Deniz söylüyor

Deniz söylüyor:

Karanın karşısındayım ve içimde birkaç kara parçası daha… Mavidir rengim, bazen yağmur bulutları yansır üzerime, işte o zaman kararırım. İlkbaharda ise mavi-yeşil algler doğar bende yeşili andırır rengim. Zaman zaman değişse de böyle rengim, suyum hep aynıdır. Aynı sularla oynaşırım ben, aynı sularla boğuşurum. İnsanlar geçer karşıma, benim enginliğimi seyrederler. Enginliğimi sonsuzlukmuşçasına görürler, çünkü bana bakıldığında sonum yokmuş gibi görünür.

İçimde ne canlar yaşatırım! İçim içimi yer bazen. Nasıl mı? Bendeki bir canlının bendeki diğer bir canlıyı yemesiyle olur bu.

Gündüz parıltılarını döker, gece ise yansır üzerime. Bir başkadır bizim buluşmalarımız. Güneşin batışı benden ayrılışıdır. Bu ayrılık yakar ikimizi de. Hem güneşi hem beni bir kızıllık kaplar. Sonra geçer, ayrılığım geçicidir. Gece ise ayla buluşurum. Evet! Bir değil iki sevgilim var benim; ay ve güneş. Hayır! İkisinden de ayrılamam. Ay ve güneş ne kadar da ayrılar ve ne kadar da benzerler birbirlerine. Benzerler çünkü, ikisi e en güzel benim üzerimde doğarlar ve en güzel benim üzerimdedir batışları. Ayrılar; bir görünürken diğeri saklar kendini. An meselesidir ikisinin de birlikte gökte asılı kalışı.

Karşı tarafımda insanlar vardır. İnsanlar sevgili yaparlar beni kendilerine. İsim verirler çocuklarına “Deniz” diye. Rengim mavidir. Deniz gözlü sevgili derler. İşte orada gökyüzü beni kıskanır; neden gökyüzü gözlü değil de deniz gözlü derler diye. Bu kıskançlık ayırır bizi. Bu ise ufuk çizgimizdir.

Yorum Yazın