Dalgacı telaş

Esnedi: gününü bitirmişti, gençliği ile ilişkisini kesmişti. Daha şimdiden, denenmiş ahlak prensipleri ona yardımlarını teklif ediyorlardı: gözü açılmış epikürizm, güleryüzlü hoşgörürlük, kader fikri, ciddiyet ruhu, sabır ve metanet; kısacası boşa gitmiş bir hayatı, bundan anlayan bir usta gibi her an yudum yudum tatmak imkanını veren her şey.  Sartre (Uyanış)               

Burada, bu sokakta, karanlık bulduğum bir köşede kendime bir yer edinmiş, hem izleyen aynı zamanda da izlenendim. Kollarımı birbirine kavuşturmuş, genel geçer yorumlarda var olan sizinle ilgilenmiyorum pozisyonunu almış, her şeyin dışında olmaya çalışırken, delicesine içinde bulmuştum. Sonraki an düşünmeye devam ettim, nasıl devam etmezdiniz, yaşadığınız sürece düşüncelerinize ket vurabilir miydiniz? Sadece bazen bazı şeyleri unutuyorduk, mesela yaşamı anlamlandırmaya çalışırken, gündelik yaşamın gevşekliğini unutmak istiyorduk öncelikle.

Çoğu zaman karanlıkta çalışmayı, vakit geçirmeyi, dinlemeyi sevdiğimi düşünürken, bu an için bana dinginlik mi yoksa huzursuzluk mu verdiğini çözmeye çalışıyordum. Öyle ya sürekli aynı konfora sahip olmayı beklemekte hataydı. Arada huzur verdiği gibi beni huzursuzlaştırmalıydı da, makinadan farklı olması gereken ‘insan’ adı verilen yaşam formu doğada olması gerektiği gibi sürdürmeliydi yaşamı. Zıtlıkları kabul ederek, şimdi geceyse, durdurulamayan zaman yerini aydınlığa bırakacaktı ve buradan geçen canlılar geceye münhasır gölgelerini, gündüz güneş ışığına devredecek ve buradan geçen bizler yeniden geçecektik. Geriye, sıradan olanı sıradışı yapan bakış ve manzaralar kalıyordu ve ben ne kadar anlatsam da, üzerine ne kadar çözümleme yapılırsa yapılsın nasıl hissettiğimin duygusunun asla çözülemeyeceği düşüncesi beni heyecanlandırıyordu. Kendimi, bu gece oradan geçerken, Virginia Wollf’un da dediği gibi o an için yapılması gereken en iyi şeyi yaptığımı düşünerek geçirdim, aklımdakileri havayla temas ettirerek.

Yorum Yazın