Çocuk ve zaman

İnsanın doğasında özgürlük var. Kendimizi özgür hissettiğimiz gerçek evre ise çocukluk çağı. Umurunda değildir çocuğun insanlar, çevre, eşya, kırılan, dökülen, bozulan. Onun tek derdi mutluluktur.

Oysa modern çağların insana dayattığı özgürlük adeta bağımlılıklar yumağı. Önce evlerimizle başladık kısıtlamalara; gücün ve gösterişin sembolü haline gelen beton yığınların arasında kaldı çocukların özgürlükleri. Dalından meyve-sebze koparmanın tadına varamayan, toprakla arkadaşlık kuramayan, özgürce koşturup terleyemeyen, hayvanlara dokunamayan çocukların sayısı her geçen gün arttı. Bilgisayarlar ve televizyonlar sanal arkadaşları oldu. Bu yüzden paylaşmayla ilgili sıkıntılar yaşar hale geldiler.

Her şeyin maddiyatla ölçüldüğü bu dönemde ebeveynler çocuklarına verdikleri değeri pahalı oyuncaklarla ve marka kıyafetlerle ölçer hale geldiler. Şehir hayatının koşuşturmacasında çocuklarına ayıramadıkları zamanın bedeliydi aslında her istediklerini almak. Bütün bunlar çocukların daha iyi bir hayat sürmesi ve yarınları içindi ancak kaçan bu günleriydi. Anne babaların sürekli bir şeylere yetişme ve yetme kaygısı hem kendilerini hem de sevdiklerini geri plana atmalarına neden olabiliyor.

Yeteri kadar ilgi görmeyen ya da aşırı sevgiyle karşılanan çocukların davranışlarında bozukluklar görülebiliyor, onlar da duydukları rahatsızlıkları oyuncaklarını kırarak, kendilerine zarar vererek ya da ağlayarak hissettirmeye çalışıyorlar ve neticede mutsuz, doyumsuz, stres yüklü çocuklar ortaya çıkıyor.

Çocuklardaki bu stres yükünü azaltmak için öncelikle anne babaların kendi üzerlerindeki gündelik sıkıntılarını çocuklara yansıtmamaları gerekir. Büyükler için sıradan olan bir olay çocukların dünyasında farklı yansımalara neden olur.

Aslında çocuklar anlaşılması zor varlıklar değiller ve genelde de birbirlerine benzerler. Onları mutlu etmek ise sanılanın aksine kolaydır. Yeter ki onları anlamak için zaman ayırıp gayret gösterelim.

* Çocukları mutlu etmenin yollarından ilki anne babaların çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmeleridir. Yapılan bir araştırmaya göre çocuklar anne babalarının sözlerinden çok, mimiklerine bakarak onların düşüncelerini anlayabiliyorlar. O yüzden çocukla oynuyormuş gibi yapmak yerine gerçekten keyif alarak oynamalı. Örneğin parka giden çocuk ve babanın iki saatini birlikte geçirmeleri çocuk için tam bir doyum sağlamıyor; ancak aynı çocuk hem babasının hem de kendisinin ortak keyif noktası olan yarım saatlik araba yıkama da doyuma ulaşıyor.

* Hafta sonu tatillerinde ortak zaman geçirmenin tanımı alışveriş merkezlerine gitmek oldu. Oysa aileler alışveriş merkezlerine hapsolmaktan kurtulmalıdırlar. Ailelerin para harcamadan verimli zaman geçirebilecekleri ortamları olmalıdır.

* Anne babalar çocuklarının akranlarıyla birlikte olabilecekleri ortamlar oluşturmalıdır.

* Çocukların yetenekli oldukları dallarda spor yapmaları teşvik edilmelidir. Böylelikle özgüvenleri de pekişmiş olur.

* Özellikle şehirlerde çocukların doğayla iç içe zaman geçirecekleri enerjilerini atabilecekleri alanları olmalıdır. Ve burada iş belediyelere, şehir planlamacılarına düşmektedir. Çocukların toprakla temas kurabilecekleri tarımsal faaliyet bölümleri ve botanik parklar oluşturulmalıdır. Parklarda neden meyve ağaçları olmasın!

* Yine çocukların hayvanlarla haşırneşir olabilecekleri merkezler olmalı. Böylelikle çocuklar dünyada kendileri dışındaki canlıların yaşam haklarına saygı duymayı içselleştirebilirler.

* Neticede çocuklara küçük şeylerle mutlu olmayı öğreterek, maddeden çok manayı özümseterek ruhlarını doyurmalıyız.  Ruhu doyuma ulaşmış çocuk mutlu çocuk, mutlu çocuklarsa mutlu yarınlar demektir.

 

Yorum Yazın