları, Federal Soruşturma Bürosu (Federal Bureau of Investigation-FBI) kayıtları, polis kayıtları, banka hesapları, hastane ve sigorta kayıtları vb.) karşılaştırmak ve bir yerde toplamak için entegre bir veri bankası kurmasına olanak sağlayan amacı ise değiştirilmedi.[2]

Ekonominin ve devletin minimum düzeyde işleyişi için gerekli fiziksel ve ağsal sistemleri içermek üzere oluşturulan “yaşamsal altyapıların korunması” (critical infrastructure protection) yeni bir stratejinin temel kavramlarından biridir. Elektronik devlet ve açık ağların yaygın olarak kullanması ile birlikte ülke düşmanlarının, “geleneksel olmayan” yöntemlerle yapacakları saldırıların engellenmesi ve ‘yaşamsal altyapıların korunması’ için ABD Başkanı Bill Clinton’un, 1998 yılında yayınlanan Beyaz Belge direktiflerinde[3]:

“Devlet içinde öncü kurumlar tespit edilmiştir. Her öncü kurum çeşitli sektörleri paylaşmışlardır.”

tespiti esasen dikkat çeken bir ifade olmuştur.

Önemli bir tehdit alanı oluşturan ‘sayısal saldırı’ ile ilgili olarak savunma ve kritik altyapıların korunması konusunda ulusal koruyucu mekanizmaların kurularak sosyal duyarlılık bilincinin oluşturulması gerekmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin kritik bilgi altyapılarının korunması ile ilgili uyum çalışmalarının eksikliği dikkate alınırsa bu hususta acilen ulusal çalışmalar başlatılmalıdır. Bireyi yaşam alanı ile tanımlayan ve belirleyen kişisel verilerin elektronik izdüşümlerinin elektronik ortamda saklanıp işlenmesi bu verilerin suistimali ile siber suçların artışına da zemin hazırlamaktadır. Siber suç ve veri hırsızlıklarında farkındalığı artırmaya yönelik olarak son yıllarda önleyici, caydırıcılığı artırıcı ve koruyucu birtakım önlemler alınmaktadır.

Avrupa Konseyi’nin 28 Ocak 1981 tarihinde Strazburg’da imzaya açtığı ve 1 Ekim 1985 yılında yürürlüğe giren “Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşme”[4] (108 sayılı Sözleşme), veri koruma alanındaki ilk uluslararası hukuk belgesidir. Sözleşme’nin devamı niteliğinde, kişisel verilerin işlenmesi nedeniyle bireylerin korunması ve bilgilerin serbest dolaşımının düzenlemesi ile ilgili Avrupa Birliği’nde de çalışmalar yapılmıştır. Üye ülkeler açısından farklılık ve çelişkileri gidererek aralarında uyum sağlamak üzere Veri Koruma Direktifi (VKD)[5] kabul edilmiştir. Bireylerin mahremiyetini yüksek koruma altına almak üzere Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 428 (1970) sayılı kararı ile Mahremiyet hakkı “bireyin, hayatını minimum dış müdahaleyle yaşaması hakkı” olarak tanımlanmaktayken, Konseyin 1165 (1998) sayılı sonraki Kararında, bu tanıma “kişinin kendisiyle ilgili verileri kontrol hakkı” da eklenmiştir.

Bilgi çağının görünmeyen işlevi: Veri madenciliği (data mining)

Teknolojik gelişmeler dünyada gerçekleşen birçok işlemin elektronik olarak kayıt altına alınmasını, işlenmesini ve kullanılmasını bilgiye dönüştürülmesini sağlamaktadır. İlk defa veri madenciliği uygulamasının başlatıldığı ve veri madenciliği alanında ileri teknoloji ile donatılmış sistemlerin uygulandığı ülke ABD olmuştur.

Bilişim sistemlerindeki gelişmeler ile toplumsal hayatın bir parçası haline gelen “Veri madenciliği geniş anlamda veri analiz teknikleri bütünüdür ve tek başına bir çözüm değildir. Mevcut problemleri çözmek, kritik kararları almak veya geleceğe yönelik tahminleri yapmak için gerekli olan bilgileri elde etmeye yarayan bir araçtır. Ortaya çıkarılması hedeflenen bilgiler; üstü kapalı, çok net olmayan, önceden bilinmeyen, daha önce keşfedilmemiş ancak potansiyel olarak kullanışlı anlamlı ve kritik bilgilerdir.”[6] Veri madenciliği, özel ve kamu sektörü kuruluşlarının elinde; büyük miktarda veri içinden gelecekle ilgili tahmin yapılmasına ve çeşitli ilişkilerin kurulması ve kuralların belirlenmesine olanak sağlayacak biçimde kullanılabilmektedir.

Veri madenciliği, esas olarak; “veri yığınları arasından istatistik ve matematik teknikleri kullanılarak verilerdeki gizli örüntüleri çözmeye yarayan, fark edilmesi güç ilişkileri açığa çıkaran, ileriye yönelik tahminler yapılmasını sağlayan ve bu alanda kurallar üreten veri tabanı teknolojisi ve tekniklerinin uygulamasını”[7] ortaya koyan bir kavramdır. Kamuda ve özel kesimde faaliyet gösteren kurumların veritabanlarında milyonlarca kişiye ait bilgi depolanmaktadır. Verilerin otomatikleştirilmiş sistemler vasıtasıyla analizlerinin yapılması veriye erişimi ve işlenmesini veri kadar önemli kılmıştır.

Gelişmiş teknik ve teknolojilerin kullanıldığı entegre ve senkronize olmuş “veri madenciliği sistemleri”nin uygulamaları örgütlerin işleyişinde yaygın olarak yer almaktadır. Nitekim ABD’de Ülke Güvenliği Birimi (The Homeland Security Department) sınırdaki insanları izlemek ve yasa dışı göç olaylarını kontrol etmek için ticari firmalardan müşteri bilgilerini satın almakta, ABD’nin askeri kuruluşu Pentagon ise askere alınmayla ilgili olarak askerlik çağına gelmiş gençler hakkında bilgi derlemek için özel şirketlere para ödemektedir. Bunun da ötesinde federal istihbarat servisleri ticari piyasada oluşan muazzam miktardaki müşteri bilgilerini derinlemesine araştırmak ve ülke güvenliğini sağlanmak için özel şirketlerde biriken müşteri bilgilerini satın almaktadır.[8]

Başlangıcında Kamu sektöründe yolsuzluk ve israfın kontrolü amacıyla yararlanılan veri madenciliği uygulaması, performans programlarının geliştirilmeye başlanmasıyla veri kullanımı farklı boyutlara ulaşmıştır. Ülke güvenliğine ilişkin olarak ABD’de, çok devletli anti terörizm bilgi değişim programları (Multi-State Anti-Terrorism Information Exchange), otomatik hedeflendirme sistemleri (Automated Targeting System), terörizm bilgilendirme ve uyarı sistemleri, bilgisayar destekli yolcu ön izleme sistemi ve uçuş güvenliği sistemi gibi pek çok alanda veri madenciliği uygulamalarından faydalanılmaktadır. Ayrıca toplanan bilgiler ve analiz edilmiş projeler Ülke Güvenlik Ajansına (National Security Agency – NSA) ulaştırılmaktadır.

Uluslararası istihbarat literatüründe “bilgi avcılığı” ve “veri madenciliği” (data mining) gibi terimlerle küresel hegemonyanın gözetim ve istihbarat yönetiminin alt yapısını oluşturan bu program gerçekleştirilen re-organizasyonlar ile bilgi okyanusunda yer alan veri ve kimlik profillerine yönelik çalışmaların neleri kapsadığı konusunun da gizli tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu hususa ilişkin olarak yirmi dört yıl önce Şubat 1989’da Spiegel Dergisi kapak haberi olarak “Amerika’nın büyük kulağı” başlığı ile önemli bir göstergeyi ortaya çıkarmıştı.

Haberde yer alan iddiaya göre;

“Kuzey Denizi ile Alpler arasında her kim telefon ahizesini kaldırıyorsa Ulusal Güvenlik Ajansı (National SecurityAgencyNSA)’nın öbür uçta oturduğunu bilmesi gerektiği, bu yüzden de anayasal olarak garanti altına alınan haberleşme özgürlüğünün boş bir söz olduğuydu.”

Bu durum üzerine Alman Meclisi’nde başlayan tartışmalardan birkaç hafta sonra, Federal Enformasyon Teknolojisi Güvenlik Dairesi (Bundesamt für Sicherheit in der Informationstechnik-BSI) isimli bir dairenin kurulması kararı alınarak çalışmalar başlatıldı. Almanya Federal Haber Alma Servisi (Bundesnachrichtendienst-BND)’ nin bir tür sivil şubesi olarak BSI, bir yıl sonra; bakanlıkları, devlet dairelerini ve sanayi işletmelerini her türlü casusluk ve sabotajlara karşı korumakla görevli olarak resmen faaliyete girdi. Uydu üzerinden elektronik dinleme ağ sistemlerinin ulaştığı evre, bilişim otobanları üzerinde endüstri ve nükleer tesisleri hedef alan bir siber savaş dönemi olarak ifade edilmektedir.

Soğuk Savaş döneminin kritik işlevler üstlenmiş bir kuruluşu olan NSA gibi NSA’ya çok yakın işlevler yürütmekte olan bir diğer kurum İngiltere’deki Kamu Haberleşmesi Koordinasyonu (Government Communications Headquarters-GCHQ)[9]’dur. Bunlardan farklı olarak Almanya’daki Enformasyon Teknolojileri Güvenlik Kurumu (Bundesamt für Sicherheit in der Informationstechnik-BSI) ise, istihbarat işlevi olmayan ve bilgisayar sistemleri güvenliği konularında araştırma yürüten bir kurumdur.[10]

Küresel devlet’in şifreleri

Günümüzde bireyler, yeni teknolojilerin sağladığı imkanlarla “teknik takip” ya da “elektronik takip” denilen yöntemler kullanılarak izlenmektedir. Bu uygulama, istihbari bilgi üretiminde geleneksel yöntemler yanında ulusal güvenlik açısından oldukça kritik bir önem taşımaktadır.

Elektronik takipte kullanılan temel yöntemleri; işitsel takip (dinleme), görüntülü takip, algılayıcılarla takip ve veri takibi oluşturmaktadır. Manyetik algılayıcılar, sismik algılayıcılar, gerilim algılayıcıları, kızıl ötesi algılayıcılar ve elektromanyetik algılayıcılar ve fısıltıları bile duyan e-kulaklar modern teknolojinin getirdiği yenilikler olarak sahada uygulamaya konulmuştur. Bu süreçlerin herhangi birinde devreye girilerek e-posta içeriğine sahip olmak mümkündür.

Ayrıca not edelim ki, küreselleşme ideolojisinin ürettiği yeni kamu yönetimi yaklaşımının özünü oluşturan e-devlet modeli yönetim biçimlerinin esasen “gözetim” odaklı bir mühendislik tasarımı olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda değerlendirmeye veri oluşturmak üzere örneğin; NSA tarafından önerilen yeni bir kriptoloji politikası ekseninde imzalanan 15 Nisan 1993 tarihli “Public Encryption Management” (Amme Kodlama İdaresi) isimli kararname anılabilir.

Bütün bu çalışmaların ortak noktasını hükümet tarafından geliştirilen “Clipper” adlı bir kripto çipi ile üretilen model teşkil etmektedir. Bu çipin ABD’de veri güvenliğini artıracağı gibi, ihracatının sağlanmasıyla yabancı gizli servislerin casusluk faaliyetlerini büyük ölçüde olumsuz etkileyeceği öngörülmekteydi. Bu çiplerin özel sektörün ürettiği her türlü güvenli iletişim ürünlerine yerleştirilmesi önerilmekteydi. Ancak özel sektör temsilcilerinin tepkisi ile karşılaşıldı. Tepkilerin kaynağında, her çip için özel olarak üretilen anahtarların bir kopyasının hükümet tarafından tutulması ve tamamen yasal olmayan bir nedene dayanarak bu çipler üzerinden geçen trafiğin dinlenmeyeceğinin hükümet tarafından garanti edilmesine rağmen, yeterli güvenin oluşturulamaması bulunmaktadır. Ayrıca, hükümet tarafından geliştirilen anahtar algoritmasının açıklanmaması sonucunda algoritmanın denenmesinin ve güvenilirliğinin kanıtlanamayacak olması, bunun sonucunda tüketicilerin bu ürünlere rağbet etmeyeceğinin ortaya çıkması önemli bir etken oluşturmuştur. Ayrıca giderek önem kazanan kriptoloji sanayiinde dünya pazarlarında rekabet şansının kapalı bir algoritma kullanılarak üretilen ürünlere dayanarak korunamayacağı gibi endişeler ortaya çıkmış ve bu çip istenen kullanım yaygınlığına ulaşamamıştır.[11]

Anılan çip ile ilgili olarak üretilen anahtarların bir kopyasının hükümet tarafından korunması ve yasal olmayan bir şekilde çipler üzerinden geçen trafiğin dinlenemeyeceğinin hükümet tarafından verilen güvenceye rağmen proje uygulanma imkanına kavuşturulamamıştır. Bu hususta projeye yeterli güven sağlanamamış olup, Amerikan CPSR (Computer Professionals for Social Responsibility- Sosyal Sorumluluk Bilgisayar Uzmanları) Vakfı, yurtiçinde totaliter bir gözetim, yurtdışında ise devlet eliyle sanayi casusluğuna sebep olacağı öngörüsünü ileri sürmüştür. Vakıf, Hükümetin hizmet içi belgelerine dayanarak yayınladığı raporunda NSA’nın bu projeyle kendisine yeni sızma kanalları aradığı görüşüne yer vermiştir. ABD de dijital iletişim çağında emniyet güçleri için bir “Digital Technology and Communications Privacy Improvement Act – Dijital Teknoloji ve İletişimde Gizliliği İyileştirme Kanunu” yayımlanarak telekomünikasyon şirketlerine, ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI)’nun kodlu veya kodsuz dijital hatları dinlemede destekleme zorunluluğu getirilmiştir.

ABD istihbarat birimi Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) bünyesinde faaliyet gösteren dünyanın en büyük dinleme-takip sistemi olan ECHELON ile ilgili olarak çeşitli kurumlarca hazırlanan raporlarda, gelişmiş anten sistemleriyle yer yüzündeki tüm uydu, telefon ve internet haberleşmelerinin izlenildiği kaydediliyor. Bu kaygıların[12] sonucu olarak ECHELON hakkında Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanan ilk rapor 1988 yılında yayınlandı. Bunu 1997 yılında yayınlanan “politik kontrol teknolojileri” konusundaki rapor[13] izlemiştir. Raporlar, “Promis” koduyla anılan bir yazılımla, ECHELON tarafından dünya üzerindeki iletişim sistemlerinden geçen veri paketlerinin düzenli olarak toplandığı, “Dictionary” (sözlük) adı verilen bir filtreleme sayesinde de belirlenen anahtar kelimeler, isimler ve adresler gibi unsurlarla takibe alındığına işaret etmektedir. ABD, Avrupa’daki telefon, faks ve email haberleşmelerinin %90′ ını ECHELON sistemiyle denetliyordu. Avrupa Parlementosu’nu harekete geçiren nokta, bu sistemin, potansiyel terör eylemleriyle ilgili bilgilerin yanında, çeşitli ülkelerle ilgili ekonomik istihbaratın da ele geçirilmesine olanak vermesiydi. Soğuk savaş dönemi sırasında geliştirilen ve askeri bilgileri filtreleyen çeşitli elektronik istihbarat sistemlerinin aksine ECHELON casus uydu sistemi, dünyanın her yerindeki e-posta, telefon ve faks gibi her türlü iletişimi kaydedebilmekte, resmi daireler, şirketler, organizasyonlar ve bireyler gibi kaynakları dinlemektedir.

Diğer önemli konu kullanıma sunulan programların taşıdıkları güvenlik açıkları olup bu problemler zaman zaman ortaya çıkarılmaktadır. Bu konuda ki kritik soru(n) söz konusu programların “gözetim” işlevi görmek üzere donatılıp donatılmadıklarına ilişkindir. Nitekim bu konuya dair ortaya çıkan örnekler kaygıları daha da arttırmaktadır. Federal İçişleri Bakanlığı’na bağlı Enformasyon Teknolojileri Güvenliği Dairesi[14], Ağustos 2010’da Apple ürünlerinde ciddi güvenlik açığı bulunduğunu ve bu ürünlerin kamuda kullanılmamasını açıklaması üzerine başta Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı olmak üzere birçok kamu kuruluşu yasağa uymuştur. Bilindiği gibi bu uygulama öncesinde AB Komisyonu, 32 bin çalışanına Blackberry’i[15] yasaklamıştı.

Google’ın Ocak 2010’ da Çin’de sanal saldırılara uğradığını açıklamasının ve bu saldırıları gerçekleştirenlerin Microsoft’un web tarayıcısı Internet Explorer’daki bir güvenlik açığından yararlandıklarının ortaya çıkması üzerine BSI, güvenli olmadığı ve sanal saldırılara açık olduğu gerekçesiyle kamu kurumlarında Internet Explorer kullanılmaması yönünde yaptığı uyarıdır.

E-devlet uygulamaları pek çok devletin kamu yönetimi sisteminde yazışma ve iletişim düzeneğinin altyapısını oluşturmaktadır. Almanya’da devlet dairelerinde artık birçok belge elektronik yollardan işlenip gönderiliyor. Gizlilik seviyesi en alt düzeyde olan belgelerin, e-posta eki olarak yollanabilmesine izin verilmesi, güvenlik kaygısını artırıyor. Bu kapsamda yürürlükte olan düzenleme, belge ve yazışmaların yalnızca BSI tarafından onaylanan akıllı telefonlar tarafından gönderilebilmesine izin veriyor.

Bu durum karşısında, ulusal güvenliği yakından ilgilendiren iletişim ve haberleşme sistemlerinin bir bölümünü oluşturan bilgisayar programları ile ilgili olarak ‘milli program sisteminin’ kurulması acil bir sorun haline gelmiştir.

Gelinen aşamada siber saldırıya en çarpıcı örnek olarak, Stuxnet ile yapılmış olanı dile getirilmektedir. ABD’nin İran’a karşı siber savaşta kullandığı ve İsrail ortak üretimi olarak 2010’da kamuoyu bilgisine sunulan Stuxnet adlı solucan, İran’ın uranyum zenginleştirme tesislerini bir süre için felç etmişti. Stuxnet’in türevi sayılabilecek Duquadlı zararlı yazılımlardan sonra en ölümcül yazılım olarak 6 MB boyutundaki Flame (Alev)’ den söz edilmektedir.[16]

Kişilerin sanal dünyadaki durumlarını ‘Wikileaks olayı’ açıkça ortaya koymuştur. Güçsüz, savunmasız ve mahremiyetlerini sağlayamamakta olduklarına işaret etmektedir. Bilişim sistemlerinde toplanarak depolanan kişilere ait veri ve izlerin kayıtları önemli bir bilgi bankası oluşturmaktadır. Bu bilgilerin güvenliği ve kişisel verilerin korunması kritik bir soru(n) teşkil etmektedir. Bu husus sadece yasal bir zorunluluk olmanın ötesinde etik bilinci gerektiren, etik bir ödev olarak kamu yönetimlerinin önünde çözüm bekleyen bir konu olarak yer almaktadır. Aynı zamanda kamu sektöründe görev yapan bilişimcilere de toplumsal bir yükümlülük olarak; toplumun bilişim teknolojisi uygulamaları ve bunların doğuracağı sonuçlar hakkında aydınlanmasına ve toplumda gerekli bilincin oluşmasına katkıda bulunma sorumluluğu getirmektedir.

Çocukluğumun geçtiği şehri hatırlıyorum

sokaklarında satıcıları

yoğurtçuları

ayakkabı tamircileri

satıcıları ile

bu şehrin insanlarını hatırlıyorum

mutluluk vardı

umut vardı yüzlerinde

mutlulukları

umutları

kaldırım taşları

sokak satıcıları

birer birer

yok oldu

gece bekçileri de

şimdi

modern AVM ve shop’lar ile doldu şehirler.

balon satıcıları da yok

rengarenk balonlar da

şehrin sokaklarında

özgür bireyler (! ) var şimdi.

düğünler, doğum günleri, karnavallar ve kutlamalar da balonlar vardı.

şimdi insanın insana kurduğu gözetim tuzaklarının simgesi!

otobanların kenarında

kırlarda

sarı, mor çiçeklerin arasında

masum değil, özgür de değiller,

çocukların ellerinde olduğu gibi.

ak da değiller.

Velhasıl; ‘geleceği anlamak için, bazen geçmişe dönüp bakmak gerekir’

Kendimiz için

Çocuklarımız için

Umutlarımız için

“Çocukluğumuz da ki Beyaz balonlar” için de.


[1] John Poindexter, Overview of the Information Awareness Office, (Anaheim, CA: DARPATech 2002 Konferansı, 2 Ağustos 2002), s.217. Bu projenin hiçbir zaman durdurulmadığını ve halen faaliyette olduğunu belirten yazar Steinhardt Stanley’e göre; “Echelon sistemi, küresel gözetim metoforunun ulaştığı en uç noktadır. Bunun yanında Amerika Birleşik Devletleri tarafından geliştirilen “Carnivore”(Etobur) ve“Total Information Awareness – TIA” (Tam Gözetim Programı)sistemleri, siber uzaydaki veri dolaşımını izleyerek kişiler hakkında bilgi toplamakta ve bu bilgiler belirli dosyalar halinde tasniflendirilerek kişinin suç işleme potansiyeli olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmaktadır.” Bkz. Melih Bayram Dede,BireylereTia İle ‘Tam Gözetim’, http://www.netpano.com/makale/?makale=554 (Erişim Tarihi:18.01.2013)

[2] Bkz. Armand Mattelart, Gözetimin Küreselleşmesi Güvenlileştirme Düzeninin Kökeni, (Türkçesi: Onur Gayretli-Su Elif Karacan), Kalkedon Yayıncılık, İstanbul, 2012, s.218.

[3] White Paper The Clinton Administration’s Policy on Critical Infrastructure Protection: Presidential Decision Directive 63 May 1998. This White Paper, http://www.whitehouse.gov/WH/EOP/NSC/html/documents/NSCDoc3.html

[4] Sözleşmenin metni için bkz. <http://www.avrupakonseyi.org.tr/antlasma/aas_108_p.htm>

[5] Direktifin metni için bkz. <http://eur lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=CELEX:31995L0046:EN:HTML>

[6]Yılmaz Argüden-Burak Erşahin, Veri Madenciliği, Veriden Bilgiye, Masraftan Değere, ARGE Danışmanlık Yayınları No: 10, İstanbul, Kasım 2008, s.16. http://www.arguden.net/arguden/UserFiles/File/kitaplar/VeriMadenciligi.pdf

[7] Hasan Bağcı, “Yolsuzluklarla Mücadelede Veri Madenciliği”. <http://www.alomaliye.com/2009/hasan_bagci_yolsuzlukla.htm>

[8] Hasan Bağcı, “Yolsuzluklarla Mücadelede Veri Madenciliği”. <http://www.alomaliye.com/2009/hasan_bagci_yolsuzlukla.htm>

[9] Government Communications Headquarters, http://www.gchq.gov.uk/

[10] Bundesamt für Sicherheit in der Informationstechnik, http://www.bsi.de/

[11] Bkz. Egmont R. Koch, Jochen Sperber, Bilgi Mafyası, (Çeviren: Kaan Ökten), Sarmal Yayınları, İstanbul, 1996, s.216-260. The IPTS Report, E−Commerce and the Encryption Debate by Stuart J. D. Schwarzstein, IPTS No. 42 − JRC −Seville March 2000.

[12]Öne sürülen suçlama, ABD’nin, Echelon sistemi ile başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerindeki uluslararası şirketlerin ticari amaçlı görüşmelerini izlemiş ve elde ettiği dokümanları da Amerikan büyük şirketlerine sızdırmıştır. Bu konuda bkz. Uğur Dolgun, Enformasyon Toplumlarından Gözetim Toplumlarına, Ekin Kitapevi, Bursa, 2005. Uğur Dolgun, Şeffaf Hapishane Yahut Gözetim Toplumu (Küreselleşen Dünyada Gözetim, Toplumsal Denetim ve İktidar İlişkileri), Ötüken Neşriyat / Strateji – Siyaset Dizisi, İstanbul, 2008.

[13]Steve Wright tarafından hazırlanan Raporun İngilizce orijinal metni için bkz. http://cryptome.org/echelon-ep.htm

[14]Ayrıntılar için bkz. Report Data Privacy and Data Security 2012 – Deutsche Telekom AG Data Privacy, Legal Affairs and Compliance, Germany, Date of Publication 1/2013.

[15] Blackberry üreticisi Kanadalı RIM’in bilgi işlem merkezlerinin Kanada ve İngiltere’de bulunmaktadır. Blackberry ile yapılan her işlemin bu merkezler üzerinden gerçekleşmekte ve söz konusu merkezlere ilgili ülke hükümetleri yanında ABD’nin de müdahale edebiliyor olması bir başka endişe kaynağı olmaktadır.

[16] Bkz. Nurullah Aydın, “Siber Savaş ve Türkiye”, http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi59631-Siber_Savas_ve_Turkiye.html

Yorum Yazın