Geçicilik

Geçicilik - Gizem Karagüzel

“Ormana gittim. Çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için. Ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmek için…”
Henry David Thoreau

Ne olarak yaşamalıyım, dedi bu evrende? Bir balık olarak mı, yoksa kedi, ağaçta olabilir diye düşündü, kendini nereye iliştirse bilemedi, o kadar çok şey vardı ki. İnsan olmak nedir, diye düşündü, bu şekilde var olmanın ne ifade ettiğini bir yere koyamıyordu. Ama ille de bir yere konmalıydı, çünkü huzursuz hissediyordu. Bir insanın üzerine basıp gittiği taşta olabilirdi bunun yerine. Biraz daha düşündükten sonra, kişinin aslında düşündüğü her şey olabileceğinin farkına vardı. Neden bunca bereket içinde tek şey olmak vardı ki, başka bir insan olduğunu da düşüncelerinde yaşatabilirdi, başka bir şehirde yaşayan bambaşka bir benlikte. Sonra bir anlığına taş olsam dedi, kaç hikaye geçip gider üzerimden, belki ayaklarına dolaşıp onları anlık sendeletebilirim bile.

Tüm bunlar yavaş yavaş anlam kazanıyordu, sonrasında yine içini bulandırıyordu. Bana kalırsa dedi, insanoğlunun tek amacı, her şey olmaya çalışarak tek bir şey olmayı becerememekti. Düşünebilmek, bir şekilde görebimek, hissedebilmek, duyumsayabilmek bunlar büyük zenginlikti, ama sahip olunduğunun farkına varılamayan türden. Kişi öncesinde insan olarak varlığını koruyamazsa, onu anlamlandıramazsa, diğer her şeyi nasıl anlamlandırabilirdi diye düşünmeden edemedi.

Saat neredeyse gece yarısına ulaşmıştı, penceresini açtı, ay yükselmesi gerektiği kadar yükselmiş, belirmesi gerektiği kadar varlığını yansıtıyordu. Havayı içine çekti, iyi geldiğini düşündü ve bunu tekrarladı. Sonrasında gözü, tam karşısında bulunan ağaca dokundu, yaprakları hafif esen rüzgarla hareket ediyor ve ay ışığının vuran etkisiyle, renklerini bir nebze belli ediyordu. İçinde bir heyecanın belirdiğini fark etti, sonra sakinleşti, yeniden heyecanlandı, basit gibi görünen bu seyir, o anı çok özel kılmıştı hissettirdikleriyle. Sonra o ağaç gibi olduğu yerde havayı içine çekerek hafifçe sallandı, sessizlikte onu taklit ederken buldu kendini, canlılığımızı paylaşıyoruz diye düşündü, neden heyecanlandığını anlamıştı. Sonra biraz rahatlamak için müzik dinlemeye koyuldu, telaşla camı tekrar açtı, hem dinlemek, hem o kişi gibi yapabildiği ölçüde şarkıya eşlik etmek istedi. Bir yandan müziği dinliyor, bir yandan da ağacı izliyordu, böylesi daha güzel hissettirdi, işin içine bir sürü şey girmişti şimdi, pencere, hava,soluk, ağaç, müzik, onu söyleyen kişi ve onun sesi, kendi sesi, kendi benliğinin anlık kayboluşu ve tüm bunlarla beraber yeniden belirişi, harikaydı. Biraz daha dikkatlice bakınca ağacın üzerine dolanmış, yıpranmış bir ip gördü, işte dedi, ben şuan tam olarak o ipim, ona sıkıca sarılmış rüzgarda salınan ipim, ama rüzgarın şiddetine göre başka yere de uçabilirim,şuan anlamaya başlıyordu daha çok, tek bir şey olmaya çalışmakta doğru değildi, her şey olmaya çalışmakta, kişi olması gerektiğinde her şey olmalı ve hiçbir şey olmaması gerektiğinde hiçbir şey olmamalıydı, en büyük anlam buydu diye düşündü yaşamının, bir yere ait olmaktansa her yere ait olmak, tek bir şeye bağlı olmaktansa her şeye bağlı olmak, böylece içine çektiği o soluk bir nebze rahatlatıcı olabilirdi.

Yaşama giden tüm yollar geçici dedi, geçitler ise bir açık bir kapalı
Ağacın üzerinde tutunuyorum, onu bırakmak için, rüzgarın ustalığına anlık karşı çıkarak.

 

Geçicilik
Gizem Karagüzel

Yorum Yazın