Koleksiyon mu?

Maddi kültür çalışmaları altında, koleksiyon konusunu seçme sebebim, ilk olarak insanların bir şeyleri devam ettirebilmeleriyle ilgilenmem. Yani gerçek anlamda bir şeylerin devam ettirebilirliği… İkinci sebebim ise, insanların kendilerini popülerlik ya da kendilerince başka sebeplerden ötürü belli bir kalıbın ya da sıfatın içine sokmalarının bana rahatsızlık vermesi. Sadece bir grupta yer aldığını söylemek, gerçek anlamda o grubun bir mensubu olduğu anlamına gelmiyor. Kendini koleksiyoner olarak nitelendirenler gerçekten koleksiyoner midir? Koleksiyonla, biriktirmenin karıştırıldığı görüşündeyim. Çok fazla koleksiyon çeşidi ile karşılaşmaktayız. Bence bunların hepsine koleksiyon denemez. Koleksiyon daha özeldir. İnsanların, sohbet içinde benim de şu koleksiyonum var dediğini duyarız. Sırf arkadaşı yaptığı ya da gerçekten bunun popülerlik kattığını düşüncesiyle koleksiyon yapan var. Oysa yaşam tarzına gerçek anlamda önemli bir ciddiyet gerektiren bu işin bu kadar basite indirgenmesi ve tuhaf biriktirmeler sonucunda kişilerin biriktirdiklerine koleksiyon ve kendine de koleksiyoner adını vermesi biraz ironik kaçıyor sanırım. Adlandırmaları seviyoruz ve içeriğiyle ilgilenmiyoruz, böylece her şey daha mı eğlenceli geliyor orası tartışılır.

Koleksiyonlar, kazancın yanında ‘prestij’ sağlamakla birlikte günümüz yatırım araçları arasında da yer almıştır ve bu konuda ciddi yatırımların olduğunu söyleyebiliriz. Batılı ülkeler ve ABD’de olduğu gibi iş adamlarının, antika eserleri prestij unsuru olarak görmesi ve buna paralel olarak zengin ailelerin değerli eserleri koleksiyonuna katması koleksiyonculuğa yeni bakış açıları katmıştır. Bu doğrultuda antika eşyaların müzelerde sergilenmeye başlaması ve bununla birlikte turizm açısından değerlendirilmeleriyle, devletler antika eşyaları yatırım aracı haline getirmiştir. Bu eserlerin müzelerde sergilenmesi bir tarih yazımının gerçekleştirilmesine de yardımcı olmaktadır.

Kazanç ve prestij için koleksiyon yapanların tutumunu, Heidegger’in tekniğe ilişkin soruşturmasında bahsettiği fayda – maliyet analizi ile açıklayabiliriz. Bu koleksiyonerler koleksiyonu sonuçları açısından değerlendiriyor. Örneğin iş adamlarının koleksiyonculuğu prestij unsuru ya da yatırım aracı olarak görüp, sanat değeri açısından ilgilenmemektedir.

Koleksiyonculukla ilgili izlediğim bir filmden biraz bahsetmek istiyorum. Yönetmeni Pelin Esmer olan ve öz amcasının rol aldığı “11’e 10 Kala” isimli film gerçek yaşam hikayesine dayanmakta. Bu filmde başrol oyuncusu ve gerçek yaşamda da koleksiyoncu olan Mithat Bey’in aklımıza gelemeyecek birçok şeyi topladığını görüyoruz. Aslında hayatın, zamanın koleksiyonunu yapıyor gibi. Kendi değil de koleksiyonu yaşıyormuş gibi. Sesini kayda alıyor (misal, saat 5’i çeyrek geçe Samatya sahildeyim), hastanede olduğu iğnenin plastik kısmını saklıyor ve tarih atıyor, yapan hemşirenin adını yazıyor. Yatağının başucunda duran saat için şunu yazıyor: “193 gündür 10 dakika geri”. Yeğeni, onu ziyarete geldiğinde amcasına eline geçen pul koleksiyonu defterinin ne kadar ettiğine dair bir fikrinin olup olmadığını sorduğunda, “hayır yok; çünkü hiç satmayı düşünmedim” diyor. Evinde sadece bir insanın yürüyebileceği bir boşluk var; diğer tarafların gazete, dergi ve diğer topladığı çeşitli parçalarla dolu olduğunu görüyoruz. Filmde diğer karakterden biri de apartmanın kapıcısıdır. Onunla olan ilişkilerine de değinilmiştir. Bu ilişki koleksiyon ve maddiyat ilişkisini anlatmaktadır. Yönetmen, apartman kapıcısının yardım ederken az çok parçalardan satış sağlamaya çalışmasıyla bize olayın kişilerce nasıl algılandığını göstermiştir.

Koleksiyonerler ile görüşmelerim

Pena Koleksiyoncusu:

– 1991 yılından beri Türkiye’deki ve dünyadaki ünlü grupların ve gitaristlerin penalarının ve bagetlerinin koleksiyonunu yapıyorum. Yaklaşık 3000 pena ve 115 bagetten oluşan bir koleksiyona sahibim. Pena koleksiyoncusu olarak en önemli özelliğim ise Türkiye’de bu hobi ile ilgilenen ilk ve tek kişi olmam. En büyük idealim ise önümüzdeki yıllarda büyük festivallerde ve organizasyonlarda koleksiyonumu sergileyerek, ünlü kişilerin kullandıkları bu nadide eserleri katılımcılarla tanıştırarak, bilgi sahibi yapmaktır.

– Neden pena koleksiyonu?

– Bu tutkulu hobiye başlamam biraz şans işi. Lise yıllarımda abimin de müzik ve konser organizasyonlarında görev alması ile birlikte bende ona yardımcı olarak çalışmaya başladım. Konser öncesi setuplar, mikrofonların yerleştirilmesi, toplanması sahne arkası getir götür işleri derken 90’lı yıllardaki çoğu konserlerde görev aldım ve tabii İngilizcemin de iyi olması ile birlikte birçok grupla ve gitar teknisyenleri ile tanışma fırsatım oldu. O zamanlar pena ve bagetler bu kadar aranan veya istenilen şeyler değildi, ama ben bir şekilde konser öncesinde ve sonrasında gerek gruplardan, gerekse gitar teknisyenlerinden, gerekse sahnede kullanılıp mikrofonlarda bırakılan veya sahnede bırakılan penalardan veya bagetlerden toplamaya başladım. Ayrıca bazı konserlerden fazlasıyla aldığım penaları da diğer yurt dışındaki tanıştığım benim gibi koleksiyonerler ile değiş tokuş yaparak da arşivimi genişlettim. Böylelikle sevdiğim ve hayranı olduğum ama Türkiye’ye gelmemiş gruplarında penalarına sahip olmaya başladım.

– Penaların senin için hayatımdaki önemi nedir?

Tüm penaların benim için önemi çok büyüktür. Hepsi ne kadar küçük ve basit plastik parçaları olsalar da çok büyük emekler harcanarak toplanmıştır. Birçoğunun gruplar tarafından kullanılmış olması ve ünlü gitaristlerin elinin değmiş olması, kullanmamış bile olsalar o konser ortamında bulunarak alınmış olması ayrı bir değer ve önem katmaktadır. İşin güzel tarafı ise daha henüz koleksiyonum ile ilgili hiçbir yerde herhangi bir tanıtım yapılmamış olmasına rağmen, bir sosyal paylaşım sitesinde (Facebook) 5000 kişilik üyemin olması ve her geçen gün bu sayıya onlarca kişinin katılması ve sürekli aldığım takdir ve kutlama mesajları, koleksiyonuma başkaları tarafından verilen değerin de önemini göstermektedir.

Tunalı Pasajı, koleksiyoncularla görüşmeler (yer Ankara):

– Başlama sebeplerimden biri, bir şeyleri bir araya getirmek. Hiçbir şeyi bulamıyorsun kütüphanelerde, kitaplarda vs. En başta koleksiyonun bir amacı olmalı. Doğru yere gitmesi önemli. Biraz bencillik ve tutku ama paylaşmak da önemli. Bir koleksiyona, koleksiyon diyebilmemiz için sergi durumuna gelmesi gerekir ve bir şeyin koleksiyon olabilmesi için kesinlikle kataloğu olması şart (bana burada örnek bir katalog gösteriyor). Koleksiyoncu o koleksiyonu yapmasa bile nadir bir şey gördüğünde iyi mi, değil mi bunu anlar. Issız adam filminden sonra 2000 tane plak basıldı. Plaklar 15 günde bitti inanabiliyor musun? İnce rezalet bir plak.

Yaklaşık 40 bin tane plağım var. Bu iş; bilgi, ciddiyet, emek ve para ister. Bir koleksiyoncu arkadaşım T.C Anayasasını istemişti, gönderdim. Bu anayasada 1929 yazıyor dedi. Ciddi koleksiyoncu bunu sormaz. Şunu da söylemeliyim ki çok şey öğreniyorsunuz. Ayrıca dünyada bu işi iyi yapan tüm koleksiyoncular birbirini tanır ve anlar. Kimse kimseyi kandırmaz. Koleksiyonculukta orijinallik çok önemlidir; örneğin, film posterleri topluyorsun. Bu bir Rus filmi ise afişinin de Rus basımı olması lazım.

Bunu ticarete döken kişilere bakıyorsun, bir liralık şeye beş lira istiyorlar sen istemediğinde ise o yine 1lira oluyor. Fiyatı ne olursa olsun alacağını düşünüyorlar. Değerinden habersizler.

Enteresan şeyler öğreniyorsun. İnsan açgözlü, sahip olduğunda büyü bozuluyor (bunu söylerken gülüyor). Bir şey yaratman ve bir şey ifade etmesi lazım, sadece kendine değil başkalarına da. Türkiye’de koleksiyonculuk diğer ülkelere göre zayıf, fazla materyal yok her şeyi atmışız, göçebe toplum.

Seçilmemiş bir konuda topluyor olmak çok önemli. Boşlukta olan bir şeyi yapman lazım (o sırada Bob Dylan’ın bir plağını gösteriyor rasgele onunla alakalı bir anısını anlatmak için ve “içinde 12 şarkı var” diyor; sayıyor ve 13 çıkıyor. Neden 13 parça çıktı diye anında sorgulamaya başlıyor o heyecanı görüyorsunuz, sonra neyse 12 olması lazım diyor ve anlatmaya başlıyor. Bu cidden özverili bir iş!)

Aynı mekan da karşılaştığım başka bir koleksiyoncu ise şunları söylüyor:

– Hani insanın insandan biyolojik olarak farkı yoktur ya, koleksiyoncu kendi içinde farklıdır. Bu konuda 15 yıllık izlenimimin neticesi bir duygusallık ve romantizm. Babamın ölümü beni çok üzmüştü; ama 9-10 yaşlarında biriktirdiğim futbolcu kartlarının ben evden ayrıldığımda atılması, beni çok üzdü. İçimdeki insanı öldürdüler (o anda karşıdan soru geliyor -neden abi, şu an edeceği maddi değeri yüzünden mi? Cevap: “yok abi öyle değil”).
Bu görüşmeler benim için güzel bir deneyim oldu ve düşüncelerimi biraz daha şekillendirmemde ve anlatmak istediğimi daha iyi ifade etmemde yardımcı olduklarını düşünmekteyim.

Son olarak değinmek istediğim, Giovanni Papini’nin Gog adlı eserinde canlı koleksiyona dair örneklendirmeleri hakkında olacak.

– ‘Herkesin topladığı şeylerden koleksiyon yapmayı sevmem. Avrupa’ya gidip Botticelli ve Van der Meer’in şüpheli tablolarını veya dağılan asilzadelerin fildişilerini toplayan iş adamlarından nefret ederim’. Kitabın bu bölümünde canlı koleksiyona örnek olabilecek bir koleksiyon çeşidi görüyoruz. Yalnız amacına uygun diğer canlı koleksiyonları adı altında olan; böcek, bitki, balık vb. türlerden oldukça farklı. Dev koleksiyonu…
Orada bulunan devlerden birine burada bulunmaktan memnun olup olmadığını sorduğunda aptal olarak nitelendirdiği bu koleksiyon parçasının yanıtı bana kalırsa zekice oluyor:

– Elimden geldiği kadar avunuyorum, çok naziksiniz Mösyö Gog; fakat güzel bir işkence yöntemi bulmayı başardınız.

– Hasta mısınız?

– Belki bir eksiğiniz var?

– Bize bir dev olmaktan teselli duyuracak tek şey eksik: Bizden daha küçük insanların hayranlıkları manzaraları ve beraberliği. Düşününüz ki, hemen hepimiz tiyatrolarda, cambazhanelerde veya salaşlarla dünyayı dolaşır, orta ve kısa boylu adamların meraklarını çekerdik. Her birimiz bir bakışın merkeziydik, az bulunur bir şey, özetle bir şeydik işte.

Bu kısımda anlatılanlara baktığımızda koleksiyoncu kendi için nadir olan bir şeye sahip olmaya çalışırken, bir koleksiyona. Onların ihtiyacı olan, elinde olan tek şeyi almıştı. Yani Gog’a göre ender olduğunu düşündüğü ‘Dev koleksiyonu’ devler için enderliklerinin yok oluşuydu.

Başka bir bölümde, domuzların kalplerinden oluşan bir canlı koleksiyon örneğiydi. Bunu dünyaca ünlü kişilerin benzerlerinin oluşturduğu koleksiyonun izlediğini görüyoruz. Canlı koleksiyon adı altında ki bu koleksiyon çeşidinin, diğerlerinden oldukça enteresan bir forma büründüğünü söyleyebiliriz, bunun ötekilerden daha keskin bir ayrımı var gibi yani ender olanı biriktirme haricinde. Şöyle söyleyebiliriz; Gog bir yerde canlı koleksiyon örneklerinin hiçbirinin devamlılığının olmadığını söylemişti. Belki de burada haz veren, canlı koleksiyonda son bulanın devamlılığının diğer canlı koleksiyonda sürdürülmesiydi. Son bulmada bilinenden farklı oluyor sanırım bu durumda. Sonu yoktu ama parçalar hep canlıydı, bu da ‘canlı’ adı altında devamlılığı sağlıyordu. Özelliğinin bu olması ilgi çekendi belki de.
 

Koleksiyon ofis, Koleksiyon halı
Koleksiyon sahhaf&kitabevi
Koleksiyoncu
Koleksiyon nedir
Koleksiyon çeşitleri
Koleksiyon araba, Koleksiyon mobilya

Yorum Yazın