Küçük Ölüm

Canlı gölgelerle kuşatılmışım -yalnızca gölge bunlar, donup kalmış mobilyaların, yanımdan yürüyen ışığın kızları. Aynı gölgeler burada, güneşin altında da sarıyor dört bir yanımı, ne var ki sapına kadar gerçek insanlar bu seferkiler.
Fernando Pessoa

İşten çıktım, yürümeye başladım, bir an önce uzaklaşma derdindeydim, ama yürümek değil, uçmak istiyordum adeta. Bana o veya bu şekilde dokunmalarından hoşlanmıyordum, sürekli sağa sola kaymak, arada da akrobatik hareketler yapmak zorunda kalıyordum, sırf değmemek için. Herhangi bir çocukluk travmam yok bununla alakalı, sokaktaki insanların bana değmelerinden rahatsız olduğum için bu yöne doğru bir düşünce belirebilir akıllarda, açıklama yapmayı hep severim, yeterince soru işaretleriniz varken bir yenisi dahil olmasın. Bu tür konular dramatikliğinden öte merak uyandırıcıdır çünkü, eleştirirken dahi, en dehşet verici ve sarsıcı kısmı da budur. Onca telaşlı yürüyüşlerin ya da koşuşturmaların, o hissin bana değip uzaklaşmasına izin vermek istemiyordum, yeterince telaşım vardı zaten, bir yenisinin eklenmesini istemiyordum, hepsi oydu.

Bir arkadaşım bizde kalırken gece film izlemeye karar verdik, eğer uyuyakalırsa ona ilişmememi söyledi, bayağı güldüm, günlerce geyiğini çevirdik hatta, düşünüyordum da biri size ilişmemeniz gerektiğini söylüyorsa ya da bunu belli ediyorsa gerçekten ilişmemelisiniz, buna ihtiyacı vardır. İlişilmemek güzel bir şey. Sonrasında kendimi Moby’nin in This World klibinin ortasında gibi hissettim, küçük bir uzay gemisi, içinden çıkan ve diğer insanlarla iletişim kurmaya çalışan, boyut olarak oldukça küçük canlı görselleri vardı. Onlar görünemedikleri için, iletişim kuramadıkları için üzgündüler, onlardan ayrılan tek fark, benim o görünmezliği istememdi aslında, ama benzer olan kısım ise şuydu: görmek istemekle alakalı bir durumdu biraz da, boyut olarak küçük olmasanız da o kadar, yine de size çarpıyorlardı, bu kaçınılmazdı, denedim çünkü, öylece hiç sağa sola kaymamayı denedim o an istediğim türden bir görünmezliğe sahip değildim ama. Klibin sonunda olayın küçük oldukları ve ellerindeki tabelaların boyutu da küçük olduğu için görünemedikleri kanısına varıp tabelayı ve yazıyı büyütme kararı almışlardı, en azından bir çaba vardı, oradaki durum rahatsız edici değildi, merak vardı çünkü belki de iyi bir iletişime dair bir merak, benim bu meraktan sıyrılışım uzun zaman önceydi.

Yaşarken ölümler yaşıyoruz ama burada bahsi geçen sizin ölümünüz. Kendinizin ölümüne tanık oluyorsunuz , sonra yeniden diriliyorsunuz, reenkarne ya da dejavudan bahsetmiyorum, bu depresyon gibi de değil, bunlara inancım yok, pek çok şeye olmadığı gibi. Ama bu ölüm öyle çok büyük bir ölüm değil, küçüğü olur mu derseniz, oluyor. Yeniden dirilme olayı çok fantastik, başka biri gibi doğuyorsunuz, hiçbir ölümde eskisi gibi doğmuyorsunuz, yaşam gibi dirildikten sonra da değişkenlik gösteriyoruz ve o ölen benlikteki tüm şeyleri üzerinizde taşıyorsunuz. Sakın her dirilişte Platon’un ideaları gibi bir yerde uyanmayı beklemeyin, o kadar da fantastik değil, oraya da kötülük bulaşmıştı, korunamadı, korunmayı bekleyen her yer, her düşünce, her ininiz gibi, düşüncelerde dahi. Bu bir unutuş ya da yok oluş değil, deri değiştirme gibi düşünün, bir şeylerden sıyrılıyorsunuz, arınıyorsunuz ve yeni olanlara bulanıyorsunuz, onlar da yok olmak için varlar. Genel geçer gündelik hayat söylemlerinizi düşünün, bazıları o kadar da boş değiller: ‘Sıkıntıdan öleceğim, sinirden öleceğim, patlamak üzereyim, delirmek üzereyim.’

Sıkıldı, patladı, delirdi ve yok oldu, küçük, küçücük bir ölümle.
Ardından yeniden dirildi, silkelendi ve savurdu çürümüş derisini üzerinden.

Küçük Ölüm
Gizem Karagüzel

Yorum Yazın