Müzik endüstrisi’nin teknoloji ile imtihanı

İletişimde veri aktarım hızı ve müzik endüstrisi

Dijital tüketim gün geçtikçe büyük bir hızla artıyor. Müzik endüstrisi’nde 2000 yılından 2005 yılına kadarki dijital tüketim hızı 2005 – 2010 yılları arasındaki dijital tüketimin çeyreğinden daha az. 2004 yılında 400 milyon dolar olan dijital müzik piyasası, 2005 yılında 1,1 milyar dolara, 2006 yılında 2 milyar dolara, 2007 yılında 3 milyar dolara, 2008 yılında 4 milyar dolara varmıştır. Bu verilere dayanarak dijital müzik piyasasının 2005 yılından beri, senelik ortalama % 50’ye yakın büyüme payına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu çıkarım dijital müzik piyasasının büyüme hızı hakkında yeterli bir fikir vermez.

Yaklaşık 40 milyar dolarlık müzik endüstrisi’nin 2008 yılında %10’u dijital satışlardan sağlanmaktaydı. Bugün, yani 2013’te sektörün gelirinin %70’i dijital satışlardan temin ediliyor. Muhtemelen iki sene içerisinde CD veya plak satışları %3’ün altına inecek ve sadece koleksiyoncular için yüksek birim fiyatları ile satışta kalacak. Virgin gibi perakende müzik mağazalarının tüm dünyada kapanmaya başlaması bu değişimin en büyük habercisi aslında.

İnternet kullanım biçimlerinin yıllar içerisinde gelişmesi kuşkusuz bu gelişime yardımcı olan en büyük etken. 1998 yılında ortaya çıkan ADSL yani Asimetrik Sayısal Abone Hattı, telefon hatları üzerinden yüksek miktarda veri aktarımı sağlayan bir iletişim şeklidir. Bu iletişim biçiminin internetin gelişimindeki en önemli etkisi geçmiş dönemde yüksek miktarda veri transferi imkânı sağlamasıdır. Ses ve görüntü dosyaları yazılımları ve dosya kodlama biçimlerinin çeşitlenmesi ve geliştirilmesiyle farklı boyutlarda dijital platformlara aktarılıyor ve paylaşılabiliyor. Dosya boyutu ne kadar küçülürse, paylaşımı da o kadar hızlı olabiliyor. Ancak dosya boyutu küçüldükçe dosyanın kalitesi de aynı oranda azalıyor. Bugün İnternet servislerinin veri aktarım hızının artması sayesinde dosya boyutunu küçültmeye gerek kalmamaktadır.

ADSL’nin yerini alması beklenen “Fiberoptik” teknolojisi bahsettiğimiz veri aktarım hızını Türkiye’de %90 oranında arttırmaktadır. Fiber kabloların içinden ışığın transfer edilmesine bağlı olan bu veri aktarım şekli esasen 20.yüzyılın ilk çeyreğinden beri geliştirme aşamasında olmasına rağmen tüm dünyayı kapsayıcı bir ağ sistemi kurulamamaktadır. Bunun nedeni, dünya üzerinde fiberoptik kablolama şeklinin günümüzde telefon ağlarında yer alan bakır kablolar kadar yaygın olmayışıdır.

Fiberoptik kablolar bakır kablolardan çok daha yüksek veri aktarımı yapabiliyor olsa da, hammaddesi cam olduğundan çok daha kırılgan bir yapıya sahiptir ve bakır kablolar gibi kolay tamir edilemez. Bir yırtık gerçekleştiğinde kablonun içindeki kırık cam parçalarının hatasız bir şekilde simetrik olarak kaynatılması gerekmektedir. Bugün dünyamızı saran fiberoptik kablo sisteminin okyanusların altından geçerek kıtalara ulaştığı düşünülürse bu olası yırtıklar için uluslararası kurumlar ve örgütler büyük zaman ve para harcamaktadır. Bu nedenle günümüzde fiberoptik teknolojisi çok yaygın değildir ancak gelişen teknoloji fiberoptik teknolojisinin zayıf taraflarını güçlendirdikçe veri aktarım hızı bugünkü hızın kat kat üzerine çıkacaktır. Bu hız, iletişim sektörünün yan kolları olan sinema, müzik gibi kültür ürünlerinin çok daha kolay ve teknik anlamda çok daha kaliteli biçimlerine erişilmesine neden olacaktır.

Küresel sermaye ve Türkiye’deki yapımcı

Türkiye’deki dijital pazarın geliştiğine dair somut bir örnek de, APPLE firması tarafından geliştirilen ve şu anda yaygınlık bakımından dünyanın en önemli dijital müzik ve uygulama mağazası olan “itunes” markasının sanal ortamda Türkiye şubesini açmış olmasıdır.

2001 yılında 1.0 sürümüyle hayata geçen ”itunes” markası takipçilerine 26 milyondan daha fazla şarkıyı 59 kuruş, 89 kuruş veya 1.29 Lira karşılığında sunmakta. 2013 rakamlarına göre, bugüne kadar 25 milyar şarkı satışının yapıldığı itunes markasının, henüz Türkiye pazarına girmeyen “Google play” markası en büyük rakibi ancak Google’ın özellikle APPLE ve Blackberry markalarının dışında neredeyse tüm diğer telefonlarda ve tabletlerde kullanılan “ANDROID” işletim sistemi sayesinde itunes’un tahtını sallayabileceği bir gerçek.

Müzik endüstrisi’nde küresel sermayeyi temsil eden Universal Music Group, Warner Music Group, Sony Entertainment gibi şirketler i Tunes, Google Play gibi iletişim sektörüne ait sermayelerin oluşturduğu enstrümanlarla örgütsel bir yapıdan ziyade, tek tek marka olarak anlaşmalarını yapıyor. Bir dünya markasının başka bir dünya markası ile kuracağı ekonomik işbirliği tabi ki her iki marka için de uygun bir zemin hazırlar. Ancak sektördeki “bağımsız firmalar” olarak adlandırılan ve küresel sermayeye bağlı olmayan girişimler, senede ortalama 3 milyar şarkıya yakın satış yapan bu tip küresel markaların elinde istenilen sonucu elde edemeyebilir.

Dünya üzerinde fikir haklarını, bağlantılı hak sahipliğini ve entelektüel yapıları korumak üzere oluşturulmuş performans haklarını düzenleyici ve koruyucu organizasyonlar, bağımsız yapımcıların küresel sermayeye karşı belki de tek dayanak noktalarıdır. Dijital müziğin satışı, özellikle iletişim sektöründe mobil servis sağlayıcıların müşterilerine kendi müzik bankaları vasıtasıyla ulaşmak istemesiyle Türkiye’de hızla ilerlemesi bu alanda oluşturulan bankaların hukuki sorunlar içermesine sebep olmuştur. Bu sebepten dolayı ülkemizdeki bağlantılı hak sahipleri meslek birliği MÜ-YAP, dijital hakların yönetimini sağlamak üzere bir platform kurmuştur. Bu platform 60.000 den fazla şarkı içeren ve ülkemizdeki yapımcıların büyük bir bölümünün hak sahibi olduğu eserleri barındıran bir yapı haline gelmiştir. Bu yapı hem yapımcıların haklarını uluslararası mobil servis sağlayıcılarına karşı korumuş hem de küresel sermayenin dikkatini çekebilecek güvenilir raporlama sistemleri oluşturmuştur. Itunes markasının Türkiye’ye gelmesi ile yapımcılar dijital haklarının yönetimini MÜ-YAP organizasyonundan almış ve kendileri yönetme arayışına girmişlerdir.

Burada önemli problemler var. Öncelikle küresel sermaye karşısında yerel ve bağımsız sermayenin yaptırımı yeterli olacak mıdır? Bir diğer soru ise rekabetin denetlenmesinde problemler yaşayan sektör objektif raporlama şansını devam ettirebilecek midir?

 

Yorum Yazın