Deniz kabuğunun öğrettikleri

Geçen gün havanın güzel olmasını fırsat bilip eşim ve oğlumla Florya sahiline gittik. Deniz kıyısında gezerken küçük bir deniz kabuğu oğlumun dikkatini çekti.

Bir oyun başlatıp, “Hadi bunların en güzellerini toplayalım, eve görütüp süs eşyası yapalım” dedim. Maksadım, hem onu biraz eğlendirmek, hem de basıp geçtiği kumların arasındaki güzelliklerin farkına vardırmaktı.

Çocuk bu ya! Deniz kabuklarının en irilerini, en beyazlarını getirmeye başladı.

“Bunları taşıması zor olur, küçük olanları toplayalım” dedim. Başladık aramaya.

Gördüğüm manzara karşısında açıkçası hayretler içinde kaldım. Taşları, büyük kabukları kaldırdıkça altlarından gökkuşağını andıran bir renk cümbüşü çıkıyordu. Pirinç büyüklüğündeki kabukların sarının, kırmızının, kahverenginin, siyahın tonlarında öyle tatlı renkleri vardı ki…

20 kadarını bir istiridye kabuğunun içine koyup fotoğrafını çektik. (Burada büyük gibi göründüğüne bakmayın. Aslında çok minikler).

Ve gördüğünüz manzara çıktı ortaya…

O deniz kabukları bana bir şey öğretti:

Biz de çoğu zaman çocuklar gibi değil miyiz?

Daha iyisini, daha çoğunu, daha güçlüsünü, daha hızlısını görüyor ve istemiyor muyuz hep?

Ve bunlar uğruna hayattaki küçük ama kıymetli şeyleri ıskalamıyor muyuz?

 

Yorum Yazın