Bir İstanbul Akşamı: Gölgelere Yansıyanlar

Bir yanda yağmalanan, talan edilen bir İstanbul, diğer yanda her yeni günle yeniden doğan, batan günle sırlarını insanlara açan bir İstanbul. Duyarlı yüreklerle birlikte iç çeken, incinenlerle incinen, tarihi, geçmişi, hatıraları derin, fakat yarını, geleceği kapkaranlık hüzünlü bir şehir.

İstanbul’u İstanbul yapan gözlerinin feri sönmüş, ne bugününden ne yarınından emin, meydanları dolduran kalabalıklar değil. Ne de kişisel menfaatleri uğruna her türlü değeri tüketenler. Tarih, sanat, estetik, fikir, edebiyat, ahlak nedir diye hiç tasalanmadan varlığa tasallut edenler, değerli ve masum olan ne varsa tecavüze yeltenenler hiç değil. İstanbul’u İstanbul yapan gökdelenler, beton binalar ve soğuk çelik vinçler de değil. Ne de insanların akılsızlığını, ahlaksızlığını alenen yüzlerine çarpan egzoz gazı, hava kirliliği ve trafik sıkışıklığı. Kim inkar edebilir trafiğin azılı bir zaman katili olduğunu, canlı cansız demeden tabiatı ve insan enerjisini yutan dipsiz bir kuyuya dönüştüğünü.

Kara vebadan daha ölümcül bir felaketin içine düşmüş, tepeden tırnağa rant hastalığına kapılmış, yaşadığı ülkeyi, şehri alınacak satılacak bir meta olarak gören hastalıklı ruhlar! Sureti haktan görünenler, hiç değil.

İstanbul’u İstanbul yapan bugün İstanbul’da yaşayanlar değil. İstanbul’u İstanbul yapan bulutlar, deniz, martılar, tarih ve onların gölgesinden yansıyanlardır.

İnsan gölgelere yansıdığı müddetçe, tablonun bir parçası olabiliyor.

Heyhat! Şehir mütemadiyen kendisine saldıran, diş gıcırtıları yeri göğü inleten aç ve doyumsuz mahlûklara daha ne kadar dayanabilir!

 

Bir İstanbul Akşamı: Gölgelere Yansıyanlar
Emre Bağce
İstanbul Üzerine düşünceler
İstanbul fotoğrafları
İstanbul’u İstanbul yapan nedir?

Yorum Yazın