Camdan kavanoz

Geçtiğimiz günlerde, arkadaşlarımla beraber bir kafede otururken kırılmış bir kavanoz parçası parmağımı kesti. Elimdeki peçeteyle kanamayı durdurmaya çalışırken, bir yandan da çay almak için kasaya gittim. Kasaya giderken bir öksürük tuttu; konuşmakta zorlanarak çayımı istedim. Çay servisi yapan genç çocuk duraksayarak, merhamet dolu gözlerle bana baktı. “Hastalığınız, ciddi galiba” dedi. “Efendim?” dedim şaşkınlıkla. Bu sefer konuşurken gözleriyle peçeteyi işaret etti. Öksürürken elimi ağzıma doğru götürmüştüm; elimde de parmağımı bastırmak için kullandığım peçete vardı. Gülmemeye çalışarak “hayır, ağzımdan gelmedi o kan, merak etmeyin” diyebildim sadece… O günden beri her aklıma geldikçe beni gülümseten bir durum olarak kaldı aklımda.

Christy Brown’un “Sol Ayağım” kitabı sinemaya uyarlanmıştı. Filmde Christy’nin yaptığı resimlerle ilgili yorum yapan kıza Christy “Görünüş, yanıltıcı olabilir.” diyordu. İster yukarıda paylaştığım ve beni gülümseten durumda olsun, ister hayatta yaşadığımız diğer durumlarda olsun bu böyle değil midir aslında? Görünüş bazen ne kadar da yanıltıcı olabiliyor aslında. İnsanlara karşı da öyle. Bir anda karar verip, bir anda etiket yapıştırabiliyoruz. Gerçek manada tanımadan, hayatın onu koyduğu kalıptaki halini değil de gerçek kişiliğini öğrenmeden, sadece görünüşe bakarak varıyoruz karara. Kısaca tanımaya çalışmadan.

Belki de bundan kaybettik biz hep, herkesin içinde bir güzellik olduğunu unutarak. İnsanları kendi koyduğumuz kurallarla, kendi oluşturduğumuz çerçeve içine yerleştirmeye çalıştık. Ya az geldi çerçeve resme, ya da fazla. Tamamen uymayanın kenarlarını da görmezden gelerek yaşamaya çalıştık. Kendi huylarımızı bile değiştiremezken, diğer insanlardan bizim için değişmesini bekledik. Yıllarca onun oluşturmaya çalıştığı karakterini, kişiliğini bir anda bizim için değiştirmesini bekledik. Ama unuttuğumuz şeyler oldu. Mesela yetiştiği aile, çevre, aldığı eğitim, isteklerimize ne kadar elverişli bunu unuttuk. Ya da Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidindeki gibi ihtiyaçlarının kaç basamağı karşılanmış diye düşünmeden…

Camdan kavanozun kırılan parçasının oluşturduğu görüşe aldanmadan, insanların mükemmel olmasını beklemeden, sadece onların içindeki asıl güzelliği görmeye çalıştığımızda, Yunus Emre misali yaradılanı, yaradandan ötürü sevdiğimizde gerçek mutluluğun tadına varabiliriz ancak.

Bu çok zor olmasa gerek; inandığımız sürece başarabiliriz.

Yorum Yazın