Bir ideal ve strateji olarak ‘erdemli güç’

Türkiye bizi ilgilendiren, ilgilendirmeyen tüm koşulları içinde dünyanın siyasi ve ekonomik bakımdan önemli bir gücü haline geldi. Bu durum, cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’nin dersine çalışmadığı yerleri net bir biçimde ortaya çıkarırken, aynı zamanda tarihsel birikiminin ve jeopolitik koşullarının en büyük güç faktörü olduğunu da gözler önüne serdi. Türkiye konumu itibariyle her daim stratejik bir öneme sahipti. Bu önem bugüne kadar potansiyelini korudu, bütünüyle kinetik bir kimliğe bürünemedi. Son yıllarda belli bir hareketlilik kazandırıldı; yol alırken aynı zamanda eksiklikler de gözle görülür hale geldi. Siyasi karar alıcıların dışında, iş, kültür-sanat, spor camiası ve STK’lar da çalışkanlık ve kararlılıkla bu sürecin motor gücü oldu.

Türkiye tarihsel-sosyolojik kimliği itibariyle Müslüman bir ülke ve İslam dünyasının saygı gören bir modeli. Aynı zamanda Batı’nın İslam dünyasında kendi değerlerine en yakın bulduğu ülke. Batı ile İslam dünyası arasındaki bir köprü. Türkiye’de liderlerin çoğunluğu İslam değerleri ile büyürken, Batı tecrübesi ile kendilerini beslemişlerdir. Bugün hem yurt içinde hem yurt dışında bu etkileşimin çok başarılı örnekleri mevcuttur.

Nitelikli insan kaynağı ve hedeflerine paralel olarak Türkiye büyüyen ekonomisi, etkili sivil toplum gücü, asli rolüne odaklanarak daha güçlenen ordusu ve uluslararası inisiyatifler üstlenen iş dünyası ile bir güç olduğunun farkında. Bu güç nasıl bir güçtür? Türkiye’yi nereye kadar götürebilir? Kimler, ne derece farkında?

Bugüne kadar geldiği noktayı bundan sonra da başarılı şekilde devam ettirebilmesinin önemli bir kriteri Türkiye’nin komşularıyla sıkı diyalog içinde olması ve dünyanın her yanı ile eşzamanlı iletişim halinde kalmasıdır. Türkiye, bireysel ve toplumsal olarak hayal dünyasının sınırlarını genişletmek zorundadır; iletişim alanımızı sadece komşularımızla sınırlı tutmamalıdır. Bütün bu iletişim ve ilişkilerde insani duyguların esasını oluşturan doğruluğu, adaleti, iyiliği temel olarak benimsemeli; bu ilkeler ışığında İslam’ın ahlaki değerlerini de ihmal etmemelidir. Türkiye’nin bu süreçte, demokratik bir ülke olmasının gerekliliği olarak, adaletten uzak, haysiyet kırıcı ve aşağılayıcı politikaları hiçbir alanda uygulaması mümkün değildir. Bu ise Cumhurbaşkanı Gül’ün “erdemli güç” tarifini anlamlı ve önemli kılıyor.

Denebilir ki, ‘aslolan güçtür, onu nasıl elde ettiğinizin bir önemi yoktur’. Fakat bilmek gerekir ki an’da gücün önemi büyükken, zamanda erdem’in önemi ve değeri daha da artıyor. Türkiye’nin uluslararası sorunlarda güçlü olandan yana değil, haklı olandan yana tavır alması ve sesini gür çıkarabilmesi bu erdemlilik ilkesi ile açıklanabilir ancak. Dünyanın da buna ihtiyacı var artık. İçinden çıkılamaz siyasi, iktisadi meselelerin ve toplumsal uyuşmazlıkların çıkış yolu işte bu erdemli öğretidir.

Bu ideali gerçekleştirirken, Türkiye kendi içindeki sorunlarını da gidermelidir. Demokrasisini sağlam temeller üzerine oturtmalıdır. ‘Türkiye nasıl daha sağlıklı büyür, toplumsal mutluluğa nasıl erişir?’ sorularına cevap vermelidir.

Başta anayasa olmak üzere, siyasi partiler kanunu ve seçim kanununun değiştirilmesi, eğitim ve yargı reformunun gerçekleştirilmesi, sanat ve sporda uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesi, turizmin öz kaynaklar çerçevesinde yeniden ve yerelden ulusala doğru planlanması, yaratıcılığın teşvik edilmesi, üniversitelerin hem yönetim yapılarının revize edilmesi hem de düşünen-üreten-gerçekleştiren kurumlar olabilmeleri için imkân ve kabiliyetlerinin artırılması, bilim ve sanayide ar-ge çalışmalarına verilen desteklerin artırılması ve daha fazla teşvik edilmesi, iç siyasette düşman yaratma süreçlerinin sonunun getirilmesi, terör sorununun ortadan kaldırılması, vergi adaletinin sağlanması, askeri alanda yumuşak güç ve akıllı gücün bir sentezi olarak yeni stratejiler geliştirilmesi büyük önem taşıyor.

Küresel düzeyde stratejik dengeler yer değiştirirken bizim iç meseleler yüzünden bu süreçte çırak kalmamız kabul edilemez. Türkiye’nin bu yeni güç konseptini (erdemli güç) vakit kaybetmeden benimsemesi gerekmektedir. Türkiye’de hemen herkesin ilk değişmesi gerekenler arasında öncelikle sayacağı ‘zihniyet değişimi’nin de mutlaka gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin olayları uzaktan izlemesi yeterli değildir. Bölgesinde ve uluslararası arenada sadece siyasi ve askeri seçenekler arasında sıkışmış bir Türkiye olmaktan çıkmalı, gelir farklılıklarını azaltacak işbirliği mekanizmalarının da öncüsü olabilmelidir. Tüm dünyanın barış ve refah içinde yaşayabilmesi siyasi, askeri, ekonomik entegrasyon ve işbirliği mekanizmalarının hayata geçirilmesi ile mümkündür.

Statükoyu korumaya çalışanlar dünyanın yol aldığı tarihin bu hızlı sürecinin dışında kalacaklardır. Tutarlı bir stratejik planlama ile uluslararası alanda kendisine gerçekçi bir rol biçen Türkiye, önümüzdeki on yıllarda küresel gelişmeleri yönlendirebilir. Statik yaklaşanlar ve statükoyu korumaya çalışanlar hangi alanda olursa olsun tarihsel akışın dışında kalırlar. Türkiye Avrupa ya da ABD merkezli bir düzenden ziyade, küresel odaklı, güç merkezlerini çoğaltan, adil ve muktedir bir düzenin parçası olabilmelidir. Dünyanın sorunları artık herkesi ilgilendiriyor ve aşırı derecede iç içe geçmiş vaziyettedir. Bu sorunların sadece savaş yoluyla çözülebilmesi mümkün değildir. Silahlı kuvvetlerin bir misyonunun da barışı korumak olduğu akılda tutulmalıdır.

Türkiye’de yaşayan her vatandaş bireysel olarak bu erdemli güç ideali doğrultusunda demokratik, ekonomik ve siyasi reformların en güçlü takipçisi olmak durumunda. Hiç kuşkusuz, demokrasi, bir ülkenin istikrar, refah ve güvenliğinin en büyük teminatıdır.

Gelişmiş bir demokrasi, anayasal düzen içinde tüm kurum ve kuruluşlar bakımından fren ve denge sistemlerinin hâkim olduğu, hukukun üstünlüğü ilkesi zemininde temel hak ve özgürlüklerin herkes için özenle korunduğu ve adaletin gecikmeden tecelli ettiği bir düzendir.

Türkiye bu anlamda bir “yakalama” ve “öne geçme” fırsatı elde etmiştir. Ülkemizin, değerlere dayalı ekseni ve 360 derecelik ufku ile bundan sonra da adil ve demokratik bir yeni küresel düzenin tesisi yönündeki çabalarına aynı azim ve kararlılıkla devam etmesi elzemdir. Milletçe siyasi, ekonomik, askerî, teknolojik, bilimsel ve kültürel alanda topyekûn bir “yakalama” ve “öne geçme” mücadelesini kararlılıkla sürdürebilmeliyiz.