Franz Kafka ve Milena’ya Mektuplar

Elinize kaleminizi aldığınızda her şey olmaya hazır beyaz bir kağıda ruh vermek pek de kolay olmuyor. Öyle ki ruhsuz yazılar ve tükenmez denilen sözcükler mayası bozuk bir nimete dönüşüyor körpe ellerde. Hunharca dövülüyor kalem mürekkebi bembeyaz sayfa üzerine ve ruhsuz bir losyonla kaplanıyor bütün kağıt. Dolayısıyla yazı yazmanın hevesi okunmamakla son buluyor. İşte bugün size nakış nakış işlenmiş mektuplardan bahsedeceğim. Dünyaya mal olmuş, aşk kokan, sevgi kokan her şeyden önce temiz bir inanç kokan mektuplardan; Franz Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplardan bahsedeceğim. Öyle ki satır satır okurken her bir cümleyi,  bir kez daha hissedeceksiniz uzaktan sevmeyi…

Sisli bir maziden uzakta, aydınlığa soyunmuş bir günün hemen ertesinde yazılmış, kapı altlarında, tahta sandıklarda ve tozlanmış raflarda açılmamaya yüz tutmuş mektupların en özelinden ve en gizemlilerinden bahsediliyor Milena’ya Mektuplar da.  Tıpkı Nazım Hikmet’in kadınlarına yazdığı mektuplar gibi… İşte o alıntılar:

bir odadayız Milena. birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor.”

“Yeryüzündeki 38 yıllık yolculuğumdan sonra bir dönemeçte sana rastlıyorum ve bu geç gelen hiç beklemediğim karşılaşma sonrasında ne yapacağımı bilmez şaşırıp kalıyorum. içimde fırtınalar kopamıyor, bağıramıyorum, çılgınlıklar yapamıyorum bu yüzden. sadece diz çökmüş oturuyorum ve karşımda duran ayaklarınızı okşuyorum..”

Bu mektuplar Franz Kafka’nın hangi ruh halinde olduğunun açıkça delili. Klasik gibi görünen bu mektuplar insan ilişkilerinde aşkın ve çaresizliğin iç içe geçtiği mektuplardan kesitleri barındırıyor. Öyle ki günümüz modern insanının mektuplardan uzaklaşıp teknolojiyle bütünleşmesi, daha aceleci mesajların elden ele elektronik bir biçimde ulaşması durumu pek de “mutluluk” kavramını olumlu yönde değiştirmiş gözükmüyor. İletişim çağında mektuplara ruhunu katan yazarlar bugünün çaresizliğinde koklayamadıkları mektupları, duygusunu yitirmiş bir biçimde okuyarak zevk alma peşinde koşuyor. Oysa Kafka’nın aşkı mektuplara sinmiş kokusuyla hala günümüzü süslüyor.

Yorum Yazın