Doğum koçları ve sezaryen

Sezaryen kavramı nasıl ortaya çıktı? Kesin olmamakla birlikte, doğumun doğal olmadığı durumlarda karın ve rahmin kesilerek bebeğin alındığı cerrahi bir işlem olarak tanımlanan sezaryen, Eski Roma İmparatoru Jül Sezar’ın milattan önce 15 yılında annesi Aurelia Cotta’nın karnından ameliyatla çıkarıldığı efsanesine dayanmaktadır. Her ne kadar Jül Sezar’ın bu yöntemle doğduğu spekülasyonunun gerçek olmadığı ortaya çıksa da, günümüzde yaygın olarak uygulanan bir ameliyat olan sezaryenin ortaya çıkış hikâyesi bu şekilde anlatılmaktadır.

Sezaryenin iki bin yıllık bir geçmişi olduğuna inanılmakla birlikte, 20. yüzyıla kadar sezaryen sonrasında annenin hayatta kalma olasılığı oldukça düşüktü. 1900’lerin başına kadar sezaryen doğum yapan kadınların çoğu hayatını kaybetmişti. 20. yüzyılda ise sezaryen doğum yöntemi yaygın şekilde kullanılan bir cerrahi işlem haline gelmiştir. 20. yüzyılın başında sezaryen doğum, kadın hayatını kurtarmak için yapılan umutsuz bir ameliyattı. 20. yüzyılın ortalarında, fetüsün hayatını kurtaracak düşük riskli bir operasyon olarak düşünülüyordu. 20. yüzyıl sona erdiğinde ise hem annenin, hem bebeğin, hem de hekimin hayatını kolaylaştıracak bir operasyon haline geldi. Günümüzde ise en sık uygulanan cerrahi uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’de son yılda sezaryen doğum sayılarında önemli bir artış yaşanmıştır. 2002 yılında sezaryen doğumların tüm doğumlar içindeki payı %21 iken, 2011 yılına geldiğimizde bu oran iki katından fazla artış göstermiş ve %47’ye yükselmiştir. Dikkatleri çeken bu tablo, Türkiye’de gerçekleşen her iki doğumdan birinin sezaryen olduğunu göstermektedir.

Sezaryen Doğumların Tüm Doğumlar İçindeki Oranı, 2002-2011, Türkiye

Yıl

2002

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009

2010

2011

Sezaryen doğum (%)

21

21

25

29

32

36

37

43

46

47

Sezaryen doğumların tüm doğumlar içindeki oranı ile ilgili tartışmalar bulunmakla birlikte, bu konuda ideal bir oran verebilmek mümkün değildir. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sezaryen doğum ile ilgili önermiş olduğu %15 ideal oranını 2010 yılında revize etme gereği duymuş ve “İdeal bir oran verebilmek için herhangi bir deneysel kanıt yoktur. Sezaryene ihtiyaç duyan her kadın buna sahip olacaktır, önemli olan da budur.” şeklinde resmi açıklamada bulunmuştur. Her ne kadar Dünya Sağlık Örgütü sezaryen doğumla ilgili ideal bir oran önermese de, bu konuda uluslararası karşılaştırma yapmakta fayda vardır. 2010 yılı istatistiklerine baktığımızda dünya genelinde sezaryen doğumların tüm doğumlar içindeki oranının %16 olduğunu görüyoruz. Aynı oran Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesinde yer alan ülkeler için %22, üst gelir grubu ülkeler için %28 ve orta-üst gelir grubu ülkeler için %31’dir. Dikkat edildiği üzere, ekonomik gelişmişlik ile sezaryen doğum orasında ters orantılı bir ilişki bulunmaktadır. Ekonomik gelişmiş düzeyi arttıkça, sezaryen doğumların tüm doğumlar içindeki oranı azalmaktadır.

Sezaryen Doğumların Tüm Doğumlar İçindeki Oranının Uluslararası Karşılaştırması, 2010

(%)

Dünya

16

DSÖ Avrupa Bölgesi

22

Üst Gelir Grubu Ülkeler

28

Orta-Üst Gelir Grubu Ülkeler

31

Türkiye

46

Dünya ortalaması %16 olan sezaryen doğumların tüm doğumlar içindeki oranının Türkiye’de %46 olması dikkat çekici ve düşündürücüdür. 2002 yılında %21 olarak gerçekleşen bu oranın 2011 yılına geldiğimizde %47’ye yükselmesi tesadüfi değildir. Söz konusu artışta pek çok faktörün etkili olabileceği düşünülmekle birlikte, 2004 yılında hayata geçirilen performansa dayalı ek ödeme uygulamasının ve sağlık hizmetlerinde özel sektörünün payının artmasının en önemli etken olduğunu söyleyebiliriz. Hekimlerin yaptıkları muayene ve ameliyat sayısı ve türüne göre ücret almaları esasına dayanan performansa dayalı ek ödeme uygulaması ile birlikte muayene ve ameliyat sayılarında kayda değer bir artış yaşanmıştır. Bu durum tüm doğumlar içinde sezaryen doğum oranının artması sonucuna yol açmıştır. Diğer taraftan 2003 yılından itibaren özel sağlık sektörünün teşvik edilmesiyle birlikte özel hastanelerin sayısında kayda değer bir artış yaşanmıştır. Bu gelişmenin de sezaryen doğumların sayısında artışa yol açtığı düşünülmektedir. Nitekim sezaryen doğumlar daha çok özel hastanelerde gerçekleşmektedir.

Türkiye’de son 10 yılda sezaryen doğum oranındaki ciddi artış, Sağlık Bakanlığı’nı birtakım önlemler alma konusunda harekete geçirdi. Nüfus artış hızında düşüş karşısında ailelerin “en az üç çocuk” yapması gerektiği söylemine paralel olarak, son dönemde sezaryen doğum oranının düşürülmesi için politik söylemlerin geliştirildiğine şahit olduk. Sağlık Bakanlığı tarafından çeşitli platformlarda sezaryenin cerrahi bir girişim olduğuna, doğumun ise doğal bir süreç olduğuna vurgu yapılarak, tıbbi açıdan gerekmedikçe sezaryene başvurulmaması gerektiğinin altı çizildi. Sezaryen doğum oranın düşürülmesi ve normal doğumun teşvik edilmesi amacıyla, Sağlık Bakanlığı tarafından son olarak “doğum koçu” uygulaması gündeme taşındı.

Sağlık Bakanlığı, sezaryenin azaltılmasına yönelik önlemler kapsamında, anne adayının endişesini gidermek ve doğum stresini en aza indirmek için “doğum koçu” uygulamasını hayata geçireceğini açıkladı. İletişim başta olmak üzere birtakım eğitimlerin ardından ebelerin “doğum koçu” olarak görev yapacakları ifade edildi. Gerek nüfus politikalarının belirlenmesi gerekse sezaryen doğum oranının makul düzeylere indirilmesi açısından, normal doğumun teşvik edilmesine yönelik her türlü düzenleme ve uygulama kuşkusuz çok faydalıdır. Bu çerçevede “doğum koçu” uygulaması son derece yerinde bir adımdır. Ancak bu noktada bazı sorular aklımıza takılmaktadır:

Türkiye’de kaç kadın doğum uzmanı vardır?

Türkiye’de kaç ebe vardır?

Türkiye’de yılda kaç doğum gerçekleşmektedir?

Doğum kadın doğum uzmanı tarafından mı, ebe tarafından mı gerçekleştirilmelidir?

Sezaryen doğum ve normal doğum bir hekimin kaç saatini alır?

Her ailenin ortalama üç çocuk sahibi olabilmesi için gereken sağlık insan gücü kapasitesi nedir?

2011 yılında Türkiye’de toplam 1.241.412 doğum gerçekleşmiştir. 2011 yılı itibariyle Türkiye’de kamu, özel ve üniversite hastanelerinde görev yapan ebe sayısı ise 51.905’tir. Sağlık Bakanlığı’nda görev yapan ebe sayısı 46.944; Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde görev yapan ebe sayısı ise 25.123’tür. Yine 2011 yılı itibariyle Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde görev yapan kadın doğum uzmanı hekim sayısı 2.082’dir. Bu rakamlara göre 2011 yılında bir kadın doğum uzmanına düşen toplam doğu sayısı 596, bir ebeye düşen toplam doğum sayısı ise 49’dur. Bu tablo sezaryen doğum oranının azaltılması ve normal doğumun teşvik edilmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından gündeme taşınan “doğum koçu” uygulamasının pratikte pek de mümkün olmadığını göstermektedir.

Toplam Doğum Sayısı 1.241.412
Ebe Sayısı (Tüm Sektörler) 51.905
Ebe Sayısı (Sağlık Bakanlığı) 46.944
Ebe Sayısı (Sağlık Bakanlığı Hastaneleri) 25.123
Kadın Doğum Uzmanı Sayısı (Sağlık Bakanlığı   Hastaneleri) 2.082
Ebe Başına Düşen Toplam Doğum Sayısı 49
Kadın Doğum Uzmanı Başına Düşen Toplam Doğum Sayısı 596

 

Sonuç olarak normal doğumun teşvik edilmesi ve sezaryen doğum oranının azaltılması için “doğum koçu” uygulaması faydalı bir girişim olmakla birlikte tek başına kesinlikle yeterli değildir. Komplikasyonlar dışında sezaryen doğumun tercih edilmesinin en büyük gerekçesinin “ağrı korkusu” olduğu göz önünde bulundurulduğunda, anne adaylarına psikolojik destek verecek “doğum koçları” kadar ağrısız doğum yöntemlerinin yaygınlaştırılması konusunda Sağlık Bakanlığı’nın hassasiyet göstermesi gerekmektedir. Diğer taraftan birtakım teşviklerle normal doğumun tercih edilmesi sağlanabilir. Örneğin çalışan annelerin normal doğum yapmaları durumunda 1 yıl ücretli izin hakkı verilmesi, ev kadını annelerin normal doğum yapmaları durumunda ise “bebek bakım desteği” verilmesi yoluyla tıbbi gereklilikler dışında sezaryen doğum oranları önemli ölçüde düşürülebilir. Halihazırda Devlet Memurları Kanunu ve İş Kanununa göre verilen doğum yardımı ödenekleri amaca hizmet etmekten çok uzaktır. Normal doğumu tercih eden ailelere, doğum sonrasından bebeğin bakımı ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere makul düzeyde bir doğum yardımı ödeneğinin verilmesi de sezaryen doğum oranlarının düşürülmesinde önemli bir teşvik aracı olacaktır. Sağlıklı nesiller için annelere görev düştüğü kadar Sağlık Bakanlığı’nın, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ve Maliye Bakanlığı’nın da elini taşın altına koyması gerekmektedir.

Yorum Yazın