Hiç kimse

Kelimeler bambaşkaydı, ancak onlar bana bir türden kayboluşu verebilirlerdi, sokaklar ya da şehirlerde bir şekilde yolumu bulabilirdim, burada ise bilinen yoldan sapabilirdim, kelimelerde, bilinmez sokaklar, caddeler yaratabilirdim kendime, bu heyecan verici. Kimileri bunu müzikle yapar ya da resimle, uyuyarak da olabilir, başka türden uğraşlarla da. İyi veya kötü bir şekilde yok olmam için izin verdiler, yazdım, sonra biraz daha yazdım, bu derinden bir kayboluştu. Sözcükler, cümleler iç içe geçtiler, sonrasında karmakarışık olduk, bulanıklaştık, buzlu camdan görüş misali, sonra sözcüklerden bir dağ çizdim kendime, sisler içindeydi, oraya iliştirdim kendimi, içtenlikle. Sonra orada hiç kimse oldum, hiçbir şey olmamaktansa, hiç kimse olmak daha iyidir bana kalırsa, bu şekilde esas kendiniz gibi oluyordunuz sanırım. Hep bir şeyler olmaya çalışan insanlık, günün ağarmasından, geceye değin hiç kimse oluyordu, bir şey olmaya çalışarak, olay hiç kimse olarak başlar diyorsanız, ben tam tersini düşünüyorum, olmaklık denilen şey, bir yığın adlandırmalar silsilesinde başlıyor, sonrasında hiçbirinin içine sığamadığınız ana kadar devam ediyordu, tüm kavramlardan taşıyordunuz.

Eskiden, Bob Ross’u resim yaparken izlerken, resmin bitimine yakın, tuvalin sağ ya da sol tarafına çizdiği büyük ağaçlara çok takılırdım, sonunda o kısmın geleceğini bekler olmuştum, sürekli bunun kolay olduğunu ve istersek bizim de yapabileceğimizi söylediğini hatırlıyorum, denedim olmadı, bunu tuval ya da boyalarla yapmaya çalışarak başarısız olmuştum, lakin oldukça gaza geldiğimi söyleyebilirim. Şimdi bunu sözcüklerle yapıyorum ve bu şekilde o ağaçlarda yaşadığını bildiğimiz, fakat göremediğimiz sincaplar gibiyim, sonraki an o ağacın kendisiyim, sonra bakıyorum ne Bob Ross’um, ne ağacım ne de üzerinde yaşadığı varsayılan sincap. Hiçbir şey iken, aniden her şey olabilmek çok iyi, bu şekilde tüm canlılığın içinde olabiliyorum ve bu beni iyi hissettiriyor. ‘Bir’in samimiyetsiz türevlerinin size her şey olmayı verdiğini görebilmeyi isterdim.
Ona çok yaklaştım, yaklaştıkça uzaklaşıyor gibiydi iri gövdeli, yaşlı ağaç, ulaşmam zaman aldı. Bugüne kadar gördüğüm hiçbirine benzemiyor. Dallarındaki yapraklar neredeyse yere değiyor, gölgesi muazzam. Gölgesine sindim usulca ve rüzgarda birlikte savrulmaya başladık, yamacında durabilmek için dikkatliydim, birlikte olabilmemiz için ona saygı duymam gerektiğini biliyordum.

            Sözcükler ona soluk verdi, olmayana
           Olmayan ona soluk verdi, sözcüklerde

 

Gizem Karagüzel
Hiç kimse
Bob Ross
Angel tree – Melek ağacı
Gizem Karagüzel yazıları

Yorum Yazın