Bürokratik kültür

Kültür bir toplumun kimliğidir ve kişinin yaşamının tüm alanlarını etkilemektedir. Her toplumun kendine özgü yeme-içme kültürü, ağırlama kültürü, çalışma kültürü gibi pek çok alt kültürü vardır. Toplumun kurumlarının nasıl yapılandırıldığını belirleyen bürokratik kültür de bir alt kültürdür ve toplumun siyasi ve sosyal kültüründen bağımsız değildir. Bürokratik kültür, bir toplumun idari yapısının algılanışıyla ilgilidir. İdareye ve idarecilik mesleğine karşı gösterilen tutum ve davranışlar toplumun bürokratik kültürünü meydana getirmektedir. Hukuk devleti, etik ve yönetimin meşruiyetine dair algılamalar, bir toplumun idari kurumlarını nasıl örgütlediğini ve yürüttüğünü belirleyen önemli faktörlerdir; bunlar arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması, bir toplumda bürokrasinin neden belirli bir şekilde kurulup işlediğini açıklayıcı olabilir.

Örgütsel davranış çalışmaları, her kurumun bir kültürünün olduğunu kabul ederler. Bir örgütün temel görevleri ve örgütteki insan ilişkileri konularında sürekli ve sistemli bir çaba anlamında, her örgüt bir kültüre sahiptir. Bürokrasi de bir toplumun en önemli örgütlerinden biridir; toplumun kendilerini yönetmesi için yetki verdiği seçilmişlerin aldığı kararları uygulayan mekanizmadır. Örgütsel kültür, aynı insan kültüründe olduğu gibi, nesilden nesle aktarılır; bürokraside de kültür aktarımı olmakta ve eğer değişim varsa bu çok yavaş gerçekleşmektedir. Diğer taraftan kurumsal kültürün toplumda hâkim olan kültürden bağımsız olmadığı da bir gerçektir. Dolayısıyla bir ülkedeki bürokratik kültür, toplumsal kültürü büyük ölçüde yansıtmaktadır.

Max Weber, Protestan Etiği ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserinde devleti “yazılı bir anayasası, rasyonel olarak saptanmış bir hukuku ve rasyonel kurallar ya da yasalar tarafından yönlendirilen bir idaresi, yetkili memurları olan siyasal bir kurum” olarak tanımlamaktadır. Ona göre yasal tahakküm tarzı, bu araçlar yoluyla egemenlik uygulayacak olanların, üzerinde anlaşılmış kurallar ve emir verme hakkının yasallığına inanmalarından almaktadır. Bu yasal egemenlik, rasyonel bir kurum olan bürokrasiye dayanır, ve Weber’in yasal-ussal meşruiyet dediği meşruiyet türünün kaynağını teşkil eder.

Bürokratik kültür iki düzlemde ele alınabilir. Makro düzlemde, bir ülkede idari kurumlardaki paylaşılan inançlar, uygulamalar, tutumlar ve değerler, ortak özellikler yansıtabilir; mikro düzlemde ise belli bir idari kurum kendine özgü inanç, değer, uygulama ve tutum setleri geliştirmiş olabilir. Bunlardan birincisi toplumsal kültürün genel özelliklerini yansıtır, ikincisinde ise bu zorunlu değildir; toplumun çoğunluğunun değerlerinden farklılaşmış kurumsal bir kültür meydana gelebilir. Bürokratik kültür ayrıca vatandaşların kamu görevlilerine bakış açısını da kapsar; bu bağlamda bürokratik kültür, bir vatandaştan genel hatlarıyla “bürokrat”ı tanımlaması istendiğinde verdiği cevaptır, ve bürokrasi ile ilgili ortak algılamaları oluşturur.

Siyasal kültür ile bürokratik kültür arasında yadsınamaz bir ilişki mevcuttur. Easton, her toplumun, amaçları ve varsayımları çok kutsal ve ihlal edilemez olan, tartışılmaz ve saygı gerektiren, kendi siyasal kültürel totem ve tabulara sahip olduklarını ifade eder. Buna göre siyasal kültürü, “belirli bir düşünme, hissetme ve davranma sarmalına sahip, inançlar, fikirler, normlar, ve değerler dizisi” olarak tanımlamak mümkündür. Herhangi bir sistemin performansı, belirli bir siyasal kültürle uyumlu olmasına bağlıdır. Siyasal kültürün tanımlanmasındaki temel amaç, incelenen siyasal sistemin devamlılığına ne tür bir kültürün katkıda bulunduğunu saptamaktır. Kışlalı, toplumun büyük çoğunluğunun inançlarına uygun bir siyasal iktidarın meşru olacağını belirtir. Yaygın inançlara ters düşen bir siyasal iktidarın sürekliliği, ancak baskı ve şiddet kullanması ile mümkündür.

Siyasi kültür ile bürokratik kültür arasındaki ilişkiyle ilgili olarak, hükümetteki bireysel kurumların kendi kültürlerini geliştirdikleri ileri sürülebilir. İngiliz Hazinesi veya Türk Dışişleri gibi bazı örgütler oldukça seçkinci kültürlere sahip olabilmektedir; buna karşın pek çok kurum (sosyal hizmet kurumları gibi) son derece katılımcı davranabilmekte, çalışanların ve hitap ettikleri kitlenin kararları üzerinde etkili olmasına izin vermektedir. Ayrıca, kurumlar üyelerini genel sosyal ve siyasi değerleri yorumlamaları için bazı gereçlerle teçhiz etmektedirler. Bu bağlamda örgüt kültürlerinin, doğumla başlayan toplumsallaşma sürecinde de önemli bir yere sahip oldukları söylenebilir.

Günümüzde küreselleşme eğiliminin de artmasıyla çok kültürlülük ve alt kültür gibi kavramlara çok sık başvurulmaktadır. Genel bir ifadeyle kültür, bir toplumun, ya da toplumdaki grupların yaşam biçimlerini ifade eder. İnsanların nasıl giyindiklerini, evlenme ve aile yaşamı biçimlerini, çalışma biçimlerini, dini törenlerini, boş vakitlerini nasıl geçirdiklerini içerir. Her toplumun ve toplum içindeki meslek, cinsiyet, yaş, eğitim vs. gruplarının birer kültürü vardır. Bu bağlamda her toplumda bir de bürokratik kültür olduğu ileri sürülebilir. Bürokratik kültür, bir toplumda devleti temsil eden mekanizmaya karşı vatandaşlar ve idareciler tarafından geliştirilen tutumları içerir. Bürokratik kültür kavramı, kamu malı bilinci, hediyeleşme ve rüşvetle ilgili tutum, liyakate verilen önem, adam kayırmacılık, patronaj ve nepotizm anlayışı, vatandaş ile idareci ayrımı, kamu gücünü kullanma bilinci, kamu hizmeti ve kamusal çıkar bilinci, kitaba bağlılık-esneklik dengesi gibi pek çok boyutu ve ikilemi içerir, ve ülkeden ülkeye farklı özellikler gösterebilir. Diğer örgütlerde olduğu gibi herhangi bir devlet kurumunda da tek bir kültür hâkim olabileceği gibi, birden fazla kültür de görülebilir. Kurum kültürü, temelde üç öğenin ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır: (i) örgüt mensuplarının tavır alışları, (ii) örgütte geçerli olan teknoloji, ve (iii) örgütün üstesinden gelmek zorunda olduğu çevresel zorlayıcılar. Bunlar örgüte, dünyaya bakış açısı ve göstereceği tepkiler bakımından kendine özgü nitelikler kazandırır. Eğer örgüt mensuplarının büyük çoğunluğu, örgütün temel görevlerinin ne olduğu ve bu görevlerin nasıl yerine getirilmesi gerektiği konusunda görüş birliğine sahiplerse, bu durumda örgütün tek bir kültüre sahip olduğu ifade edilebilir.[1]

Bürokrasi ile ilgili algılamalar oldukça köklüdür, ve gelişmiş ülkelerin kendi aralarında ve gelişmekte olan ülkelerin kendi aralarında benzer özellikler sergilemektedir. Bu bağlamda kamu bürokrasilerindeki misyon duygusu, birliktelik ruhu, görev bilinci gibi öz algılamalar kadar, toplumun bu kurumlara nasıl baktığı ve nasıl bir izlenim edindiği de önemlidir. Örnek olarak “bunun bir düğmesini koparmanın cezası altı aydan başlar” ifadesi, Türk toplumunda uzun yıllardır memurluk mesleğinin toplum nezdindeki ayrıcalıklı ve kanunlarla korunan yerine işaret eder; bu algılama sadece Türk toplumu için değil, pek çok toplum için uzun yıllar geçerliliğini korumuşsa da günümüzde yine eş zamanlı olarak hemen tüm toplumlarda değişime uğramakta.


[1] Özellikle dışişleri, maliye, ordu gibi kurumların kendine özgü kültürlerinin olduğu doğrudur; ancak bu konu, bu çalışmanın kapsamı dışındadır. Burada bürokratik kültür, bir bütün olarak devlet kurumlarına bakış açısı şeklinde ele alınmaktadır.

 

Yorum Yazın