Bir yolculuk

Bulut içinde saklı olana yağmurda düşeceği toprak sorulur mu?

O, orada var edilmiştir ve zamanı gelince sıyrılır, akar bulutundan aşağıya. Önce, bulutların içinde bir bulutta sakin, kendi halinde ve güvendedir. Birgün buluşma vakti gelir yeryüzüyle. Oysa bilmez ki vuslat sandığı aslında ayrılışıdır. Ayrılışıdır bulutundan. Yağmur zamanı gelmiştir. Önce hava soğur, sıcacık yatağından kalkar mahmur gözleriyle. Biraz sevincinden, biraz ürkekliğinden titreyerek salınmaya başlar havada. Küçücük kalmıştır, oysa ne kadar büyük sanırdı kendini o bulutların içinde. Yavaş yavaş başlar inmeye. Ve… Can havliyle bırakır kendini toprağa!

Kucak açacak mıdır o toprak ona? Ya kendi? Besleyebilecek midir birgün bir nazlı çiçeği? Memnun olarak ve de memnun bırakarak huzurla, birgün buhar olup yükselebilecek midir göğe?

Neydi gökyüzünde başlayıp, yeryüzüne yapılan ve yine gökyüzüyle buluşturan o sır? Yolculuğunun “asıl” sebebini, “asıl” olanla neticeleyebilecek midir? Hani bilinen o ifadeyle, vazifesini tam anlamıyla ifa edebilecek midir?

Ve toprak!… Kim bilir ne cilveler yapıp çekecektir onu kendine! Kim bilir nasıl da hoş görünecektir onun gözlerine! Ne de güzel çiçekler vaadedecektir ona! Kim bilir ne oyunlar oynayacak, ne tuzaklar kuracaktır ona!…

Ve o!… Bazen çöl ortasında susuzluktan kuruyan boğazlarda fer olacak, bazense yaş olup akacak gözlerde. Bazen bir damla su olup hayat vermeye vesile olacak, bazense sel olup can almaya!…

 

Yorum Yazın