Çöldeki Damla

Tek bir şarkı, değiştirebilirdi hayatınızı, her anlamda hemde. Şarkıların girişleri her zaman önemli olmuştur benim için, o yakalama etkisi kaçınılmazsa , sonrası bir rüzgar etkisiyle esip geçerdi içinizden.

İlk titreşim aslında iyi hissettirirdi, çarpışma anı kaçınılmazdı duygularla, sonrasında yüzde oluşan bir tebessümle , her şeyin ötesine geçiş başlardı. Tek bir kelime bir kitap yazdırabilirdi kişiye, içe doğru işlemiş, ruha düğümlenmiştir yaşananlar. Hep tasvir  edilir, film şeridi misali.Size tek bir şarkı sunuyorum ki, kimi için zerre duygu barındırmayacak olan, bazısı içinse o ilk oluşumu simgeleyen. Tüm hayatınızı sığdırabilirsiniz, yalnızca üç dakikalık ömür biçerek belki.

Hikayenin gizli olduğu ne varsa ve geriye yaşanacak ne kaldıysa… Hayatınızı bir düğüm olarak betimlediğiniz olmuş mudur hiç? Bu öyle sıkı olduğu düşünülen ve çözümden aslında uzak olmayan türden bir düğümdü, ama zamanı vardı bazı şeylerin, her şey olması gerektiği zaman gerçekleşecekti, tüm bu üzerine oturduğumuz döngü. Çözülecekse de şayet bir anlam ifade etmeliydi size, taştaki bir donukluğu değil yalnızca.

Ne kadere inanırdım, ne de tesadüflere, her şey gerçekleşmesi gerektiği için gerçekleşecekti, olabilecek olan tüm günlerin sonuna değin. Bu durumu biraz daha derinlemesine betimleyecek olursak, Yunan mitolojisindeki kader tanrıçalarının ipleriyle özdeşleştirebiliriz, bu biraz farklı olmak zorunda lakin. Şöyle ki, yaşam kaderle ilişkilendirilecekse şayet, o ipler ve kırılma noktalarında atılan düğümler, bizim elimizden çıkma olmalıydı. Tek kabul edilemeyen zıtlıklardı, renkleri ayırt edebilsek de tek bir tane görmek istediğimizde öyle görüyorduk. Bu kolaydı, severdik böylesini hep. Biz istiyorduk ki hep, her şey iyi olsun. Düşünülemeyen şuydu, düşünülmekten korkulan, karanlık kısım, kötülükle bağdaştırılan. Ya kötü olmasaydı, istenecek ne kalacaktı geriye? Böyle bir evren hiç var olmamış ve var olmayacak olandı. Bu durumda kötü olan ya da kötülükle bağdaştırılan ne varsa, hayıflanmalar yerine mücadele etme çabası, canlı olduğunuzu ve işe yaradığınızı hissettirebilirdi bu evrende, bir yaşama o ya da bu şekilde iyiye yönelik bir dokunuşla. Bu da samimiyet gerekiyordu, gerçek bir samimiyet her türlü kötü düşünceden arınabilmiş ve gerçek bir çabaya sahip. Bir şeyi öyle kolayca elde edemezdiniz, fakat kolay olsun isterdiniz. Kendi canlılığını gölgelerde bırakan kişi, diğerleri için bir şey yapamazdı ve yardım çabası da keza çok pürüzsüz görünmezdi bu şekilde. Zaman hiçbir zaman yeterince büyük görünmeyecekti eylem için, içinde barındırdığı ya da bizden sonra barındıracak olduğu tüm rakamlara rağmen.

O ilk tını, çınladığında kulağında,
Düşün ki atsın seni tüm evrenin dışına.
Sonraki an yıldızlardasın, görebiliyorsun tüm geçmişi ve geleceği.
İzliyorsun bir aşağılardan, bir yukarılardan olmuş olan ne varsa o aralarda.
İçinden kopuyor parçalar, tekrar döndüğünde, yerleşmek ümidiyle uygun olan yere.
Kaç şey hissettirebilir, yağmur hissini çöldeki?
Belki bir daha rastlayamayacağın türden bu parlaklık, ışıltılı gökyüzü arasındaki taşların.
Seni içine alıyor,  aynı zamanda veriyor koşma hissini, o yağmur damlalı çöllerde.
Düşünerek her şeyi ve hiçbir şeyi, kaçırmamak gerekir, her zaman gelmeyecek olan bu döngüyü!

Gizem Karagüzel
Çöldeki Damla

Yorum Yazın