Bu yazıyı size ‘peşkeş’ çekiyorum

Eskiler, ağdalı konuşmanın çok kelime bilmekten, çok kelime bilmenin ise ancak sözlük karıştırmaktan / parçalamaktan / eskitmekten geçtiğini tarif etmek için “lugat paralamak” deyimini kullanmışlar.

Ben de bir sözlük severim. Parçalayacak kadar olmasa bile lugat karıştırmaya, kelimeler arasındaki akrabalıkları bulmaya bayılırım.

Türkçe, diğer dillerle hep bir etkileşim içinde bulunmuş, istilaya uğramış. Arapça’nın, Farsça’nın, Fransızca’nın, İngilizce’nin etkisi altında kalmış. Sonra temelsiz bir öztürkçe -uydurukça da deniliyor- furyası başlamış ki asırların birikimini silip süpürmüş.

Oysa dil canlı bir varlık. Doğuyor, etkileşim içine giriyor büyüyor, ölüyor.

Şimdi size halen sıklıkla kullandığımız ama çoğumuzun kökünü bilmediği kelimelerden bazı örnekler vereceğim.

Lugatlardan aldığım notlardan:

Farsça kökenli “pîş“, ‘ön’ demektir. Pehlivanlar güreşe başlamadan evvel bir gösteri sunar ve buna ‘peşrev çekmek’ deriz. İşte o peşrev aslında pîş-rev, yani ‘önden giden’ anlamındadır. Parası nakit ödenene ise ‘peşin’ deriz, yani bir başka deyişte ‘piş-in‘… Bir de yaranmak için bağışta bulunma durumu için kullandığımız “pişkeş/peşkeş” kelimesi vardır ki aslında “hediye” anlamına gelir.

Peyâm“, “haber” demektir. Peyâm-aver (peygamber) ise ‘haber getiren’dir.

Div“, “dev” demektir, “Divan” ise “devler” anlamına gelir. Osmanlı’yı yöneten Divan-ı hümâyuna, devlet adamlarının meclisine, eski Türk evlerinde büyüklerin oturduğu yere divan denmesinin sebebi bundan olsa gerek.

Bir arkadaşım var. Birisini uğurlarken “rast gelsin” derdi. Peki ne “rast” gelsin? Farsça’da “rast“, “doğru” demektir.

Rahş“, gösterişli, “rahşan” ise parlak anlamına gelir.

Rîh=Kum demek, Rîh+tım ise “kumsal“.

Rûz=Gün demek, Ruzname ise takvim.

Reh= Yol demek, “rehber” ise yol gösteren.

Ser=Baş demektir. Ordu komutanına ‘ser’dar, gözünü budaktan ayırmayana ‘ser’dengeçti, sınır iline ‘ser’hat denmesi bundandır. Bir de ‘ser’seri vardır ki, aslında “seri başı/lider” demektir. Ama zamanla anlam kaymasına uğramış.

Kadim= Kıdemli demektir. Kelam-ı kadim Kur’an-ı kerimdir.

Kadem= “Ayak, adım” gibi anlamlara gelir. Bunun için bir işte ‘kadem’e ‘kadem’e ilerleriz. “Kademe” ise basamaktır. Ortadan kaybolan birinin sırra kadem basması bu yüzdendir.

Pâ= Ayak demektir, pa-puş ise ayak örtendir.  Pâ-çe=Küçük ayak demektir. Koyun, keçi ayağıyla yapılan ‘paça çorbası‘nı bilirsiniz. İşte bu çorbanın ismi ‘pâ-çe‘den başkası değildir. Ayaktan itibaren giyilen pâ-cemâ (yani pijama)nın ise “don şalvar” gibi anlamları vardır.

Kâm= Meram, arzu emel anlamındadır. Kâm-cu ise meramını arayan demektir. Kâmçu yiyen yük hayvanları meramını mı arıyordur artık bilemiyorum. İkbal peşindekileri gaza getiren şeyler insanı kamçılar…

Kâvim= kıvamlı, “kavm” ise “insan topluluğu” demektir.

Enf=‘Burun’dur. Eskiden burundan alınan keyif aracı enfiyeler varmış. Ama “enfes” burunla ilgili değil. Nefislerle ilgiymiş..

Kaim= Birbirinin yerine geçen demektir. Kaim-makam (kaymakam) birbirinin yerine geçer.

Püşt= Arka demektir. Hamamların vazgeçilmesi peştemal, “püşt-mal”dan başkası değildir.

Tir=Ok demektir. Birisinin tir tir titremesi başka ne anlama gelir ki…

Câme= Elbise, çamaşır anlamındadır. Câme-şuy: “Çamaşır yıkayan çamaşırçı”; “Câme-kan” ise “soyunulacak yer”dir.

Ümm= Ana demektir, ümmi ise “Anasından doğduğu gibi kalıp okuma yazma öğrenmemiş’tir.

Arapça’da türban= toprak demektir, tirbân ise “topraklar” anlamına gelir.

Rücu= Dönmek’tir. Bir şeyin aslına rücu etmesi bundandır.

Günümüzde, kendini akıllı zannedenlere ukula deriz. Oysa kelime, “akil”in çoğuludur ve akıllılar anlamına gelir.

Tiryâk= “Zehirlenmeye ve bazı hastalıklara karşı kullanılan macun” demektir. Tiryâki ise keyif veren şeylerden birine düşkün anlamındadır.

 

Yorum Yazın