Kim kendini huzur ve güven içinde hissediyor

Korkular, vehimler, hakaretler, aşağılayıcı söz ve hareketler, nobranlık, düşmanlık, menfaatperestlik ve nice adaletsizlik kavurucu sam yeli gibi hayatlarımızı çorak topraklara dönüştürüyor. Hava ağırlaşıyor. Yeryüzünü cehenneme çevirip, mavi gökyüzünü dar ediyoruz kuşlara. Kediler, köpekler ancak yer buluyor kendilerine kaldırım köşelerinde, aç, susuz, bitap.

İnsan neyi hak edip neyi hak etmediğini sormuyor kendine. Bilakis, hak etmediklerini nasıl ele geçireceğinin hesabını yapıyor mütemadiyen. Onun için vuruyor, kırıyor, iftira ediyor, yaralıyor, yok ediyor. Onun için zihninde sürekli düşman üretiyor. Hayatının her gününü ittifaklar, cepheler kurup savaşmakla geçiriyor. Ganimet belliyor yaktığını, yıktığını. Herkes yanına kâr sayıyor incittiği canların ahını, feryadını.

Halbuki duymak isteyen için Yunus’un sesi yüzyıllar önceden yankılanmaktadır:

“Kişi kendin yavuz sanır, ettiği kalır sanır
Yarın mahşer gününde işi beyân olısar.”

Şu üç günlük dünyada değer mi bunca ahlaksızlığa, yozlaşmaya? İyilik dururken, ardına düşüp kötülüğün yakıcı meşalesini taşımaya?

İnsan düşman arıyorsa, kendi nefsinde aramalı evvela. Eleştiriden önce özeleştiride bulunabilmeli. Herkesten evvel iyiliği kendine hatırlatmalı, kendini kötülükten men edebilmeli. Kendini unutan insan, içinde bulunduğu süflî hali şu uyarıyla görebilir mi? “Siz Kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?”

Ne dersiniz?

İletişime, karşılıklı sevgi, saygı ve anlayışa ihtiyacımız var. Sadece insanlarla değil, tüm canlarla, varlıkla selamlaşmaya, hâlini hatırını sormaya ihtiyacımız var, bizim de hâlimizi hatırımızı soracak canlara ihtiyacımız var. Her şeyden evvel, gerçek anlamda selamlaşmaya ihtiyacımız var. Çünkü selamlaşma iletişimin dibacesidir, giriş kapısıdır. Selam vererek, muhatabımıza onu tanıdığımızı, kendisine bir zararımızın dokunmayacağını, kendisini barış ve esenlik içinde hissetmesini; bizim de kendisinden emin olduğumuzu veya olmak istediğimizi ifade etmiş oluruz.

Velhâsıl herkesin can taşıdığını hatırlamaya, engin gönüllü olmaya ihtiyacımız var.
Hatır gönül yıkmaya değil, hatır gönül yapmaya ihtiyacımız var.

Bu yazıyla birlikte, Teslim Abdal’ın dilinden, 2006 yılında aramızdan ayrılan Turan Engin’in sesinden “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol” ezgisini dinlemenizi, aşağıdaki yazılara da göz atmanızı öneririm.

1. Engin ol gönül engin ol
2. İşitin ey ulular ahir zaman olısar
3. İletişim ve İnsan
4. Güzel Kelimeler

Kim kendini huzur ve güven içinde hissediyor?
Emre Bağce yazıları

Yorum Yazın