Malefiz’i “kadın egemen” okumak: Al ruhunun zaferi

17. Yüzyılda Grimm Kardeşler tarafından derlenmiş olan “Uyuyan Güzel” çocuklara anlatılan bir masaldan daha fazlasıdır. Pek çok masalda olduğu gibi prensler, prensesler, periler, iyiler ve kötülerle kurgulanan ideal bir dünya tasavvuru karşımıza çıkar. İyilik ve kötülük bariz şekilde ayrılmış ve kötü olan belirgin öğelerle (siyah kıyafetler, boynuz, siyah karga, vs.) ötekileştirilmiştir. Çoğu masum görünüşlü masalın altında yatan kötülüğü uzaklaştırıp nefsini temize çıkarma mekanizması “Uyuyan Güzel” masalında da hakimdir. Erkek egemen toplum yapısıyla kadın egemen toplum yapısının mücadelesinin anlatıldığı bu masalda semboller yumuşak bir anlatımı mümkün kılmıştır. Fakat masalın söylem katmanlarını ayırmaya başladığımızda karşımıza çocuklara anlatılan eğlenceli gerçek üstü anlatılardan çok daha fazlası çıkacaktır. Uyuyan Güzel masalının katmanları arasına ataerkil toplum yapısı incelikle işlenmiş durumdadır.

Öncelikle masalın klasik şeklinin anlatıldığı 1959 versiyonu çizgi filmi gözden geçirelim. Masal, kral Staphan ile kraliçenin henüz dünyaya gelmiş çocukları olan Aurora için yapılan kutlamaların anlatımı ile başlar. İyi kalpli üç peri bebek prensese, sırayla güzellik ve güzel ses gibi hediyeler verdikleri sırada büyük kötülük Malefiz siyahlar içinde ortaya çıkar ve prenses için bir lanette bulunur. Buna göre prenses on altıncı doğum gününde parmağına bir çıkrık iğnesi batacak ve sonsuz bir uykuya dalacaktır. Fakat son peri henüz hediyesini vermemiştir. Onun hediyesi de bir umuttur: prensesi sonsuz uykusundan uyandıracak tek şey “gerçek aşkın öpücüğü”dür. Prenses, Malefiz’in gazabından korunsun diye periler tarafından bir oduncu kulübesinde büyütülür. On altıncı yaş gününde prenses beyaz atlı bir prense aşık olur fakat güneş batmadan hemen önce Malefiz prensesin parmağına çıkrık iğnesinin batmasını sağlar. Prens, Malefiz ve yardakçılarıyla savaşır. Ejderhaya dönüşen Malefiz’i kılıcıyla öldürür ve prenses Aurora’yı öperek uyandırır. Masal kötülerin yenildiği, iyilerin kazandığı mutlu bir sonla biter.

Bu klasik hikayenin dışına çıkan “Malefiz” isimli 2014 yapımı uyuyan güzel hikayesi çok daha önceden, Malefiz’in genç kızlığından başlar. Dünya iki egemenlik alanına bölünmüş durumdadır. Bunlardan biri pastoral öğelerle bezenmiş, büyüleyici bir dünyadır. İçindeki her türlü canlının özgürce yaşadığı, kimsenin kimseye boyun eğmediği, hiyerarşik yapıların olmadığı ve yalnızca tabiat kanunlarının geçerli olduğu bu özgür dünya Malefiz’in dünyası yani “Moor”dur. Diğer tarafta ise bu özgür dünyayı tehdit eden ve güç uğruna doğayı tahrip etmekten çekinmeyen bir krallık vardır. Bu krallık merkezidir, hiyerarşiktir ve tek bir otoritenin mutlak yönetimindedir. Malefiz’in özgür dünyasının tam zıttı olan bu krallık güç sarhoşluğu içerisindedir. Böyle bir zamanda genç Stephan periler diyarından bir şey çalmaya çalışırken yakalanır. Bu vesileyle tanışan Stephan ile Malefiz birbirlerine âşık olurlar. Bu aşk yıllarca devam eder. Ve nihayet bir kral, ordusuyla periler diyarına saldırır. Malefiz ormanın tüm güçleriyle karşı koyar ve kralı ağır yaralar. Yalnızca kendi vatanına savunmakta olan Malefiz krallık tarafından büyük kötülük olarak etiketlenir. Hasta yatağındaki kral, Malefiz’i yok edecek kişiyi kendi yerine kral yapacağını duyurur. Bunun üzerine Stephan, uyuduğu sırada sevgilisi Malefiz’in kanatlarını keserek krala götürür ve tahtın sahibi olur. Saltanat için Stephan’ın kendisine ihanet ettiğini anlayan Malefiz buna çok sinirlenir. Artık kanatları yoktur. Neler olup bittiğini görmek için bir karga kullanmaya başlar ve periler diyarını korumak için etrafını aşılmaz dikenliklerle çevreler. Buraya kadar olan bölüm klasik hikayede anlatılmayan, yeni kurgunun ürünü olan bölümdür.

Malefiz, klasik hikayede olduğu gibi saraya gidip bebek prensesi lanetler. Fakat anlatının devamı çok farklıdır. Prensesin periler tarafından büyütüldüğü oduncu evini başından beri bilen ve takip eden Malefiz zaman içinde prensesi sever ve babasına duyduğu nefrete rağmen kıza kötülük edemez. Fakat laneti geri almayı da beceremez. Aurora da Malefiz’i tanır ve onu çok sever. On altıncı yaş günü geldiğinde kehanet gerçekleşir ve prenses sonsuz uykuya dalar. Malefiz, prensesin bir gün önce tanıştığı prensi uyumakta olan prensesin odasına götürür. Gerçek aşkın öpücüğü ile uyanmasını dilemektedir. Fakat en şaşırtıcı kısım tam buradadır. Prenses, beyaz atlı prensin öpücüğüyle değil Malefiz’in öpücüğüyle uyanır. Son bölümde prenses, Malefiz’e kanatlarını geri verir ve Malefiz de iktidar paranoyası içindeki Kral Stephan’ı öldürür. Final sahnesi dikenlerden temizlenmiş periler diyarında geçer. Malefiz, Prenses Aurora’nın başına kraliyet tacını takar ve onu krallığın yeni yöneticisi ilan eder. Prens ise final sahnesinde tüm iktidar alametlerinden arınmış ve prensese tâbiyetini belirtir şekilde görünür.

Masalın bu ikinci versiyonu Türk folklöründeki albastı kültüyle benzerlik gösterir. Başta Anadolu olmak üzere pek çok Asya halkının hafızasında halen yaşamakta olan albastı veya karabasan olarak adlandırılan kötü ruh özellikle yeni doğum yapmış kadınlara ve bebeklerine musallat olur. Farklı yörelerin anlatılarında farklı şekillerde ortaya çıkmakla birlikte hepsinde albastının amacı lohusalı kadına ve bebeğine zarar vermek, öldürmek, saptırmak gibi amaçlara sahiptir. Albastıdan korunmak için kullanılan yöntemler ise erkek egemen toplum yapısıyla kadın egemen toplum yapısının mücadelesinin izlerini taşır. Lohusalı kadınları albastıdan korumak için bıçak, iğne, at nalı gibi demirden yapılmış eşyalar veya kadının kocasına ait herhangi bir eşya kullanılır. Buradaki simgesellik çok açık olarak erkek egemen kültüre işaret eder. Bazı halk bilimcilerin yorumlarına göre toplumlar, avcı toplayıcı dönem ve öncesinde kadın egemen bir yapı sergilerler. Bereket ve doğurganlık gibi özelliklerin başat faktör olduğu bu dönemde kadının doğurganlığı kutsanır. Bu inanış kadın egemen veya eşitlikçi bir yapıya işaret eder. Hayvancılık ve tarım ve bununla beraber demir madeninin işlenmesiyle erkeğin kadın üzerinde tahakkümü başlar. Bu yeni dönem çok belirgin şekilde demir kültüyle ilişkilidir. Daha açık ifadeyle erkeğin kadın üzerine tahakkümü, merkezi ve hiyerarşik siyasal yapıların oluşması ve erkek egemen toplum yapısının oluşması demir ile mümkün olabilmiştir. Albastıyı kadın egemen yapının, yani mağlup olan önceki düzenin ruhu olarak düşündüğümüzde yeni yapı, yani erkek egemen toplum yapısı bir ideolojik formatlamanın gereği olarak albastıyı kötü ruh olarak nitelendirerek ötekileştirecektir. Türkçe’de şeytan anlamına gelen albız kelimesinin de albastı ile aynı kökten gelmesi tesadüf olmasa gerektir. Mağlup ve kötü olan bu dişi ruh en büyük nefreti erkeklere karşı duyar ancak onu yenebilecek güce artık sahip değildir. Dolayısıyla tüm nefreti bu erkek egemen yapıya destek veren ve onu meşrulaştırarak sürdürülmesini sağlayan kadınlara yönelir. Bir erkeğin eşi olarak erkek egemen yapıya boyun eğen üstelik bir de çocuk doğurarak bunu perçinleyen kadın al ruhuna ihanet etmiştir. Pek çok yerel inançta kadın yeni evliyken ve çocuk doğurduktan hemen sonra albastı tarafından aldatılmaya çalışılır. Aldatmak kelimesinin de al ruhu kültünden geldiği iddia edilmiştir. Erkek egemen yapıya katılarak ona destek veren kadın bu iki zaman diliminde demirden yapılmış bir eşya veya erkeğine ait bir eşya ile albastıdan korunmaya çalışır.

Yalnızca Türklere değil pek çok Asyalı kavme de ait olan albastı kültünün Malefiz ile benzerliği dikkat çekicidir. 1959 yapımı uyuyan güzel versiyonunda anlatının rengi erkek egemendir. Hikayenin kurgusu bir doğum sonrası ortaya çıkan ve durduk yerde bebeği lanetleyen büyük kötülüğün teşhiri ile başlar. Yeni versiyonda perde çok daha öncesinde, kadının erkek tarafından ihanete uğramasıyla açılır. Anlatım son derece feminist bir çizgide sürer. Erkek egemen toplumsal yapı yüksek şatonun merkezi iktidarıyla sembolleştirilir. İlk saldırıda mağlup olan şatonun kralı haince ve aşka ihanet ederek Malefiz’in kanatlarını çaldığında Malefiz’in aşkı nefrete dönüşür. Filmde kullanılan demir metaforu da albastı kültüyle tamamen uyuşur. Demir eşyalar perileri yakar. Dolayısıyla burada da demir doğrudan, erkek egemen toplumsal yapıyı simgeler.

Filmin en can alıcı sahnesi ise erkek egemen yapının söylemi olan “gerçek aşkın öpücüğü” metaforunun çöktüğü sahnedir. Çünkü beklenenin aksine uyuyan prenses, beyaz atlı prensin öpücüğüyle değil Malefiz’in/al ruhunun öpücüğüyle hayata döner. Finalde ise tüm iktidar sembolleri Prenses Aurora’nın bedeninde sembolleşir. Prenses ile prens sonuçta beraber olacaklardır. Ancak bir farkla ki “gerçek aşkın öpücüğüyle” sembolleştirilen erkek iktidarı yerini kadının iktidarına bırakmıştır.

Bu kurgunun yarattığı dünyada kadın, egemenlik mücadelesinde ihanete uğradığı halde ve kötülükle özdeşleştirilmesine rağmen savaşı bırakmayan taraftır. Sonuç olarak masal, al ruhunun/Malefiz’in zaferiyle biter.

Yorum Yazın