Furüğ Ferruhzad

Bir gün her zamanki güzergahtan üniversiteye doğru yola koyulurken içimi bir his kapladı, olağanüstü olmayan ve aynı şekilde olağan da sayılmayan bir his… Bir gün sokak aralarında gezinirken kaldırım taşlarında hasretiyle yaşadığım ülkemi araladım zihnimde… Bir gün radyodan Türkçe bir müzik dinlerken kendimi geçmişte kalan güzel bir günde hissettim…

Yine bir gün üniversiteye doğru yola koyuldum Fürüğ’un aşk hikayesiyle birlikte. Zihnimde yankılanırdı bu büyük Fars şairinin aşk hikayesi. Sohrap Sepehri’nin onun ölümünden sonra yazdığı şiiri aklıma geldikçe bir buz gibi erirdim. Kendimi Afrika çöllerinde buldum tahayyül ettiğim ütopik dünyamda. Bu ıssız ve ateş gibi olan sahrada bir vaha bulmalıydım, bu ateşi söndürecek bir vaha olmalıydı.

Büyük biriydi ve günümüz ahalisindendi…

Sesi perişan bir hüzün gibi gerçekti.

Ve göz kapakları anasır nabzının yolunu bize gösterirdi,

Ve şefkati bize doğru çevirirdi, bize gösterirdi.

Ve bir ağaç gibi etrafına meyve verirdi.

Sohrap Sepehri’nin aşk şairinin ölümünden sonra yazdığı bu şiiri hala bütün tazeliğini korumaktadır. Elli yıl önce, tam elli yıl önce bir karlı günde başladı Furüğ Ferruhzad’ın efsanesi. Zamanın bütün çılgınlığına rağmen bu efsanenin değeri azalmadığı gibi artmaktadır. Her geçen gün aşk şairinin dillerden dillere dolanan aşkı, hayatı, efsanesi yayılmaktadır.

“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder/Dante gibi ortasındayız ömrün”un mısralarını yazan şairimiz sanki aşk şairi Ferruhzad’ı anlatıyordu. Furüğ, bu hayata gözlerini kapatırken genç bir şair, anne ve aşk erbabıydı. Bir insan yüzlerce vasfa sahip olabilir. Furüğ’un en önemli vasıflarıydı bir anne ve aşk erbabı olması. O daha 32 yaşınyadı… Bir radyo programında kendisinin ifadesiyle “aşk gençlik döneminde yaşanır” duygusunun şiirlerinde meyve verdiği bir yaşta veda etti bu dünyaya. 1967 yılında acı bir sonla hayata veda eden Fars şairi, Tahran’ın kuzeyinde bulunan tenhalardan daha tenha olan Zahireddevle Mezarlığı’nda metfun olması, onun şiirlerini okuyan insanlar için bir ziyaretgah yerine dönüşmüştür. Geçen bu elli yılda binlerce kişi onun mezarını ziyaret etmiştir. Öyle bir mezar taşına sahip ki şimdiye dek başını kaldırıp bir şeyler söylemesine hiçbir zaman izin verilmedi edebiyat camiasında. Hala da aynı kaderi yaşan şair, kendi öz vatanında yalnız ve yasak. Kitaplarının satılması yasak, şiirlerinin okunması yasak, ama hiç bir şey onun sevenlerini yıldırmamış medeniyet diyarında.

Furüğ Ferruhzad’ın Kabri

Bir dergide Furüğ hakkında yazılan bir yazıyı okuduktan sonra mezarını ziyaret etmek istedim. Bir saatlik yol gittim ve şairin metfun olduğu mezarlığı bulmaya koyuldum. Sora sora en sonunda buldum o metruk mezarlığı, ama şaşırmıştım her nedense mezarlığı çabuk bulduğuma. Hızlı adımlarla kapıya doğru ilerlerken içeriden biri çıkıverdi ve kapıyı da kilitledi. Herhalde gecikmiştim, saatime baktım ve saat 15:25’i geçiyordu. Hayır gecikmemiştim ama neden kapı kapatılıyordu ki?! Sordum ve görevli “haftada sadece bir gün açıktır” kapı üzerindeki yazıyı göstererek cevap verdi. Biraz ısrar ettiysem de bir fayda vermedi. Yapacak bir şey yoktu ve geldiğim yere geri döndüm.

Haftada sadece bir günün açık ve kadın-erkek ziyaret saatlerinin de ayrı olduğu bir mezarlık düşünün. Elbette çok şaşırdığımı söyleyemem ama insan yine de neden böyle bir uygulama olduğunu sormadan da edemiyor. Böyle bir durumda aşk şairinin mezarını kendi iç dünyamda ziyaret etmeyi arzulamalıydım. Evet, sadece kendi iç dünyamda bu arzumu gerçekleştirmeyi düşünmeliydim. Neden mi? Çünkü bilmiyordum mezarlığın haftada sadece bir gün açık olduğunu. Çünkü bilmiyordum mezardakilere de ev hapsinin uygulandığını. Çünkü bilmiyordum ölülerden bu kadar korkulduğunu. Çünkü bilmiyordum mezalimin bu kadar bi-perva olduğunu… evet, bilmiyordum, bilmiyordum…

O, bir şairdi, ama cesur bir kadın şair… Gençlik ve şöhretin zirvesindeydi… Güzel bir ses ve endama sahip biriydi… Muhafazakar ve dindar İran toplumunda hep yeninin peşinde olan dirayetli bir kadın şairdi o. Başkası ölmesin diye ölen fedakar bir şairdi o. Efsaneler de zaten bu şekilde başlamıyor mu? Aşk, macera ve efsanelerle dolu bir hayat yaşayan aşk şairi, bir gün araba sürerken karşısına çıkan öğrenci servisine çarpmamak için kendisini tehlikeye atarak kaza yapar. Arabadan dışarıya fırlayan ince ruhlu şairin boynu kırılır ve hastanede onun aşk hayatının mihverini oluşturan İbrahim Gülistan’ın başı ucunda ruhunu öteler ötesine teslim eder.

Ölümünden kısa bir süre sonra İran toplumu tarafından benimsenen Furüğ, Fars Edebiyatı’nda önemli bir paye-yer oluşturdu. O, hayatı boyunca diğer şair ve yazarlara göre hep farklı yaşadı ve hep aşk ve macera dolu bir hayat düşledi. Nitekim düşlediği bu hayatı gerçekleştirmeye da muvaffak oldu. Muhafazakar bir toplumda hep yeninin (nogera) peşinde olan ve bu uğurda yaşam mücadelesi veren ehl-i gönül ve aşk şairi, ikili bir hayat ithamlarından da kendini kurtaramadı. Diğer bir ifadeyle ölümünün üzerinden geçen bunca zamana rağmen kendisine hep farklı bir görüş perspektifiyle bakıldı. Kimisi kendisi hakkında aşk şairi derken, kimisi de onu aşka perde olan biri olarak tarif ediyor/du. Bu iki zıt kutup düşünce elbette bununla sınırlı değildi ve kendisi hakkında daha da öteye giden hakaretler yapılıyor/du. Bir taraf kendisini ahlak sahibi özgür kadın bir şair olarak tarif ederken, diğer taraf da kendisine ahlaksız, fasık ve mezhepsiz bir şair yakıştırmasını yapıyor/du. Bu büyük şairi hakaret topuna tutanların gerekçeleri ise belki bazı şiirlerinde erotizmle ilgili olguları işlemesiydi. Bu tarz şiirlerinden birkaç mısra:

Senin omuzların,

Sert ve gururlu kayalar gibi

Saçlarımın dalgalarında saklı,

Ve ışık şelalesi gibi kabarır.

Senin omuzların,

Büyük bir kalenin duvarlarında

Saçlarımın ondaki dansı

Süğüdün meltemin avucundaki dansı gibidir.

Furüğ Ferruhzad ile Hüseyin Mansuri

Furüğ, hem bir çocuk annesiydi hem de bir çocuğu evlat edinmişti. 17 yaşındayken Perviz Şapur’la evlenen şair, iki yıl sonra boşanır ve bu zoraki evlilikten doğan Kamyar Şapur’un velayeti de babasına verilir. Bunun üzerine Furüğ, oğlunun hasretini gidermek için bir çocuğu (Hüseyin Mansuri) evlat edinir. Bu iki olay şairin hayatında çok önemli bir yer tutar. Öz çocuğu bir zamanlar İran’da parklarda gitar çalarak yaşamın peşinden koştururken Furüğ Ferruhzad ve Perviz Şapur’dan serzenişle bahseder verdiği bir röpotajda. Bir sıcak tas yemeğe hasret olan Kamyar Şapur anne ve babası hakkındaki görüşleri de maalesef menfi bir hal teşkil etmektedir.

Furüğ, Perviz Şapur’dan ayrıldıkan sonra İbrahim Gülistan’la tanışır. Bu tanışma onun aşk şiirlerinin mihverini oluşturur. Onun aşkla ilgili yazdığı şiirleri, çağdaş şiirlere göre daha büyük bir kitleye hitap ediyor/du. Elbette bunun farklı sebepleri vardır. Her şair veya yazar kendi yaşadığı dönem içinde değerlendirilmelidir. Furüğ’un yaşadığı dönemden başlayıp günümüze kadar büyük bir okur kitlesine sahip olması onun içtenlikle şiir yazmasına bağlıydı ve şu anki etkisinin de muhalif bir sistemin olmasından dolayıdır. Yukarda da bahsedildiği üzere şu an eserlerinin (Sadık Hidayet’in eserleri gibi) basılması ve okunması yasaktır. Bu da doğal olarak insanları, onun şiirlerini okumaya yönlendiriyor. Aslında genel-geçer bir kaide olan “yasaklanan şeylere karşı insanların daha çok müştak olması” gibi bir iç deruniyet hissi vardır. Fakat bu sadece bir etkendir. Onun şiirlerinin bu kadar fazla okunmasındaki ana sebep gerçek bir aşkı yaşaması ve bu duygularını da yazıya dökmesidir.

Hiç şüphesiz Furüğ’un İbrahim Gülistan’a aşık olması hayatının en önemli olaylarından biridir. Dünyaya genç yaşta veda eden kadın bir şair olan Furüğ Ferruhzad’ın aşklandığı İbrahim Gülistan’ın İran’ın önde gelen hem öykü yazarı hem de film yönetmenlerinden biri olması bu aşkın efsane olmasına vesile olan diğer bir sebeptir. Furüğ’un film yapması için kendisini koruyup kollayan bir İbrahim Gülistan… Eserlerinin basımı için kendisine yardım eden bir İbrahim Gülistan… Furüğ için ailesinden vazgeçebilen bir İbrahim Gülistan… Furüğ’un hastanede son nefesini yanında verdiği bir İbrahim Gülistan… Bu genç kadın şairin ölümünden sonra Londra’ya gidip inzivaya çekilen bir İbrahim Gülistan… Azra ile Vamık, Leyla ile Mecnun, Aslı ile Kerem aşkı gibi bir aşk yaşayan İbrahim Gülistan, Ferruhzad’ın ölümünden sonra yıllarca konuşmadı ve 95 yaşına geldiğinde söylenenlere bir dur diyebilmek için kameraların karşısına geçti. Çünkü bu aşk hakkında çok şey konuşuluyordu ve bu konuşulanlar arasında elbette menfi görüşler de muhteva etmekteydi.

Furüğ’suz elli yıl, Fars Edebiyatı açısından bir eksiklikti ama geçen bu uzun zamana rağmen onun şiirleri hep tazeliğini korudu. Hatta günden güne şiirleri daha büyük kitlelere ulaştı ve yasaklı olmasına rağmen insanların dilinde şiirleri hep hecelendi. Bu büyük şair İran toplumunda bir simge haline geldi. Hem yaşantı şekliyle hem de şiirlerinde getirdiği imge ve sembollerle kadınlar için toplum karşısında mücadele veren bir model oldu.

Yorum Yazın