Hayy, hayat ve hayvana dair: Dilimiz neler söylemez ki

İnsan pek bir mağrur, kendini evrenin merkezine yerleştirmiş, kibirle dolaşıp duruyor yeryüzünde. Hâlbuki nice kabahatler, suçlar işliyor gün boyu; bilmiyor ki ne çok şeyden sorguya çekilecek boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan hakkını talep edeceği o gün.

İnsan kendi benliğini yüceltiyor; kendinden başkasını dışlayan ve bu uğurda hakikati çarpıtan bir dil üretmekten geri durmuyor. Hayatın Hayy ile bağını, hayvan kelimesinin de Hayy’dan geldiğini görmüyor. Kavramlar arasındaki bağları ve bütünlüğü koparıp bir kenara atıyor; “Hayy’dan gelen Hû’ya gider” sözünün içini boşattığı gibi.

Hayvanlar için kullanılan aşağılayıcı, hakaretamiz ifadeler insanı dehşete düşürüyor.

Öküz, ayı, eşek, inek, it, köpek, sıçan, kedi, yılan, yavşak, maymun, karga, sırtlan, çakal, sansar, tilki, kemirgen, parazit vd. “Ayı gibi” olmak, “it gibi” ısırmak, “öküz gibi” trene bakmak, “maymun iştahlı” olmak, “sinek gibi” ezmek, “timsah gözyaşları” dökmek vd.

Hiç sormuyoruz kendi kendimize, hayvanları aşağılama hakkını nereden aldığımızı? Bir kez bu soruyu sorabildiğimizde, herhalde hayvanları aşağılamak, onlara hakaret etmek için tahakküm ve zorbalıktan başka hiçbir makul ve ahlaki gerekçemizin bulunmadığını görürüz.

İnsanı övmek için hayvanlarla benzerlik kurmuyor da değiliz: “Arı” ve “karınca” gibi çalışkan olmak, “kuş” gibi hafiflemek, “kumrular” gibi olmak, “aslan” gibi kükremek, “kartal” gibi yükseklerden uçmak veya “kaplan” gibi güçlü olmak hemen akla geliveren örnekler. Fakat bu benzetmelerin bir kısmının son kertede güç ve kuvveti referans aldığı dikkatten kaçmıyor.

TDK sözlüğünde hayvana dair dört tarif veriliyor. Hayvan ad olarak “duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık”; mecazi anlamda sıfat olarak “akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse)”; hakaret olarak nitelenen üçüncü tarifte “kızılan bir kimseye söylenen bir söz” ve halk dilinde “ at, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık” olarak tarif ediliyor.

Bir varlığı nasıl tarif edersek, en iyi haliyle ona göre davranırız elbette.

TDK’nın ilk tarifinde bile “duygu ve hareket yeteneği olan” dendikten hemen sonra insanla hayvan arasına kalın bir çizgi çekmek üzere “içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık” deniyor. Böylece insan bu tanımın dışına çıkarılıyor fakat daha sonra insanı nitelemek için yine hayvana dair tariflere başvuruluyor. İnsanı aşağılayabilmek için hayvanı aşağılıyor, insana hakaret edebilmek için hayvana hakaret ediyoruz.

İnsanların birbirlerini kötülük ve çirkinliklerden korumasına, birbirlerine doğruyu ve güzeli tavsiye etmesine kim itiraz edebilir? Hiçbir hayvana hakaret etmemeyi, onları nitelemek için aşağılayıcı hiçbir tabir kullanmamayı, insanları aşağılamak için hayvanlara hakaret etmenin ahlaki açıdan hiçbir gerekçesinin olamayacağını mütemadiyen birbirimize hatırlatmamız gerekmez mi?

Hâlbuki insanın iyi işlerini olduğu kadar aşağılık işlerini de nitelemek için o kadar çok kelime var ki. Oysa güzel olan, sözün en güzelini en güzel şekilde söylemektir. Dahası, söylenen güzel sözü en doğru şekilde fiile geçirmektir.

İnsanların hayvanlarla olan ilişkilerinin sorunlu olduğunu, bu sorunların hayvanlardan değil, bütünüyle insanlardan kaynaklandığını itiraf etmeliyiz. Aksi halde, ya aşağılama ve zorbalığa dayalı cari anlayışı sürdürürüz ya da muhtemelen duyarsız kalmayı tercih ederiz. Duyarsızlığın ise gören gözlerin kapanması, duyan kulakların tıkanması, söyleyen dilin lâl olması ile sonuçlanacağını not etmeliyiz. Yoksa aklın tutulmasını, kalp ve vicdanın mühürlenmesini başka nasıl yorumlayabiliriz ki?

Hayvanlara merhameti olmayanın insana merhameti olabilir mi, bunun aksi düşünülebilir mi?

Merhamet ile ilgili sözler
Haydan gelen ne demek
Merhamet nedir?
Hayvanlar alemi
Hayvan hakları

Yorum Yazın