Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır

Kırk yıllık hatırı varken bir fincan kahvenin, tek içimlik/kişilik hazır kahvelerde kırık hayatlarımızı yaşar olduk. Kahve içmeye giderdik dostlarımızın evlerine. Artık, kafelerde bir kahve molasının yüzeyselliğine takılır olduk. Türk kahvesi eşliğindeki muhabbetlerimiz yerini hazır kahvenin hazır muhabbetlerine bıraktı. Hazırca edinilmiş fikirleri savunur olduk hazır kahveler eşliğinde. Kendimizi gösterme telaşında, dikkatlice seçilerek konuşulan, içimizden dilimize gelene kadar binbir süzgeçten geçirilerek değiştirilen, kendimize dahi yabancı olan sözlerle kurar olduk muhabbetlerimizi.

Mis kokulu kahvenin dimağımızda bıraktığı hoşlukla karşımızdakini anlamaya çalışırdık. Anlatmaya çalışırdık. Ellerimizde nakış nakış süslenmiş kahve fincanları, yüreğimizde aynı incelikte vicdanımız ile… Duygulanarak, fikirleşerek… Oysa ki şimdilerde büyük kupalarla büyük laflar eder olduk. Dinlediğimizde karşımızdakine adeta bilirkişi raporu verdik. Büyük tavsiye metinleri sunduk. Bize öğüt vermeye kalkana da içten içe kızdık. Sen yerimde olsaydın böyle konuşabilir miydin diye. Oysa ki aynı şeyi kendimizin yaptığını farketmedik.

Küçücük bir fincana kocaman yüreklerimizi, muhabbetlerimizi sığdırdık da, kocaman kupalara dolduramadık içtenliğimizi. Hep serzenişte bulunduk. İğneyi kendimize hiç batırmadan. Sahi ya çuvaldızın ne olduğunu da çoktan unuttuk…

Kahve bahanesiyle muhabbetleri şahane etmeyeli uzun zaman oldu. Fincanımız da değişti, dilimiz de… Yaşamımız da, değerlerimiz de… Somutluktan soyutluğa doğru, yavaş yavaş ama bir an dönüp baktığımızda hızla değişir oldu hayatlarımız. Yenileri kurarken, geçmişimizle bağdaştıramadık. Ondan, böyle yeni yetme düzenlerin havada asılı kalışı. Ayakları yere basmayışı. Kaç yıllık kültür katmanlarımıza ekleyemedik yeni olanı. Eskiyi yok sayıp yeniyi öyle elde edeceğiz sandık. Basamak basamak yükselmek varken, atlayarak sıçrayarak yükselmeye yöneldik. Asılı kaldık havada, aslımızı unutarak. Katman katman olan değerlerimizin bilincinde olamadık. Elimizin tersiyle bilinçaltına itiverdik burun kıvırarak. Yine de o bizden olan, bizi bırakmadı. İçten içe, alttan alta, bilinçaltımız yokladı aklımızı başımızı. Bazen duyduk, bazen duy(a)maz olduk. Oysa o hâlâ derinliklerimizde bizi beklemekte. Bir fincan kahve, dumanı üzerinde, buram buram kokusu hâlâ ciğerlerimizde, haydi buyurun hep beraber içmeye!

2 Yorum

  • sogut yapragi dedi ki:

    Duygularımıza tercüman olduğu için İlknur Çelik’e teşekkür ederim.
    Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var. İnsanların vefa duygularının yeniden yeşermesini dilerim.

Yorum Yazın