İnsanın doğa özlemi

Yaşam şartlarımız ve standartlarımız değiştikçe, isteklerimiz, hayallerimiz ve özlemlerimiz de değişiyor. Yıllar önce, kırsal alanda yaşayan insanların hayallerini şehirlere gitmek süslüyordu.  Temel neden şehir merkezlerinde iş bulma ümidi idi.

Şehirlere geldik. İlk başta aile yapımız etkilendi. Geniş ailelerin yerini çekirdek aileler aldı. Bahçeleri ile doğayla bütünleşmiş evlerimizin yerini kutu gibi, doğa’yı görmezden gelen hatta doğa’ya karşı inşa edilmiş evler aldı. Küreselleşmenin standartlaştırma sürecine bizatihi dâhil olduk.

Sanayileşme alanındaki ilerlemeler farklı iş imkânları sağlarken, bilgi–teknoloji alanındaki ilerlemeler bahsi geçen süreçte yaşamımızı kolaylaştıran yeni olanaklar sundu. Daha kolay ve daha hızlı felsefesini taşıyan, çok da aşina olmadığımız bu küresel kültür kendi sınırları dâhilinde yaşamımızı daha müreffeh bir hale getirdi. (Bununla birlikte, bu küresel kültürün müreffeh bir yaşam sağlamadığı, aksine “kapitalizmin masum yüzü” olduğu yönünde görüşler de hatırlanmalı.)

Yaşantımıza dair imkân ve kabiliyetlerimiz ilerlemiş olmasına karşın, gittikçe mutsuzlaştık. Çünkü ilerlemeyle ve standartlaşma süreciyle bağlantılı olarak yaşam alanımız da sınırlan(dırıl)dı. Bu sınırlı alandan kurtulabilmek için zaman ve mekân açısından mümkün olduğu ölçüde doğaya koştuk, kendimizi doğ’ya atmaya başladık. Çünkü isteklerimiz, hayallerimiz ve özlemlerimiz farklılaştı. Artık doğ’yla uyumlu inşa edilen yerlerde, doğa’yla iç içe yaşamak ve adeta şehirlerden kaçmak istiyoruz.

Şehir merkezlerinde çeşitli yerlerde çalışan kişilere sorduğumuzda, büyük bir çoğunluğun emeklilik hayalinin doğa’yla iç içe yaşamak olduğunu görüyoruz. Bu durum, geldiğimiz noktada hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü doğa’dan ve dolayısıyla doğa’mızdan uzaklaştıkça, kendimize olan özlemimiz gibi, doğa’ya olan özlemimiz de artıyor.

Yorum Yazın