Misafir

Uzun zamandır çocukluğumdaki güvercinler, serçeler uğramaz olmuştu bahçemize. Oysa ne severdim çocukken onlara gizli gizli bulgur vermeyi. Geçen sene güvercin sesleri tamamen kayboldu ve karga ile martıdan başka kuş görünmez oldu. Bir sabah mutfağımızda serçe sesleri duymaya başladık. Ses evin içinden geliyordu, ama onları bulamadık. Kısa süre sonra kargalar, balkon camımızın üstündeki aspiratör çıkışının önüne toplandığında anladık ki, aspiratör borusunun içinde bir serçe ailesi misafirimiz olmuş.

O günden sonra biraz daha dikkatli davrandık mutfakta. Geceleri bizden erken yatıp, sabahları erken kalkıyorlardı. Anneleri erkenden yavrularına yemek aramaya çıkıyordu. Bazen bu esnada bir karga yuvaya yaklaşıyordu ve biz yavruları korumaya çalışıyorduk. Misafirlerimizi ağırlamanın zorlukları da yok değildi. Öncelikle aspiratörün düğmesine yanlışlıkla basmak çok korkuttu bizi. Bir de çok ses çıkarabiliyorlardı.

Serçe ailesi bizim için misafirdi, onları ağırladık, koruduk ama şunu hiç düşünmedik, kim bilir belki de onların evinde misafir olan bizdik. İşin aslı şu ki ne biz serçe ailesinin evindeydik, ne de onlar bizim. Hiçbirimiz hak sahibi değil. Sonuçta hepimiz misafiriz bu dünyada ve biz bu dünyada beraberce varız. Bir arada, bir olarak yaşamakla yükümlüyüz. Ben demeden, biz diyerek güzel ve yaşanılabilir oluyor bu dünya.

Atalarımızdan yadigâr kalan kuş evleri, kuş sarayları, cami avlularındaki kuş havuzları, adeta bizlere beraber yaşamanın sanatını göstermektedir. İnce işçiliği ve zarif görünümleriyle yeryüzünün saraylarını kıskandıran, bu gökyüzü sarayları kuşlar kendini güvende hissetsin diye yerden olabildiğince uzağa yapılmıştır; ayrıca hava koşulları, güneş ışınlarının açısı gibi birçok unsur hesaba katılmıştır. El emeği göz nuruyla yapılan bu saraylar, doğaya duyulan saygınında ötesinde, muhabbetin, merhametin birer timsalidir.

Ne acı ki günümüzde bu saraylar bakımsızlıktan kaybolmaya yüz tutmuş; aynı kaybolan güvercinler, serçeler gibi. Nasıl unuttuk, neden unuttuk bilmiyorum. Koşturmacadan, çalışmaktan mı kaldırıp başımızı gökyüzüne bakamıyoruz? Eskiden de iş güç vardı. Hem yaşadığımız çağda her şey parmağımızın ucunda değil mi? Zaten ileri teknolojilerimiz, makinelerimiz daha rahat ve konforlu bir hayat için değil mi?

İşte böyle sorularla biraz özlem, biraz da terkedilmenin kırgınlığı nedeniyle gönlüm kararmıştı. Beni bu kasvetli matem havasından kurtaran sığırcık kuşu oldu. Bir gün kardeşimle farklı güzel bir kuş cıvıltısı duyduk. Daha önce hiç duymadığımız, görmediğimiz bu kuşu, aynı çocukluğumuzdaki gibi anneme sorarak öğrendik. Uzunca bir müddet camımızın yakınındaki ağaçlardan sığırcık kuşlarının sesini dinledik. Ardından kumru döndü. Camımızın kenarındaki yerini aldı ve arkadan da güvercinler. Öyle çocukluğumdaki gibi çok değiller. Yine de umut veriyorlar. Dilleri olsa da konuşsam nereye gittiniz, neden gittiniz, diğerleri nerde diye. Aslında konuşmasalar da gidişleriyle bir şeyler anlatmışlardı.

Yorum Yazın