Karl Polanyi ve Büyük Dönüşüm

‘Küreselleşme’ kavramı sosyal bilimlerde hâkim bir konumda bulunmaktadır. Geçen on yılın başlarında hızlı bir çıkış yapmasına rağmen, küreselleşme süreci dünya nüfusunun fakir kesimlerini hayal kırıklığına uğratmış görünüyor; zira kavram her ne kadar çok şey ifade ediyormuş gibi yorumlansa da, aslında zayıf teorik temelleri ve ideolojik çağrışımları yüzünden bilimsel bir kavram olarak başarısızlığa uğradığında çok az şey ifade edecektir. Küreselleşme, politika üreten çoğu kişi için hâlâ temel varsayım olsa bile, Desai’nin de açıkladığı gibi, her yönden eleştirilere muhatap: Geniş bir seçmen kitlesinden uçtakilere kadar.

Günümüzde küreselleşme, çoğunlukla vatandaşları kendi hayatlarını etkileyen kararlardan uzaklaştırma çabası olarak algılanıyor, üstelik bu süreç sonunda yeni ekonomik fırsatlar elde etme ihtimalleri olduğu halde.

Küreselleşme ve piyasa ekonomisinin olumsuz etkilerine karşı toplumu uyaran ve piyasanın nasıl düzenlenmesi gerektiğini belirten yazarlardan biri Karl Polanyi’dir. 1944’te Büyük Dönüşüm adlı kitabı yayımlandı. Ancak o yıllarda ilgi görmeyen kitap 1980’lerde yeniden keşfedildi ve hemen hemen bütün Batılı ülkelerde geniş ilgi gördü. Polanyi bu kitabında Çifte Hareket olarak isimlendirdiği bir gelişmeye yer verir. Polanyi piyasa ekonomisinin uygulanabilmesi için ilk önce piyasa toplumu olunması gerektiğini vurgulamıştı. Yani deregülasyon, özelleştirme veya küreselleşme kavramlarıyla birlikte anılan laissez faire’yi pasif toplumlara empoze ederek bir ekonomi yaratamazsınız. Aksi takdirde böyle bir durum büyük sosyal ve ekonomik çalkantılar yaratabilir. Toplum ekonomiyi tüm kalbiyle ve kendisini oluşturan tüm kurumlarla yani ‘çifte hareketle’ kucaklamalıdır.

Karl Polanyi Büyük Dönüşüm’de, Çifte Hareketi iki düzenleyici ilke arasındaki mücadele olarak tanımlıyordu. Buna göre birinci ilke ekonomik liberalizmdir, bu ilke kendi kurallarına göre işleyen bir piyasanın kurulması amacını taşımaktadır. İkinci ilke ise, piyasanın kendi kurallarına göre işleyişinden ve yıkıcı etkilerinden zarar görenlerin korunmasını amaçlayan sosyal koruma ilkesidir. Bu sayede serbest piyasanın yıkıcı etkileri ortaya çıkarken toplum bunlara karşı sosyal koruma tedbirleri alarak yıkıcı etkileri en aza indirmeyi amaçlıyor.

İnsan hakları konusundaki uluslararası kampanyaların etkisi göz önünde tutulduğunda Polanyi tarafından iki önemli noktanın saptandığı görülür: Birincisi, piyasalar düzenleme olmadan işleyemez; işleyebilmesi için geniş kapsamlı bir insan faktörü ve kurallar gerekir. Piyasadaki aktörler kendi kendilerini düzenlemeleri için serbest bırakıldığında, ortaya çıkan kurallar sert ve yıkıcı etkiye sahiptir. İkincisi ise, katılımlı veya hiyerarşik olarak uluslar-üstü düzenlemenin etkisi olmadığında, devletler istenilmeyen sonuçlardan, böyle bir sistemden çıkan aksaklıklardan sorumludur.

Ekonominin 17.yüzyıl İngiliz toplumu içinde şekillenmesine dair Polanyi’nin anlattığı hikâye kapitalizm öncesi toplumsal örgütlenme şekillerinin ekonomik faaliyetleri anlamadaki önemini arttırmakla kalmaz aynı zamanda ekonomik reformun içsel işleyişini de vurgular. Fikirlerinin küreselleşmeye uygulanması, farklı yorumları da beraberinde getirmiştir. Bir görüşe göre, küresel üretim aşırı yerelleştirilmiş rekabetçi üstünlükler temelinde şekillenir, yani daha mobil bir işgücüne bağlıdır ve yüksek göç düzeyiyle ilintilidir. Bunun için, yerel birimlerin işgücü taleplerine karşı daha hassas olmaları, başka bir deyişle daha demokratik olmaları gerekmektedir. Fakat bazıları küreselleşmeyi farklı biçimde yorumlamak için Polanyi’yi kullanırlar. Sözgelimi, küreselleşmenin ulus devleti gereksiz kıldığı görülseydi, toplumlar kendilerini seçkinler sınıfından kurtarır mıydı, yoksa eski yönetimlerin yerine yenileri mi geçerdi? Otoriter rejimler yerine demokratik ve yardımsever rejimlere zemin hazırlayan koşullar nelerdir? Hangi düzen biçimleri gelişmiş ekonomik performansı arttırır, hangileri kısıtlar?

Küreselleşme ve piyasa günümüzde egemen dünya görüşleridir, çünkü yordamsal eşitliğin –bölüşümsel eşitliğe kıyasla– tercih edilebilir bir mekanizma olduğu fikri üzerine kurulmuşlardır. Özellikle küreselleşmenin çifte hareketi piyasanın toplum üzerinde yayılmasına imkân tanımıştır. Bunun niçin olduğu konusunda spekülasyon üretmenin birçok yolu var: yeni bir birikim rejiminde finansal sermayenin egemenliği, öğrenen bir ekonominin ortaya çıkması, yeni bir kamu yönetimi gibi.

Bu yüzden ekonomik ilişkileri toplumsal ilişkilerin önünde tutan kategorik eşitsizliğin olası etkilerini keşfetmek temel amaç olmalıdır. Toplumu ön plana çıkararak, ekonomik faaliyetin belli sosyal olaylarda başarılı olma şansını veya başarısız olma ihtimallini araştırmak mümkündür. Bu sayede toplumsal eşitsizliklerin ekonomik ilişkilerde nasıl temsil edildiğini görmek de mümkün olur.

 

Yorum Yazın