İliştirilmiş gazetecilik ve iliştirilmiş gazeteciler

“Gazetecilik nedir?” dendiğinde, pek çoğumuzun aklına hakikate ve bilgiye dair bir meslek, kamusal bir faaliyet gelir. Ve bu tarif basına dair genel kabulleri, evrensel ilke ve normları hesaba kattığımızda gayet doğru görünür.

Gazetecilerin görevi gerçeği veya hakikati araştırmak, bulmak ve hiçbir şekilde tahrif etmeden kamuoyu ile paylaşmak. Haberin akıbetini ve sonuçlarını takip etmek de gazetecilerin sorumlulukları arasında.

Gazeteci, adına enformasyon denilen, hayatın akışı içinde olup biten hadiseleri takip eder, basılı ve işitsel-görsel araçlarla kamuoyuna duyurur. En basit haliyle 5N 1K ile kamuoyunu söz konusu olay veya durum hakkında bilgilendirmeye, aydınlatmaya çalışır. Çoğu zaman, konunun önemine veya kapsamına göre havadis veya enformasyonun nedenleri veya sonuçları üzerinde etraflıca durması, meselenin ayrıntılarına ve derinliklerine inmesi gerekir. Sorulara tatminkar cevap bulunamayan karmaşık (bileşik) meselelerde, “araştırmacı gazetecilik” yaparak düğümü çözmeye çalışır. Kimi zaman da, uzmanlık gerektiren bilimsel, teknik, istatistiki verilerin kamuoyuna sunulması icap eder. O vakit de, gazeteciyi, “analitik gazetecilik” olarak nitelediğimiz sahada veri ve uzman peşinde koştururken görürüz.

Fakat tüm bunlarla ilişkili olarak, gazetecinin ve medyanın demokrasilerde hayati bir görevi daha vardır: Dördüncü kuvvet olmak. Yani, yasama, yürütme ve yargı şeklinde birbirinden ayrı olduğunu düşündüğümüz ve böylece keyfilikten uzak durmasını beklediğimiz güçlerin her birinin kamu adına denetlenmesi. Bu ne demektir? Tam olarak zihnimizde canlandırmak için mutlakıyet yönetimini ve mutlak monarşiyi hatırlamak gerekir.

Mutlak monark, adı üzerinde tektir, mutlaktır, keyfidir, hiçbir bağ ile sınırlı değildir. Bu nedenle tarihte “ölümlü Tanrı” olarak da nitelendiği görülmüştür. Bu tek kişinin keyfiliği ile toplumdaki her bir üyenin yararı pek çok durumda ters orantılı olagelmiştir. Bu nedenle, günümüzde adına yürütme denilen ve “kök hücresi” “mutlak monarşi” olan bu organdan ilk önce yasama gücü, ardından da yargı gücü ayrıştırılmıştır. Hatta ayrışan her bir güç ile başta yürütme olmak üzere, öncekiler denetlenmeye, dengelenmeye çalışılmıştır. Fakat tarihin birçok döneminde, yürütmenin mutlak monarşiye dönüşme eğilimi kuvveden fiile geçmiştir. Böyle durumlarda, adına şeflik sistemi de diyebileceğimiz, otoriter, totaliter, otokratik rejimler meydana gelmiştir. Yani, yürütme, kendisini denetlemek üzere kendisinden ayrışmış olan yasama ve yargı güçlerini kendisinin tekrar bir parçası haline getirmiştir. Diğer bir ifade ile yeniden tek, mutlak, keyfi ve hiçbir bağ ile sınırlı olmayan bir varlığa dönüşmüştür. Böyle durumlarda, yasama ve yargı kendilerinden beklenen, kamu yararı için yasa yapma, yürütmeyi denetleme ve dengeleme rollerini yerine getirmekten ziyade, yürütmenin hizmetine girmiştir.

Bu tür otoriter ve totaliter yönetimlerin en temel özelliği bilgiyi ve gücü merkezileştirmesi ve tekelleştirmesidir. Bunun gazetecilikle ve medyanın dördüncü kuvvet olup olmaması ile doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Gazeteciliğin bilgiye dair bir meslek olduğu hatırlandığında mesele açığa kavuşur. Gazetecilerin görevi, gerektiğinde iktidarlara rağmen, gerçeği veya hakikati araştırmak, bulmak ve hiçbir şekilde tahrif etmeden, olduğundan önemli veya önemsiz göstermeden kamuoyu ile paylaşmaktır. Yürütmenin mutlakıyete dönüştüğü bir durumda, ne olur? İşte gerçek gazetecilik ile iliştirilmiş gazeteciliğin, gerçek gazeteci ile iliştirilmiş gazetecinin ayrıştığı sınırlı sayıdaki dönemeçten biri bu. Gazetecilik kamu adına yürütmekle sorumlu olduğu asli işlevlerini ve dördüncü kuvvet görevini terk ederse, bilginin ve gücün tekelleşmesinin aracı ve katalizörü olursa, “iliştirilmiş gazeteciliğe” dönüşmüş demektir. O andan itibaren, Robert Merton’un yapı ve işlevlere dair tespitlerini teyit edercesine, gazetecilik kamu yararı bakımından işlevsiz değil, tam tersine bozuk işlev görür.

“İliştirilmiş gazetecilik nedir?” sorusunun cevabı açık. Özellikle savaş alanında veya sıcak çatışma ortamında, çatışan taraflardan birinin askerleriyle birlikte hareket eden muhabirlerin durumunu nitelemek için kullanılıyor. İliştirilmiş gazetecilik denince, her şeyden evvel, Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak işgali sırasında, ABD zırhlı araçlarının içinden haber yapan gazeteciler hatırlanıyor.

Körfez Savaşı’nda 775 iliştirilmiş gazeteci ve fotoğrafçı görev almış, iliştirilmiş gazetecilerle ABD ordusu arasında ne yazıp yazmayacakları konusunda sözleşme bile imzalanmıştı. O sözleşme doğrultusunda 5N 1 K sorularının pek çoğu dışarıda kalmıştı. Savaş sırasında temel mesele, gazetecilerin sadece bir tarafla birlikte yaşaması ve hareket etmesi değil, o süreçte hakikati de onların periskopundan görmesi ve o pencereden edindiği bilgiyi, o perspektiften çektiği fotoğrafı dünya ile paylaşmasıydı. Hakikat adına, hakikatin çarpıtılmasına tanıklık edilen an, tam da o an olsa gerek. O durumdaki gazetecilerin kendilerini “haber” “için” “zor şartlarda” “gazetecilik” yapmak argümanları ile savunmaları ikna edici olmadığı gibi, savunmaya girişmeleri bile ayrı bir ahlak sorunu. Çünkü iliştirilmiş gazetecilik sözleşmelerini düzenleyen subayın “Açıkçası, bizim işimiz savaşı kazanmaktır. Bunun bir parçası enformasyon savaşıdır. Bu yüzden enformasyon ortamını hakimiyet altına almaya girişiyoruz” demesi ve iliştirilmiş gazetecilerin onurlu bir şekilde bu amaca hizmet ettiğini ifade etmesi karşısında[1], iliştirilmiş gazetecilerin söyleyecekleri her türlü söz ve savunma havada kalmaya mahkûm.

İliştirilmiş gazeteciliğin yalnızca savaş veya sıcak çatışmalar sırasında uygulandığını düşünmek elbette hata olur. Gündelik hayatta iliştirilmiş gazetecilik sürüyor. Althusser’in ideolojik aygıt tabirini hatırlamak gerekir: İdeolojik araç olarak medya, sanat, eğitim, kültür, düşünce, bilim, hukuk vs. çoğunlukla kendilerinden beklenen asli işlevlerinin aksine işlev görürler. Hakikati aramak, ifade etmek ve kamuoyunu bilgilendirmek sorumluluğu tersine işlediğinde, entelektüeller, bilim insanları, sanatçılar, düşünürler, yazarlar veya gazeteciler ideologlara dönüşür ve hakikati gizleme, çarpıtma ve kamuoyunu yönlendirme çabasına girişirler. Gazetecilerin ideoloğa dönüştüğü yerde gazetecilik de keskin bir propaganda makinasına dönüşür; kamuoyunu bilgilendirmek yerine, gündem belirlemeye, suskunluk sarmalını işletmeye, insanları itaatkar kitleler olarak yeniden üreten tören ve ayinler düzenlemeye koyulur.

Gazete, televizyon, radyo, dergi ve sosyal medya gibi geleneksel ve yeni medyanın günümüz dünyasında oynadığı rolü yeterince değerlendirmek için “iliştirilmiş gazetecilik” tabirini her an hesaba katmak gerekiyor. Gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına dikkatle bakıldığında, birçok gazetecinin gündelik hayatı periskoplardan izleyerek topluma yansıttığı görülebilir.

İliştirilmiş gazetecileri gelecekte birileri daha vazıh bir şekilde anlatacak, birleri de belki gülecektir; o vakit herhalde “Ne gülüyorsun, anlattığım senin hikâyendir” diyecektir.

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.

Kalemini, sözünü kiraya vermeyip, her zaman iyiden, doğrudan, hakikatten yana kullanan, dürüst ve namuslu gazetecilerin günü kutlu olsun.

[1] Jeffery Kahn, “Postmortem: Iraq war media coverage dazzled but it also obscured” UC Berkeley News, http://www.berkeley.edu/news/media/releases/2004/03/18_iraqmedia.shtml

Embedded journalism
Embedded gazetecilik
İliştirilmiş gazetecilik
Embedded gazetecilik nedir
İliştirilmiş gazetecilik nedir
Dördüncü kuvvet medya
İliştirilmiş gazetecilik çağı

Yorum Yazın