Kırmızı Nepal pandası

Biliyor musunuz, bugün Yafes’i öldürdüler. Hava az bulutlu ve yirmi yedi dereceydi. Dün sulanmış olan parkın çimleri halen nemliydi. Sabahın güneşiyle buluşan naif bir toprak kokusu vardı. Dört kişiydiler ve inanabiliyor musunuz, dördü de tam o esnada, tam o kurşun Yafes’in bağrına isabet ettiğinde gözlerini kırpmadılar.

Ancak Yafes ölmedi, bunu vurgulamam lazım: Onu öldürdüler. Burası çok önemli, çünkü genelde katilleri tanırız. Onları tanıtırlar bize ekranlardan, gazete sayfalarından. Ölenler çoğu zaman önemsenmez. Ölmüştür çünkü. Reyting getir(e)mez. O nedenledir belki de, Mezopotamya’da milyonlar ölürken, akıllarda sadece birkaç ülke liderinin isimleri kalır. Uçsuz bucaksız bir mekânda bir eşkıya yüz on bir kişiyi kurşuna dizer, biz sadece eşkıyayı tanırız. Daha doğrusu, dediğim gibi bizi sadece onunla tanıştırır, ekranlar ve sayfalar.

Yafes, doğarken ölmemiş, lakin ölü doğmuş. Ölümü, kendisi doğmadan üç ay evvel sıtmadan yaşamını yitiren ağabeyinden miras almış. Çok gariptir bir ölünün ismini almak aslında. Belki ağabeyi yaşasa Yafes, İsmail ya da İbrahim olabilirdi. İsimler kaderi belirler. Buna hep inanmışımdır. Yafes’te de hep bu kaderin ağırlığı vardı. Anlatmazdı ama hissederdiniz.

Güneşin gittiği tarafta, çocuklar başlarını soktukları yerden okula başlayınca çıkarlar. Ancak, burada düzen öyle işlemez. Çocuklar ancak okula başladıklarında başlarını sokabilecekleri, rahatça oturabilecekleri bir yer bulurlar. Öncesi, kundaktan itibaren toprakla hemhal olmaktan geçer. Siz pek göremezsiniz, üç dört yaşındaki çocukların tarlada çalıştıklarını. Küçücük eller, küçücük bedenler toz toprak arasında pek görünmez çünkü. Lakin Yafes’in alnındaki izi görmemeniz mümkün değildi. Tarlalarını çapaladıkları o gün, bir yan sırasında ilerleyen kadının elinden çapa fırlayınca Yafes’in alnına gelmesi bir saniyeyi bulmamıştı.

Yafes’in vurulduğu park, okuduğu ilkokulun yanındaki parktı. Burada olmak istemediğinden ötürü, gün aşırı başta Yafes olmak üzere öğrencileri sözleri ile hırpalayan öğretmenin olduğu okul. Sizin anlayacağınız, Yafes, kendisine haksızlık yapıldığına inanan ve kendi başına geldiğine inandığı şeyi gücü yettiği şekilde etrafına yayan bir öğretmenin öğrencilerinden biriydi. Ama o dönemki bütün öğrenciler, inatlarından mı bilinmez güzel yerlere okumaya gittiler. Elbette önde gelen isimlerden biri Yafes idi. Annesiz okumak, buralarda her yiğidin harcı değildir zira. Adını miras aldığı ağabeyi ile birlikte o gece annesinin de yaşamını yitirdiğini az önce bilerek belirtmedim. Yafes bu konunun açılmasını istemezdi.

Ona ateş ettikleri sırada saat 11’e geliyordu. Yani köye suyun gelme saati. O yüzden herkes su sırasındaydı. Zaten mühendisimiz Yafes’in burada olma nedeni de buydu. “Köyümüze artık suyu getirmenin vaktidir” dediğinde kahvedeki ahalinin gözlerindeki heyecanı görmeniz lazımdı. “Bu devirde su gelmeyen köy mü kaldı?” demeyin. Bize ulaşması gereken suyun tamamı kırk sekiz kilometre ötedeki fabrikaya gittiği için ancak 11 ila 12 arası öğle sıcağının altında gelene şükredebiliyorduk. Ancak o bu duruma karşı çıkmış, adeta isyan etmişti.

Böyle biri değildi aslında. Yani biz onu okumaya gönderene kadar. Ancak üniversitede yeni bir kimliğe bürünmüştü adeta. Çünkü üniversitelerde görmediklerinizi daha kolay görebilirsiniz. Daha fazla tartışabilir, daha farklı açılardan bakabilir, daha doğru değerlendirebilirsiniz meseleleri. Elbette bu durum görmek isteyenler için geçerlidir. Yafes, görmek isteyenler arasındaydı. İlk yaz tatilinde köye geldiğinde onu görmeliydiniz, daha on dokuz yaşındaki bir genç [hatta bana göre hala o masum çocuk] yaşlılar ahalisiyle dişe diş tartışıyor ve sonunda da çaylardan son bir yudum alınırken haklılığının teyidi ile zaferini hafif bir tebessümle ilan ediyordu. Lakin bu zafer, mağrurluktan uzaktı. “Ben, bizim haklı olduğumuzu anlatmaya çalışıyorum” derdi her tartışmanın ardından müsaade alırken. Haklının bu hakkı gücünden aldığı bir kibre aşina olan insanlar için, haklının sadece hakkından güç ve dayanak bulduğu mütevazı ve fakat bir o kadar büyük sevdası hep şaşırtıcı olmuştur.

Kolluk kuvvetleri olay mahalline geldiklerinde şaşırdıklarını söyleyemeyeceğim. Malum bir akıbet olarak değerlendirdikleri bakış ve tavırlarından anlaşılabiliyordu. Bununla birlikte, meseleye derinlikle yaklaşıp, olayı çözmeye yönelik girişim ve çabalarını görmezden gelmek haksızlık olacaktır [her şeye rağmen]. Lakin bize hiçbir bilgi vermediler. Daha doğrusu veremeyeceklerini söylediler. Bu duruma bir yandan üzüldüm, ama ne yalan söyleyeyim diğer yandan sevindim. Süreç gizli yürütüldüğüne göre, olayın ehemmiyetine vakıf olmuşlardı. En azından Yafes’in yapmaya çalıştıkları ve mazisi için önemli bir noktaydı bu. Onu ilk kez, öldürülmesinin ardından dikkate almışlardı demek ki. Biraz geç olmuştu ama olsun. Bir şeyi görmezden gelmek ile o şeyi yok saymak arasında ince ve fakat derin bir ayrım vardır.

Biliyor musunuz, dün Yafes’u öldürdüler. Hava az bulutlu ve yirmi yedi dereceydi. Dün sulanmış olan parkın çimleri halen nemliydi. Sabahın güneşiyle buluşan naif bir toprak kokusu vardı. Dört kişiydiler ve inanabiliyor musunuz, dördü de tam o esnada, tam o kurşun Yafes’un bağrına isabet ettiğinde gözlerini kırpmadılar.

Bugün Yafes’i köy mezarlığına defnettik ve taziye evine uğramamızın ardından, evlerimize dağıldık… Ama bir saniye! Görüyor musunuz, haberlerde onun öldürülmesinden bahsediyorlar: “Mühendisin, şüpheli ölümü. Muhtelif bağlantılar bizleri hangi sonuca götürdü? Sır perdesi aralanıyor! Birazdan!” Hani her gün binlerce kez nefes alır verir, fakat bu mutat hadisenin olağanüstü boyutuna, yine olağanüstü hadiseler sebebiyle şahit olursunuz ya, işte o anlardan birini yaşıyordum. Hızla soluk alıp veriyor, kalbimin hızla atışını damarlarımda hissediyor, yaşamaya başladığım hafif bir baş dönmesi ile kendime mukayyet olmaya çalışıyordum.

Evet, sıra onun haberine geldi. Ama o da ne?! “Canlı Yayın” simgesi bir anda ekranı kapladı ve spiker: “Sayın seyirciler, şu an yayınımıza ara vermek zorundayız. Çünkü günlerdir beklenen, Amerika’nın Kalifornia eyaletinde bulunan Peanut hayvanat bahçesindeki Kırmızı Nepal Pandası doğumunu gerçekleştiriyor. Canlı yayında bu ölümsüz ana bütün dünya ile birlikte tanıklık ediyoruz” dedi. O an, nefes almadan, hiçbir şey hissetmeden yaşadım. Kırmızı Nepal Pandası doğumunu gerçekleştirdi. Tahmin ettiğiniz gibi, Yafes’in haberi yayınlanmadı…

Biliyor musunuz, geçen gün Yafes’i öldürdüler. Hava az bulutlu ve (…).

 

Yorum Yazın