Kent yaşamında özel güvenlik görevlileri

Güvenlik, basitçe tarif etmek gerekirse bir toplumun veya tek tek bireylerin huzurlu bir ortam içinde yaşaması, iç ve dış tehditlere karşı kendini savunabilme, koruyabilme beceri ve kapasitesidir.

Maslow’a göre insanın ihtiyaçlarının ilk aşamasında, açlık, susuzluk, barınma ve cinsel ihtiyaçlar gibi biyolojik ihtiyaçlar yer alır. İkinci aşamadaki ihtiyaç ise güvenliktir. Çünkü insan dış etkilere karşı kendisini korumak, emniyet ve güven içinde olmak ister.

Türkiye’de sanayileşme ile birlikte 1950’li yıllarda başlayan, 1980 ve 1990’lı yıllarda hızla ivme kazanan köyden kente göç hareketi, kentlerdeki nüfusu ve kentlerdeki karmaşıklığı artırmıştır. Türkiye’de kentlerin sağlıksız gelişiminin çeşitli toplumsal sorunlara neden olduğu da çok açık bir gerçektir. Bu toplumsal sorunlara bakıldığında, sağlıksız kentleşmenin suç oranında gözlenen artışa etkisi dikkat çekmektedir. Şehirlerdeki karmaşık nüfus yapısı, farklı kimliklerin bir arada yaşaması, sosyal kontrolün zayıflığı, ekonomik faaliyetlerin ve mali kaynakların zenginliği gibi nedenler kentlerdeki suç oranını artırmaktadır. Sağlıksız kentleşme, göçle birlikte ortaya çıkan çeşitli sorunların kentleşme sürecindeki etkisi ve çeşitli kentsel dinamiklerin suç üzerinde kaçınılmaz etkileri bulunmaktadır. Sonuçta, karmaşıklaşan kent hayatı ve buna bağlı olarak korkutucu boyutlara ulaşan suç oranları, özellikle kentlerde resmi güvenlik kuruluşları ile birlikte özel güvenlik kuruluşlarına duyulan ihtiyacı gündeme getirmiştir.

Gerçek ve tüzel kişilere ait bütün hak ve özgürlüklerin saldırıdan korunabilmesi için kamu güvenliğini tamamlayıcı özelliklerde verilen koruma ve güvenlik hizmetlerine “özel güvenlik” denmektedir. Özel güvenlik, yasalar çerçevesinde belirlenmiş ve tanımlanmış bir meslek grubudur. Özel güvenlik kurumları, 2004 yılında çıkarılan 5188 Sayılı “Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun” kapsamında görev yapmaktadır.

Burada yapılacak olan değerlendirmeler, bir devlet kurumu bünyesinde görevli bazı özel güvenlik görevlileriyle yapılan görüşmelerden ve katılımcı görevlilerin gözlemlerinden elde edilen verilere dayanmaktadır.

Özel güvenlik görevlilerinin temel vazifesi, çalıştıkları kurumun koruma ve güvenliğini sağlamaktır. Bu görevler, kurumun dış güvenliği, araç giriş çıkışının kontrolü, kurum içindeki güvenliğin sağlanması, gelen konukların karşılanması, yönlendirilmesi ve kurum çalışanlarının giriş-çıkışlarının kontrolü gibi hizmetlerden oluşmaktadır.

Görüşmelerde katılımcılar, bu mesleği daha çok yapacak başka bir iş bulamadıklarından dolayı seçtiklerini belirtmektedirler. Genel olarak en az lise mezunu olan bu görevliler, kurumun güvenlik hizmeti satın aldığı alt işverenle (taşeron firma) yaptığı sözleşme gereği özel güvenlik için gereken silahlı eğitim sertifikasına sahip olma şartını yerine getirerek işe alınmaktadırlar.

Bu mesleği, yapacak daha iyi bir iş olmadığı için tercih ettiklerini belirten görevliler, yapacak daha iyi bir iş buldukları anda bu işi bırakmayı düşünmektedirler. Buradan da anlaşılacağı üzere özel güvenlik hizmetleri, düşük vasıflı, yapacak bir mesleği olmadığı için mecburen bu işi tercih eden kişiler tarafından yürütülmektedir.

Bu görev için aranan vasıfların düşük olması nedeniyle çalışanlara sağladığı gelir de yetersizdir. Asgari ücretin biraz üzerinde uygulanmakta olan ücret politikası ve iş garantisinin olmaması gibi nedenlerle çalışanlarda işe duyulan saygı ve motivasyonun düşük olduğu görülmektedir. Şurası muhakkak ki, ekonomik araçların tek başına motivasyon aracı olarak değerlendirilmesi yanlış olsa da etkisi göz ardı edilemez. Çünkü alınan ücretin artması karşılığında sağlanan ekonomik güç, toplumda saygınlık ve otoriteyi de artırır. Yani ücret, sadece hayatı devam ettirme aracı olmakla kalmaz, bunun yanında kişinin güvenlik ve sosyal ihtiyaçlarının da tatmin edilmesine yardımcı olur.

Yetersiz ücretle çalışma, özellikle İstanbul gibi nispeten pahalı bir şehirde özel güvenlik görevlilerini çeşitli arayışlara itmektedir. Bu anlamda aileden destek alarak, bekar olanların ekonomik nedenlerle diğer çalışanlarla aynı evi paylaşarak, güvenlikle ilgili ya da tamamen farklı ek işler yaparak ekonomik olarak ayakta kalmaya çalıştıkları gözlenmektedir.

Özel güvenlik görevliliği, genellikle 22-40 yaş arasındaki genç ve bekar erkeklerin tercih ettiği bir meslek grubudur. Evli olan çalışanların içinde eşleri çalışana rastlanılmamıştır. Ev işlerinde eşle yardımlaşma, işbölümü, içinden geldikleri ataerkil toplum yapısı nedeniyle yok denecek kadar azdır. Düşük gelir getiren bu meslek, çalışanları özel hayatlarında temel ihtiyaçları dışında bir harcama yapmaları ya da birikim yapmalarına izin vermemektedir. Katılımcıların çoğunun izin günlerinde evde dinlenerek ya da akraba ziyareti yaparak değerlendirdiklerini ifade etmeleri de bu savı doğrulamaktadır.

Güvenlik hizmeti ihalesini kazanan firma (taşeron), genellikle aynı güvenlik elemanlarıyla devam etme kararı alsa da, zaman zaman işten çıkarmalara da başvurmaktadır. Bu açıdan mesleğin iş garantisi hemen hemen hiç yoktur. Ayrıca güvenlik firmaları, tazminat ödememek için yılsonlarında işten çıkarmalara –girdi çıktı- başvurmaktadır. Bu durum, çalışanlar üzerinde ciddi psikolojik baskı yaratmaktadır. Sık işveren değişikliği nedeniyle yıllık ücretli izne hak kazanamadıkları için çalıştıkları firmadan yılda 10 günü geçmeyen izinler alabilmektedirler. Aynı nedenlerle kıdem tazminatına hak kazanabilmeleri de mümkün olmamaktadır.

Taşeron güvenlik firması bünyesinde çalışan özel güvenlik görevlilerinin örgütlenmeleri ve toplu iş sözleşmesi yapmaları da imkânsızdır. Taşeron güvenlik firması, ekonomik nedenlerle iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini çoğu zaman ihmal etmekte, iş kazası ve meslek hastalıklarının oluşmasını önleyici tedbirlere ve eğitimlere gereken önemi vermemektedir.

Ucuz emek kaynağı olarak görülen özel güvenlik görevlileri, ülkemizde hizmet satın alan kişi ve kurumların güvenlik kaygılarını gidermelerine hizmet etmektedir. Bu iş kolu, düşük eğitim ve sosyo-ekonomik tabakaya ait özel güvenlik görevlileri ile kentli orta ve üst sınıfları bir araya getirmektedir. Bununla birlikte aynı işyerini paylaşıyor olsalar da güvenlik görevlileri ile güvenlik hizmeti satın alanlar arasında bir ast-üst ilişkisinin olduğu da gözlemlenmektedir.

Görev yaptıkları mekânlar, genel olarak insani açıdan rahatsız edici koşullara sahiptir. Büyüklüğü 4-5 metrekareyi geçmeyen güvenlik kulübeleri, şahsi hiçbir ihtiyacın karşılanamadığı bankolar, güvenlik noktaları, temel insani ihtiyaçları ve konforu sağlamaktan uzak çalışma koşulları mesleğin saygınlığına zarar vermektedir. Bu yönüyle görev yaptıkları işyerlerindeki diğer çalışanlar gibi oda, ofis, masa imkânına da sahip değildirler. Ayrıca görev yaptıkları işyerlerinin asli elemanı olmadıkları ve çoğunlukla onlardan daha az kazandıkları için mesleki itibar açısından da olumsuz bir durumla karşı karşıyadırlar. Böylesi koşullarda çalışmak, sürekli bir rahatsızlık ve yabancılaşma duygusuna neden olmakta, çalışanlar üzerinde kısıtlanma, mesleğe saygı duymama, özgüven eksikliği gibi duygulara neden olabilir.

Özel güvenlik görevlilerinin işyerinin asli çalışanlarıyla kurdukları ilişkiler, sınırları gene asli çalışanlar tarafından çizilen kalın sınırlar içersinde gerçekleşmektedir. Güvenlik görevlileri, gelirleri itibariyle orta sınıfa ait olduklarını düşünen çalışanlar tarafından kaynaşma olmaksızın sınırları iyice belirlenmiş ritüeller ile idare edilmektedir. Örneğin, işyeri çalışanları güvenlik görevlilerine karşılıksız hediye ve ikramlarda bulunurlarken onlardan gelen benzer teklifleri kabul etmemektedirler. Bu türden uygulamalar, üstün konumdakilerin (meslek ve gelir açısından) üstünlüklerini göstermeksizin güvenlik görevlilerine benzer karşılık vermemelerine olanak sağlayan köklü kültürel normların bir parçasıdır.

Ülkemizde 1950’li yıllarda başlayan özel güvenlik görevlisi istihdamı, günümüzde 220 bin kişiye yaklaşmıştır. Yapılan gözlem ve görüşmelerden edinilen izlenimler ışığında, sayıca pek çok ülke ordusundan bile yüksek olan özel güvenlik görevlileri, mesleklerinin toplumda gereken itibarı görmediği kanaatindedirler. Bu kanaatin oluşmasında, yürürlükte olan ve çeşitli kesimler tarafından çalışanı değil de işvereni koruduğu yönünde eleştiriler alan 5188 sayılı yasanın mesleğin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak yapısının etkisi vardır.

Özel güvenlik konusunda artık nicelikten niteliğe geçilmesi zorunludur. Polis ve jandarmanın olmadığı yerlerde onların görev ve yetkilerine sahip olan özel güvenlik çalışanlarının kısa süreli bir eğitimle özel güvenlik elemanı yapılmaları doğru değildir. Bu açıdan daha eğitimli çalışanların istihdam edilmesi, örneğin en az meslek yüksekokullarının özel güvenlik programlarından mezun olmalarına ihtiyaç vardır.

Sonuç olarak özel güvenlik hizmetlerinde yaşanan sorunların çözümü için mevcut 5188 sayılı yasanın yeni baştan ele alınıp Batılı ülkelerdeki uygulamalardan da yararlanarak yeniden hazırlanması yerinde olacaktır. Çalışanların haklarını koruyan, evrensel sosyal haklarına kavuşturan şartlar hazırlanmalı, nitelikli, eğitimli personelin istihdam edileceği şekilde bir düzenleme yapılmalıdır. Yeni düzenlemede çalışanların görev ve sorumlulukları açıkça belirlenmesine, daha yaşanabilir ücret politikasının benimsenmesine, evrensel insan haklarının gereklerini taşıyan ve mesleğin itibarını yükseltecek yeni bir yasaya ve anlayışa ihtiyaç vardır.

 

Yorum Yazın