Bir Kelebeğin Etkisi: Muhammet Ali

1933 yılında Anadolu’da bozkırın ortasında dünyaya gelmiş bir köylü kadın düşünün. Onun yaşam biçimini ve meşguliyetlerini kurun kafanızda. Sonra da onun şartlarını ve dünyasını göz önünde bulundurarak, tabloya, torunu esmer olduğu için ona Clay diye seslenişini ekleyin. Amerika Birleşik Devletleri’nin Kentucky eyaletinde dünyaya gelmiş bir boksör, on binlerce kilometre ötede bir köylü kadının, torununu sevme biçiminde vücut buluyor.

Çağımız iletişim çağı ve bizde bunun dışında değiliz. Kültür emperyalizminin her yönlü işgali uzun süre önce başladı. Seçme özgürlüğümüz olduğu söylense de, aslında tek ve mutlak bir eğlence kültürünün, belirlenmiş şıklarını seçebildiğimiz bir dayatma çağının içindeyiz. Ama bu yalnız bununla açıklanabilir mi? Yani Ali’yi bu denli kabullenip sevişimiz onun bir ikon olarak bize pazarlanmasındaki kabiliyetle açıklanabilir mi? Onu bu kadar sevmemizde onun, kendisinin payı yok muydu? Evet, boksta bir ilahtı, yakışıklıydı, komikti, gevezeydi, tam bir şov adamıydı ve bunlar eğlence kültürünün, şov ve gösteri dünyasının patronları açısından bulunmaz donelerdi. Ali pazarlanmalıydı ve pazarlanıyordu da. Yalnız ters giden ise Ali’nin sıradan bir ‘show business’ kuklası gibi iplere bağlı olarak kalmayı kabul etmemesiydi. Yirmi iki yaşında ağır sıklet şampiyonu olduktan sonra dinini değiştirerek Müslüman olmuştu. Irkçılığa karşı siyahi mücadelede önemli bir aktivist konumuna oturmuş, Malcom X ile yakın dostluk içine girmişti. Lisansını, şöhretini ve parasını bir köşeye iterek her ne olursa olsun Vietnam Savaşı’na gitmeyeceğini açıklamış, bunun sonucunda da ağır bedeller ödemişti. Ve en başta bahsettiğim şey tüm bunların bir sonucuydu. Evet çok iyi anımsıyorum büyükannemin beni çocukken Clay diye sevdiğini. Daha önemlisi bu sevginin Clay’i de kapsadığını.

Muhammet Ali hayata gözlerini yumdu. İnternette, gazetede, radyoda onunla ilgili pek çok hikâye dinliyoruz ve dinlemeye devam edeceğiz. Onunla ilgili yazılmış kitaplara yenileri eklenecek ve yeni filmler çekilecek. Onun politik tavrı, savaş karşıtı bir eylemci olarak cesareti, ödediği bedeller, özlü sözleri, boks sporuna yaptığı katkı ve bu alandaki yarı ilah konumu çok çok konuşulacak ve konuşulmalı da. Ben ise tüm bunların yanında bizim toplumumuzda Ali’nin ne kadar sınırsızca sevildiğine örnek oluşturacak başka bir olay anlatmak istiyorum.

Herkesin bildiği gibi Muhammet Ali’nin maçları saat farkı nedeniyle Türkiye’de sabaha karşı yayınlanıyordu. Mahalle kahvehanelerinde sabahlayan büyüklerimizin ya da evlerinde tatlı uykularından uyanıp ekran başına ya da radyoya koşan tanıdıklarımızın hikâyelerini dinlemeyen yoktur. İşte bu insanlardan biri de Halil Emmi, nam-ı diğer Hallo Emmi’ydi. Halil Emmi yengemin öz dayısı olduğundan, eskiden beri ev sohbetlerinde Muhammet Ali’yle alakalı bir konu olduğunda bu olay anlatılırdı. Bu sebeple küçük yaştan itibaren dinlediğim bu fanatizm örneği ve Ali’nin etki alanı beni düşündürmüştür.

Tarih 30 Ekim 1974. Muhammet Ali ve çiçeği burnunda ağır sıklet boks şampiyonu George Foreman, hâlâ dünya spor tarihinin en önemli karşılaşmalarından biri olarak gösterilen büyük unvan maçına çıkıyorlar. Maç Zaire’de. (şimdiki adı Kongo) Tüm dünya hipnoz olmuşçasına radyo ve televizyon başında. Bahisçilere göre Foreman yediye bir oranında favori gösteriliyorsa da bizim köylerde mutlak galip Muhammet Ali. Dönem itibarıyla Türkiye’de de televizyonların artık yavaş yavaş yaygınlaştığı, kentlerden taşralara ve köylere doğru hayatlarımızın içine girdiği bir dönem. Yani artık ‘küresel köy’ eşiğinde bir dünya. Zaire’de bir kelebeğin kanat çırpması; Anadolu’nun ortasında bir köyde fırtına etkisi yaratmakta. Halil Emmi’ de bu fırtınaya kayıtsız kalamayanlardan. Günlerdir beklediği ve uykusuz geçirdiği son gece ardından tarihe tanıklık edecek. Yalnız Zaire’de sorunsuzca maç başlamak üzere de olsa, Anadolu’nun bu küçük köyünde ters giden bir şey vardır: Elektrik kesintisi. Halil Emmi elektrikçi değildir ve yine anlatılana göre elektrik prizlerine bile dokunamayacak kadar ağır bir fobi taşımaktadır. Ama tüm korkularına rağmen evinden çıkıp köyün elektrik trafosuna tırmanır. Bir umutla tekrar Ali’yi ekrana döndürebileceğine inanır. Ve ne olursa o sırada olur. Halil Emmi elektrik akımına kapılarak hayata gözlerini yumar… Şimdi bize akıl almaz bir şey gibi gözükse de, bir dönem Muhammet Ali’nin insanımız üzerindeki etkisini daha keskin bir şekilde betimleyen bir ikinci olay zor bulunur sanırım.

Geçen sene Hollywood Bulvarı’nda meşhur yıldızlı kaldırımları adımlama şansım olduğunda, isminin peygamberin ismi olduğu ve bu sebeple yere konulamayacağını söyleyerek, duvara asılmasını mecbur kılan Muhammet Ali’nin yıldızı önünde bir fotoğraf çekilip arkasına şöyle yazmıştım: “Bazılarının üzerine basarsın, bazılarına ise sadece dokunabilirsin.” Sen bizim hayatlarımıza dokundun, güle güle Muhammet Ali. Hallo Emmi’ye gelince, sen onu tanımazsın ama o seni tanır, mutlaka bulur ve o maçı sorar; uzun uzun cevapla lütfen…

Bir Kelebeğin Etkisi: Muhammet Ali
Ulaş Çağrı Koçak yazıları
Irkçılığa karşı siyahi mücadele
Malcolm X
Muhammet Ali Clay
Hollywood Bulvarı
Hallo Emmi

Yorum Yazın