Gençliğin duygu dünyasını anlamak

Günümüzün geçerli akçesi maddi güç olmuş; maddi varlıklar hükümran hale gelmiş durumda. Fazilet, erdem ve karakter kelimeleri neredeyse manasını yitirmiş. Gereksiz veya lüks olarak görülüyor yahut görmezden geliniyor.

Toplum olarak çocuklarımızı ve gençliği öyle bir yarışın içine sokmuşuz ki herkes kazanmak ve maddi bir güce kavuşmak için koşturuyor veya koşmak zorunda kalıyor. Bu yarışta genellikle güçlü olanlar öne geçiyor. İnsan için gerçekten neyin önemli veya anlamlı olduğuna ne gençlik ne de toplum aldırış ediyor. Bir an durup, vaziyeti değerlendirmek ve düşünmek gerekiyor.

Ne yazık ki, gençlik dar bir bakış açısıyla hayata alıştırılmaya ve adapte edilmeye çalışılıyor. İktisadi bir güce ve iş imkanına kavuşması için çaba sarfedilirken, gençliğin duygu dünyasına, hayallerine ve hayattan beklentilerine kulaklar hep tıkanıyor, duyarsızlıklar sergileniyor. Hatta düşünceleri ve söylemleri ebeveynlerin gereksiz tepkileriyle bastırılıyor.

Böylesi bir manzara içinde, bir gencin ‘hayatını kazanma’ ile ‘şahsiyetini oluşturma’ arasındaki bocalamasını ve bunun gerekçelerini tahmin etmek zor olmasa gerek. Toplumdaki hakim değer yargılarının böylesi bir manzaraya zemin oluşturması bizler için hem vahim hem de düşündürücü bir tablo.

Halbuki insanın yüceliği onun kişiliği, kültür seviyesi, genel ahlaki normlara duyarlılığı ve fazileti olmalıdır. Sahip olduğu maddi güç ve mal varlığı değil. Ancak bu değer ve yaklaşımlar hakim unsur olarak sadece içinde bulunduğumuz toplumun değil, tüm insanlığın temel sorunu.

Ve bizler bunu maalesef ifade etmekle yetiniyoruz.

Bakışlarımızı, idrakimizi eşyadan, maddi objelerden biraz olsun ayırıp manaya odaklayabilsek, gençlik için olduğu kadar toplum ve insanlık için de daha müspet yarınlara kapı açmış olacağız.

Yorum Yazın