Mir’atûl memâlik (Ülkelerin Aynası)

Hint Okyanusunda Meydana Gelen Olaylar

Rüzgardan biraz aman alınca, Allah’ın yardımına sığınarak, Hint okyanusuna açıldık ve Yemen tarafına doğrulduk.

Saldım engine gönül zevrakını şah onara
Beh diye n’olsa gerek idelim Allah onara
(Necatî)

deyip birkaç gün denizde kaldık.

Tahminen Re’s-ul Hat’ı geçmiş, Zafer ve Şihr kıyıları yakınlarına gelmiştik ki, gün batısından, fil tufanı adıyla meşhur bir fırtına koptu. Değil yelken açmak, bir tente bile göstermeye imkan yoktu.

Bir bahre düştü keştî-idil yok kenare hiç
Bir bad-bani rast değil rüzgare hiç
(Yetimî)

Rüzgar hiç göz açtırmıyordu. Akdeniz’de olan fırtınalar bunun yanında hiçbir şey değildi. Sıra dağlar gibi olan dalgalar, Akdeniz’dekilerden kat kat yüksekti. Geceyi gündüzden ayırt edemiyorduk. Gemilerde olan ağırlıkların hepsini denize döktük. Hâfız’ın

Şeb-i tarik u bîn-i mevc u girdâbî çonin hail
Küca danend hal-u mâ sebk-i baran sahilha

beytini yâd ettik.

Rüzgarın ardı arkası kesilmeden devam etti. Allah’ın takdirine boyun eğmekten başka çıkar yol yoktu artık. Hazret-i Allah’ın yardımına, Peygamber ve velilerin himmetine sığındık.

Bazen kederli zihinleri teselli için Yetimî’nin:

Düşme engin gama fırtına çoktur savulur
Sakın felek rıza ol, görününce karalar

beytini söyler, bazen de dertli gönülleri teskin için:

Ey gönül gel düşme gam girdabına derya-dil
Bir iki gün essun savursun, böyle kalmaz rüzgar

derdim. Bu fırtına on gün kadar böylece devam etti. Bir gün bile durgunluk yüzü göstermedi. Yoldaşlara, hepiniz sivirya bulunun. Allah’ın izniyle iyi olur diye gönüllerini alıyor, nasihat ediyordum.

Denizde, iki kadırga uzunluğunda; hattâ daha büyük balıklar gördük. Kılavuzlar: Dokunmaz korkmayın dediler.

Nihayet med-cezir olayı meydana geldi. Bulunduğumuz yerde med olayı daha fazla olduğundan Çekid körfezi yakınlarına düştük. Karaya yakın olduğumuza işaret olmak üzere deniz atları, kocaman yılanlar, harman büyüklüğünde kaplumbağalar ve rişte-i bahr gördük.

Denizin rengi beyazlaşmaya başladı. Bu hali gören kılavuzlar feryad ettiler ve bu bir girdabın meydana geleceğine işarettir. Bu denizde bu durum iki yerde meydana gelir birisi Habeşistan sahillerinde Guardaful ve diğeri de Sind yakınlarında Çekid körfezidir. Bunlara tutulan gemilerin kurtulma imkanı olmadığı deniz kitaplarında yazılıdır dediler. Hemen bulunduğumuz yerin derinliğini ölçtük. Beş kulaç derinlik vardı. Hemen orta yelkenleri bağlayıp sereni yisa ettik ve devriye koyduk. Gemiyi orsazir edip muhkem alat düşürdük. Bir taraf dik olduğundan o gün ve gece kürek kullandık.

Sonunda Hakk’ın yardımıyla cezir zamanı geldi. Rüzgar da ters esmeye başladı. Yani hafiften çapazlama hatta pupa-pruva esmeye başladı.

Vücudun zevrakın sal bahr-ı aşka rüzgarındır
Hüda’nındır onarmak sanma ey dil; rüzgarındır

Ertesi sabah erkenden yelkenleri indirdik. Açıkgöz gemicilerden birini contaya bağlayıp yelkensiz sereni diktik. Altına bir manivela sokup sereni bir direk boyu kaldırdık. Etrafa bakıldıkta deniz kıyısında Camber vilayetindeki kilise göründü. Tekrar aşağı indirdik. Yelkenleri takıp Formiyan ve Mangalur’un önünden geçtik.

Bir ara Sumenat Kilisesi evler arasında kayboldu ise de sonrandan Sumenat’ın önünden de geçtik. Nihayet Diu’ya vardık. Diu düşman elindeydi. Bunun için oraya gitmekten çekindik. O gün yelken açmadık. Serdümen ile yol aldık. Gittikçe rüzgar hızını arttırdı. Gemilerin dümenleri zaptedilmeyecek hale geldi. İkişer yular ile dörder kişi bin bela ile zaptedebiliyordu. Kardiya üzerinde insanın durması imkansızdı. Baş tarafa hiç kimse gidemiyordu. Gemicilerle çok zor anlaşabiliyorduk. Reisler ve yelkenciler kamaralarında bir an bile duramıyorlardı.

Nihayet paralı askerlerin çoğu ambara doldu. Deniz gemilerin üstündeki uzun ağaçları alıp gitti.

Velhasıl o gün bir kıyamet günü idi. Sonunda Hindistan’ın Gücerat eyaletine vardık. Fakat bulunduğumuz yerin neresi olduğunu bilmiyorduk.

Ansızın kılavuzlar: “Dikkat edin! Önümüzde girdapvârî çatlak var” diye bağırınca demirleri funda ettik. Fakat gemiyi harpuşte muhkem çiğneyip batırmalı eyledik.

Kürekçi tayfası kadindlerini bozup, herkes soyundu. Bazıları varil, bazıları tulum hazırlayıp birbirleriyle helallaştılar. Ben de soyunup kölelerimi azad ettim ve Mekke fakirlerine –Allah onları şereflendirsin- yüz filori adadım. Sonunda demirlerin biri küpe, biri de paçoz dibinden kırıldı. Tekrar iki demiri sağlamca döşeyip bağladık. Böylece bir müddet daha fırtınadan kurtulduk. Fakat kılavuzlar, burası Diu ile Daman arasıdır, gemi batsa hiç kimsenin kurtulma ümidi yoktur. Hemen yelkenleri açıp, düşmanın yakınında bir yere varmak gerekir deyince, ben aciz hemen bulunduğumuz yerin git-gelini, yani akıntısını hesap ettim. Haritadan pusulaya bakarak yerimizi buldum ve kıyıya yakın olup olmadığımızı hesapladım. Kur’an-ı Kerim’den bir fal baktım.

Gemilerin sularına baktım. Hemen hemen döşemeler tamamen sularla örtülmüştü. Hemen suları boşaltmaya başladık. Bazı yerlerden geminin lumbozları bulunup açıldı ve biraz su boşaltıldı. İkindi zamanı hava biraz açıldı. Hindistan’ın Gücerat eyaletinin Daman isimli vilayeti önündeydik. Kıyıdan uzaklığımız iki mil kadardı. Bütün gemiler oradaydı. Bazı kadırgalar kenara yakın olduklarından dalgaların şiddetli döğmeleri sebebiyle aciz duruma gelmiş, kürek sandal ve varilleri denize dökülmüş, kendileri de karaya oturmuştu. Velhasıl  beş gün beş gece kasırga ve yağmuru demir üzerinde geçirdik. Çünkü, bu mevsim, Hindistan’ın yağmur mevsimi idi. Elimizden ne gelirdi ki (Gökten ne yağar da yer onu kabul etmez ki) sözüne boyun eğdik. Bu beş günde gündüz hiç kimse güneş, gece de yıldızlardan bir eser görmedi. Gece gündüz elimizden pusula ve saat düşmedi.  Sözün kısası herkes şaşkınlık içinde, sıkıntıya batmış olarak, dünyadan ümidini kesti.

Afitabî doğa devlet güneşi birgün ola
Hak teala kahr ile daim kılmaz

diye arkadaşlara teselli veriyorum.

Allah’ın hikmeti olacak ki, orada dahi, demirlenmiş olan üç gemi yan yattı ve içlerindeki tayfa,

Keştî şikeste kanim ey bad-ı şurte berhiz
Başed ki bâzbinem ân yâr-ı aşinârâ

deyip Allah’a sayısız yalvarış ve yakarışta bulundular. Allah’ın izniyle hepsi sağ salim olarak karaya çıktılar ve kurtuldular.

 

Mir’atûl memâlik (Ülkelerin Aynası) Seydi Ali Reis

Yorum Yazın