Dil ve iletişim

İnsanoğlu evrende yer edindiği ilk günden bu yana ihtiyaçlarını karşılamak, içinde bulunduğu durumu anlatabilmek, anlaşılabilmek ve karşılıklı etkileşime geçebilmek için birçok yola başvurmuştur. Bu durumda en temel öge iletişimdir; iletişim dendiğinde ise insan doğasının en önemli yapı taşlarından biri olarak dil akla gelmektedir. Beraberinde ise ‘Dil bir anda mı ortaya çıkmıştır?’ yoksa ‘dilin oluşumu bir süreç meselesi midir?’ gibi birçok soru.

Dil teorisyenlerinin ortak düşüncesi, dilin çevresel faktörler, görsellik ve sembollerin kullanımıyla birlikte ortaya çıkmış olmasıdır. Dünyamızda oluşturulmuş yapıların, kelimelerin ve anlam ifade eden sözcüklerin tamamının doğada var olan yansımalarla ve bunların etkileşimleriyle meydana geldiği kanısında teorisyenlerin hemfikir olduğu söylenebilir. Fransız bir dil bilimci olan Ferdinand de Saussure’ün çalışmaları da dile ait evrensel yapıların sistematik biçimde oluştuğu görüşüyle bağdaşmaktadır.

İletişimin temel aracı olan dil, kültürün de taşıyıcısıdır. Kültürün dile muhtaç olduğu düşünülünce dilin yaşamımızdaki önemi daha anlaşılır olmaktadır. Saussure’e göre dil, bilimsel olarak incelenmeli ve en küçük parçasına dek irdelenmelidir. Çünkü dilde ikililikler bulunur; buna “binary oppositions” der. Dilin metin içerisindeki tam anlamı ancak en ufak parçalarına değin incelenmesi ve analiz edilmesiyle açığa çıkarılabilir.

Fakat yapısalcılık sonrası çalışmalar ve eleştirmenler (post yapısalcılık) bu durumun hiç de öyle olmadığını ileri sürer; ikililiklerin olduğu bir dil sisteminin sorunlu olduğuna işaret eder. Bu kez de bir metnin istenilen net ve gerçek anlamı vermesi mümkün değildir. Yapısalcılık sonrası yazılmış eserlerin daha çok alegorik oldukları ve yer zaman kıskacında belirli alan ve zamanları kullanmadıkları gözlenir. Bu da eserin kime göndermede bulunduğu konusunda sorunlar doğurur. Örneğin, Barbarları Beklerken (Waiting for Barbarians) Afrika’da geçtiği varsayılabilecek bir romanken yazar eserde asla yer, zaman kavramına değinmez. Bu da dilin, Saussure’ün ifade ettiği gibi, net anlamı bulma ve metinden çıkarabilme konusunda yetersizliğini gözler önüne serer.

Dil, bozulmuş bir saat gibi işlemekte ve insana doğruluğu tartışılacak bir konuyu, modern yaşamımızı, sorgulamamıza sebep olmaktadır. Ancak unutulmaması gereken bir şey varsa, o da dilin gerçekten ihtiyacımız olan medeniyeti, kültürü ve hatta kişisel kimliğimizi yarınlara taşıyacak olan görkemli bir araç olması ve insanın ondan daha iyisini elbette üretemeyeceğidir.

Yorum Yazın