Geleneksel Türk sanatları: Bizi bize hatırlatan mirasımız

Geleneksel Türk sanatları, vücut bulduğu dönemleri günümüze taşıyarak, bugün ile dünü bir arada yaşamamıza olanak tanır. Her sanat dalının tarih ile bağı vardır ama aynı geleneği sürdürmek bizi adeta tarihin parçası yapar. Bu yönüyle geleneksel Türk sanatları modern çağın hızlı, yapay ve hazır tüketiminden bir nebze olsun dışarı çıkmamızı sağlar. Bizlere sabretmeyi, emek vermeyi öğretir. Geleneksel Türk sanatları icra edilirken kullanılan malzemeler çoğunlukla doğaldır ve tam olarak kullanıma hazır hale gelmesi için bu malzemelerin üzerinde ayrıca işlem uygulanması gerekebilir. Aynı malzemelerin sentetik, yapay halleri de piyasada mevcuttur. Bazen zamanımızın olmayışı gerekçesiyle bu ürünleri tercih ederek, gelenekten uzaklaşmaktayız. Bu gibi durumlarda geleneksel Türk sanatlarının değerleri ve modern çağın yeni değerleri arasında sıkışıp, emek verilmesi gereken değerleri modern çağın yeni değerleriyle karşılamaya çalışırız. “O zamanlar teknoloji bu denli gelişmiş olsaydı…” diye başlayan teselli cümlelerimiz, varlığımızın derinliklerinde hissettiğimiz özlem duygusuna çare olur mu, meçhul.

Benim geleneksel Türk sanatları ile tanışmam ebru sanatı ile oldu. Ebru, gül dalı ve atkuyruğuyla suya damlattığımız çiçek, toprak veya kayaç ile doğanın ve insan ruhunun suya aksi… Günümüzde sentetik boyalar mevcut olsa da ebru sanatına değer verenler geleneğe bağlı kalarak doğadan elde edilen boyaları kullanıyorlar. Mesela Lök adı verilen vişneçürüğü Hindistan’daki bitki yapraklarından, tütün rengi Kayseri toprağından, göz taşı adı verilen boya doğadaki bakır sülfat taşından elde ediliyor. Toz halinde temin edilen bu boyalar el taşı adı verilen bir taşla saatlerce ezilerek kullanıma hazır hale getiriliyor. İlk ebru dersimizde Pakistan’ın Lahor şehrinden gelen bitki yapraklarının kaynatılmasıyla elde edilen bir avuç Lahor çividini (Koyu mavi) dokuz kişi hiç durmadan sekiz saat ezdik ve bir başka grup işleme kalınan yerden devam etti. Sonucunda pek başarılı olamadık ama ne kadar sabırsız olduğumuzu öğrendik. Oysa üç ay, hatta daha uzun sürelerde hazırlanan boyalar da mevcut. Büyük emek gerektiği halde sentetik boyaları tercih etmeyip geleneği devam ettiren ustalar, geleneksel sanatların kolay kolay yok olmayacağını göstermektedir.

Diğer taraftan yitirilen değerler geleneksel sanatların ömrünü tehdit etmektedir. Çağımızda yitirilmekte olan değerlerden biri yerini beton sevgisine bırakan doğa sevgisidir. Bu ise nesillerdir süren geleneklerin bozulmasına neden olmaktadır. Bir zamanlar ebru üstatlarının ebrularını süsleyen Çamlıca toprağı, günümüz ebrularında bulunmaması bunun bir göstergesidir. Çoğumuza göre Çamlıca yerli yerinde duruyor olsa da ebrunun kayıp rengi Çamlıca’nın yerli yerinde durmadığını bizlere gösteriyor. Geleneksel sanatlar gibi doğanın bir parçası olan bizler de her geçen gün yok olan doğayla beraber eksilmekteyiz. Bu nedenle geleneksel Türk sanatları bizlere sadece tarihi değil, unuttuğumuz değerleri de hatırlatarak, insanlığa dair umut vermektedir.

Yorum Yazın