Eğitimin eti kemiği ve ruhu

Gelişmekte olan ülkemizin başlıca sorunlarında akla ilk gelen ve dudaklarda zikredilen sorunların başını ne yazık ki eğitim sistemimiz çekiyor. Yıllardır eğitimin tanımı ve bu tanım doğrultusunda sistematik oluşumu tartışıla gelmiştir. Eğitim, ailedeki doğal kaynaklı bir pratikten sonra sistem içinde harman edilmiş şekilde okul dediğimiz kurumlarda verilen, her anlamda büyüme aşılamasıdır bana göre.

Bu sorun değişen dünya karşısında ayak uyduramayan kurumların sarsıntısının gelecek üzerinde yaratacağı geniş çaplı yıkım sonucunu doğuracaktır. Eğitim kavramını geçmiş ile günümüz arasında bir köprü kurarak değer kavramı bağlamında incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir dönemin anne ve babaları çocuklarının ruhunu evde bırakarak et ve kemikleriyle götürdükleri talebelerini okulda öğretmenlerine teslim edişinin olağanca saygısını eminim ki herkes büyüklerinden dinlemiştir. Bundan mıdır bilinmez değişen değerlerle bu neslin çocuklarının intikam aldığı bir çıkmazın içinde olduğumuzu düşünüyorum. Millet olarak acıları, sevinçleri, mutluluğu, nefreti tüm duygularımızı uç noktalarda yaşıyoruz. Aynı şekilde saygı ve saygısızlık da eklenebilir. Çok değil bundan belki 10- 15 yıl önce hala böyle düşünen veliler şimdi yerini çocuklarının öğretmenlerinin sert bakışlara dahi maruz kalması karşısında terör estirir hallere geldi. İki durum tam da uç nokta örnekleridir.

Yorgun savaşlardan çıkan, rejim değişikliği yaşayan, harf inkılâbı ve 80 dönemi gibi keskin geçişler yaşayan ülkemizde yetkin öğretmen, ahlaki yozlaşmaya uğramayan öğrenci ve nitelikli müfredat üçgeni sağlanamadıkça büyük bir tehlikenin bizleri beklediği yadsınamaz bir gerçektir. Değerler açısından yaşanan yozlaşmanın yanında okul kavramının değersizleşmesinin nedeni tek bir sınav sistemine endekslenen hayatların başaranlar ve asla başaramayacak olanlar diye yeni neslin başta aileleri tarafından ayrılmasıdır. Hükmen yenik olarak hayatlarına devam eden ve çarelerini başarısızlıklarını bastırmakta bulan ve sosyal sapmaların başrol oyuncusu olanlar ve yine emeklerinin karşılığını alamayan, baraj puanlarının hırçınlığıyla, hayallerinin ve sahibi olamadığı meslekler kursağında kalarak mutsuzluklarda boğulmuş olanlar…

Okuma yazma oranını, gelişmekte olan ülkemiz piramitlerinde arttırma çabalarının özde değil sözde kaldığı kaçınılmaz sonuçtur. Yeteneklerine göre değil “puanı yettiklerine” göre meslek seçme ve eğitim alma öğretmenlikte olduğu gibi her meslek alanında niteliksizliği beraberinde getirecektir. Zira iyi öğretmen x ile y‘ yi hala doğru yerlerde kullanabiliyor mu sorusuyla algılanamayacağı sonuçları da bu sürecin tuğla taşlarındandır. Sonuç olarak sevgi ve saygının tohumlarının ilk olarak atıldığı bu kurum maalesef git gide tanımlanamaz manevi yönünü kaybetmektedir sistem olarak yapılan yanlışlıklar geleceğin gençliğini bozuk bir kalıba oturtmakla birlikte maneviyatını da son sürat bir hızla kaybetmektedir ki tehlikenin en büyüğü budur. Yeteneklerine göre öğretmen alımı ya da alımlarda doğru seçim uygulamaları, sadece mezun öğrenci değil gerçekten mezun edilebilecek öğrenci yetiştirmek, herkesi yeteneklerine göre yönlendirmek ve statünün yetenekle belirlendiği bir toplum anlayışı tanımlanamaz problemlerin kökten çözümü olacaktır. Zira mağlup bir gelecek asla galip hayatlar doğurmayacaktır.

Yorum Yazın