Geçmiş zaman olur ki…

Nerede o eski bayramlar diye başlayan sohbetlere çoğu kez tanık olmuşsunuzdur. Geçmiş zaman olur ki…

“Nerede o eski bayramlar”, diye başlar uzar gider konuşmalar. Kah eski insanlardan dem vurulur, kah eski bayramlaşmalardan.

Velhasılıkelam eski günlere özlem dillere çöreklenen bir hüzünle anlatılır durur uzun uzun. Özlenen sadece eski bayramlar mıdır, yoksa her gün biraz daha vedalaştığımız çocukluğumuz, gençliğimiz midir bilinmez.

Onlar anlattıkça, kapı kapı dolaşıp şeker toplayan çocuklar, onlar için hazırlanmış beyaz mendiller, içine konan harçlıklarla tabi, sokaklardaki neşeli kalabalık, evin büyüğünün elini öpmek için sıraya girmiş aile fertleri, bir köşede topladığı paraları sayan çocuklar ve daha kim bilir neler gözünüzde canlanır. Hatta bazen kendinizi o tablonun içinde buluverirsiniz.

Anlatılır, anlattıkça hüzünlenir insanlar. Sesler ağdalanır. Belli ki eski günlere gidilir arada. Belki çocukluk, belki ilk gençlik yıllarına. Ve yine belli ki özlenen sadece eski bayramlar değildir.

Sohbet koyu da olsa, nihayet günümüze gelinir. Anlatanların yüzlerine bir hüzün yerleşir, sesleri acı çeker adeta. Bazen derinden bir ah çekilir ki içinde “eski günlerim” diye başlayan ve hiç bitmeyecek uzun bir özlem vardır.

Yine onlar anlattıkça, apartmanlara sıkışmış hayatlar, birbirinden habersiz komşular, çalınmayan kapılar, o kapıların ardında evlatlarının yolunu bekleyen anne-babalar gözünüzde canlanır. Bu manzaraya bir köşede sessizce misafirlerini bekleyen bir çikolata tabağı, bir kolonya şişesi de eşlik eder bazen.

Sonra siz başlarsınız düşünmeye.

Bayramı tatil fırsatına çevirenleri düşünürsünüz. Her şeyin ne çabuk da tüketildiği takılır aklınıza.

Kendi kendinize vefasızlıktan dem vurur, eski günleri düşünürsünüz. Sonra fark edersiniz geçmişi özlediğinizi; ama aslında özlediğinizin geçmiş bayramlar içine gizlenmiş çocukluğunuz olduğunu. Hani o daha hayatın gerçek yüzünü anlamadığınız saf, keyifli günleriniz. Geçmiş zaman olur ki…

Yorum Yazın