Çocuk ve ramazan

Paylaşmanın, sevginin, hoşgörünün, farkında olmanın en iyi hissedildiği bu güzel ayda çocuk olmak. Ramazanda çocuk olmak başkadır. Ramazan ve çocuk dendiğinde hepimizin yüzünde tebessüm belirir. En çok ikisini birbirine yakıştırırız. Hemen çocukluğumuzdaki ramazanlara döneriz: ‘Pidelerin sıcaklığına dayanamayıp son dakikada orucu bozmak’ ya da ‘abdest alırken çaktırmadan su yutmak’, ‘kimseye belli etmeden sevdiğimiz çikolatalardan yemek’ gibi birçok ortak anılarımız vardır.

Müslüman olmanın hayatına getirdiği farklılığın bilincine daha ziyade ramazan ayında varır çocuklar. Meraklıdırlar, onca değişikliği kendi iç dünyalarında türlü türlü yorumlarlar. ‘Yarın oruç tutacağız’ diyen bir babaya, üç yaşındaki oğlunun cevabı, ‘o zaman oltalarımızı hazırlayalım baba’ olabiliyor. ‘Anne! Koş, koş televizyona ramazan geliyormuş; kim olduğunu çok merak ediyorum’ diye heyecanlanabiliyorlar. Çünkü çocuklar hayata tertemiz ve dümdüz bakarlar, onların o temiz dimağlarını güzel anılarla, alışkanlıklarla dolduralım, çocuklarımıza orucun özünü anlatalım, yaşatalım.

Dünya üzerinde milyonlarca insan açken, aç kalmanın ne demek olduğunu, burun kıvırdıkları yiyeceklerin ne denli değerli olduğunu yemek beğendiremediğimiz çocuklarımıza bir gün de olsa hissettirelim. Böylelikle şükretmeyi, empati kurmayı öğrensinler.

İftar sofralarımızda fakirleri ağırlayalım. Ramazanın daha ötesi, nimetin paylaşılması gerektiğini, bize verilenlerin esas sahibinin bizler olmadığımızı çocuklarımıza gösterelim. Gösterelim ki ileride her şeyi kendilerinin zannedip mal hırsıyla hayatlarını heba etmesinler.

Oruç tutanını-tutmayanını bir araya getirip kucaklaştıralım ki onlar da ileride herkesin kendi inandığı gibi yaşayabileceği, kendilerine düşen payenin saygı duymak olduğu bilinciyle yetişsinler.

Müslümanın anayasası olan dinimizin en temel kaynağı Kuran’la hemhal edelim ki yarınlarında dinlerini kulaktan dolma hurafelerle yaşamasınlar; inandıklarını söyledikleri dinlerine yabancı şahsiyetler olmasınlar; en ufak bir sarsıntıda boşluğa düşmesinler.

Camilere götürelim çocuklarımızı; zenginiyle fakiriyle, eğitimlisi eğitimsiziyle ayrım gözetmeksizin toplumun bütün bireylerinin omuz omuza olduğu toplumsal kaynaşmaya şahit olsunlar.

Bütün bunlar çocuklarda büyümeye atılan adım olarak karşılık bulur, özgüvenlerini artırır, empati yeteneklerini geliştirir, merhamet duygularını açığa çıkarır.

Bizim doğru rol model olmamız çok önemli. Öncelikle bizlerin ramazanın hakkını vermemiz gerekir.

Ümit ederim ki kalan on gün içerisinde ramazanın kardeşlik, af ve mağfiret iklimine uygun olarak, birbirimizin hatalarını bulmak yerine affedici olmayı, ötelemek yerine kucaklamayı, bencillik yerine paylaşmayı sağlayabiliriz. Her insanın özünde merhamet etme, sevgi duyma ve affetme ihtiyacı vardır. Vakit varken bu anlarımızı iyi değerlendirelim. Gelecek ramazana geç kalmış olabiliriz.

Yorum Yazın