Locke’un hoşgörü kavramı üzerine

Locke’un kullandığı hoşgörü kavramının tam anlamını açıklamak bu kavramı anlamak için büyük yarar sağlayacaktır. Hoşgörü sözcüğü Türkçeye Fransızca “tolerans” (tolerance) sözcüğünün karşılığı olarak üretilmiştir. İngilizcede de tolerance, toleration ve tolerationism biçimlerinde kullanılmaktadır. Bu kelimenin kökeni Latince tolerare fiilinden gelmektedir. Bu fiil; dayanmak, katlanmak, tahammül etmek, çekmek, devam ettirmek gibi anlamlara gelmektedir. Bu durumda Locke’un kullandığı toleration ifadesi katlanmak ve tahammül etmek anlamındadır. Oysa Türkçedeki hoşgörü kelimesi katlanma ve tahammül etme anlamında kullanılan bir kelime değildir. Ayrıca her sıradan katlanma bu kapsamda değerlendirilemez. Hoşgörüden kastedilen, sıradan bir konuda onaylanmayan bir şeye kişinin göz yummasını, bağışlayıcı bir tutum takınmasını değil; kişi için gerilim yaratan ve kişinin değerleri çerçevesinde doğru bulmadığı bir şeyden rahatsızlık duysa da bunun varlığını kabul etmeyi ve bu gerçekle yaşamasını ifade eder.

Hoşgörü olarak kabul görmüş olan bu kavramın beş unsuru barındırması gerekmektedir;

1- Sapma (Deviance): Hoşgören kişinin düşündüğü veya yapılması gerektiğine inandığı şeyden farklı olarak meydana gelen bir sapma olmalıdır.

2- Önem (Importance): Sapmanın olduğu konu hoşgören için önem verdiği bir konu olmalıdır.

3- Kınama (Dissapproval): Hoşgören meydana gelen sapmanın sonucundan hoşnut olmamalıdır.

4- Güç (Power): Hoşgören kişi hoşgördüğü şeyi güç kullanarak değiştirebilecek güce sahip olmalıdır.

5- Reddetmeme (Non- rejection): Hoşgören, gücü olmasına rağmen gücünü kullanmayı reddedip sapmayı kabul etmese de buna katlanır.

6- İyilik (Goodness): Hoşgörü doğrudur ve hoşgören iyidir. Yani kişi bunu ahlaki bir değer olarak benimser ve bunu yerine getirir.

Bu tanımlama çerçevesinde bakılacak olursa Locke’a göre hoşgörü düşüncesinin iki temeli vardır. İlk temel, hoşgörü fikrinin vicdan özgürlüğüne dayanmasıdır. Protestan teolojisiyle de yakından ilişkili bir taleptir. Bu argümana göre vicdan, dışsal zorlamalara ve baskılara tabi kılınamaz. İkinci temel, din ve siyaset alanlarının birbirinden kesin biçimde ayrılmasıdır. Bunun anlamı, devletin üstün gücünün din işlerine karışamayacağı ve bir inancı dikte edemeyeceğidir. Aynı zamanda da dini otorite yalnızca manevi konularla ilgilenmelidir.

Tarihte hoşgörü konusunda yapılan tartışmalar, mezhep savaşlarının hâkim olduğu 16. ve 17. yüzyıl Avrupa’sında kendini gösterir. Hoşgörü talebinin sebebi bu mezhep savaşlarının toplum düzenini altüst etmiş olmasıdır. Bu bağlamda unutulmaması gereken nokta siyasal özgürlüklerin din ile yakın ilişki içinde olduğudur. Çünkü siyasal düşüncelerin temelinde bu değer çatışmaları yatmaktadır. Bu çatışmalar sanıldığı gibi bireylerin din konusundaki farklı ideallerinden değil, yaşam biçimlerinin rakip iddialarından kaynaklanır. Dinsel hoşgörünün gerçekleşmesi, siyasal iktidarın sahip olduğu müşterek güç ile insanları özgür kılıp zorlamamasına bağlıdır. Unutulmamalıdır ki hakikat siyasal zorlama ile belirlenemez.

 

Yorum Yazın