Odysseus’un Ağzından Adorno Konuşursa

Nedir bu sirenlerin söylediği neşide böyle? Denizcileri girdabına kaptırıp onulmaz lanetlere sürükleyen bu ezgilerde hangi gizem yatar?

Sirenler geçmişimdir benim. Benliğim mitosa o kadar yakın ki kendimi Herkül’ün yarı tanrısallığına ya da Medussa’nın lanetine bırakabilirim her an. Fakat artık bir epos çağının kapısını aralamaktır benim Akdeniz’de yaptığım. Geriye dönemeyiz. Şimdiyi geçmişin pençesinden kurtarmaya geldim ben.

Askerlerim! Sirenler, bu bereketli topraklar üstünde ne olup bittiğini bilirler. Troialılarla Argoslulara tanrıların ne acılar çektirdiğini bilirler. Onların neşideleri öylesine cezbedicidir ki kimse onların lanetinden kurtulamaz. Fakat bunu atlatmak için iki yol var. İlki kulakları balmumuyla mühürleyerek sirenlerin neşidelerini duymamaktır. Bunu yapacak olan sizsiniz. Çünkü siz kürekleri çekmeli ve gemimizi ileriye doğru taşımalısınız. Siz askerler, kürek mahkumları, köleler, işçiler, emekçiler, hayatlarını kol gücüne borçlu olanlar, varlığınızı sürdürmek için geri getirilemeyecek olanın cazibesine kapılmamalısınız. Sanatı kol gücünden ayırıyorum bugün. Siz tüm dikkatinizi çalışmaya ve ileriye gitmeye vermelisiniz. Oysa ben, Odysseus, yani kralınız, efendiniz, derebeyiniz, patronunuz, geçmişin neşidelerini dinlemeliyim. Dinlemeli fakat onlara kapılmamalıyım. Bunun için beni geminin direğine bağlayın.

Bana öyle bakmayın, sanki acıyı siz çekiyormuşsunuz ve ben keyfini sürüyormuşum gibi. Emek ile egemenliğin birbirinden ayrıldığı bir zamandayız şimdi. Evet, bu ayrışmada sizler emeği bense egemenliği temsil ediyorum. Fakat ikimiz için de bir lanet bu. Siz köleler ile nesne arasında hiçbir engel yok. Oysa benimle nesne arasında siz köleler varsınız. Ben, beni çevreleyen sizler tarafından temsil ediliyorum. Temsiliyetim arttıkça gücüm de artıyor. Mülk sahibi olarak emekten ayrılıp egemenliğimi kuruyorum. Fakat ne bu mülkiyetin idaresini bırakıp sirenlerin neşidelerine kapılıp gidebiliyorum –elim kolum bağlı çünkü ve siz köleler beni duymuyorsunuz- ne de idareyi tam olarak kendi ellerime alabiliyorum. Çalışmanın ve tecrübenin dünyasından uzaktayım zira nesne ile aramda siz varsınız.

Sizin lanetiniz ise çalışmanın tahakkümü altında olmaktır. Gerçek çalışmanın ve tecrübenin tadına varamazsınız çünkü neşideleri duymamak için kulaklarınız mühürlenmiş. Siz köleler tahakküm altında yaşarken ben, efendi yabancılaşma içerisinde geriliyorum. Bu durdurulamaz ilerlemenin laneti durdurulamaz gerilemedir. Düşünme ile tecrübe birbirinden ayrılmıştır artık. Benim düşünmem örgütleme ve yönetimle sınırlanmıştır. Zihnimin bu sınırlanmış egemenliği kendi varlığını da egemenlik altına alırken siz itaatkar proleteryanın payına ise sağır kulaklar düşer. Bu sağırlık yalnızca sirenlere karşı bir sağırlık değildir. Bu sağırlık birbirlerini duymayan kürekçilerin, yani sinema seyircilerinin, fabrika işçilerinin, avm tüketicilerinin, televizyon izleyicilerinin sağırlığıdır. Birbirlerini duyamayan insanlar birbirleriyle konuşamazlar da. Bu komformizmi dayatan şey bilinçli telkinlerden ziyade çalışma koşullarıdır.

Düşünme ile kendimi doğadan uzaklaştırabildim ancak. Ki ona hükmedebilecek şekilde karşıma alayım doğayı. Düşünerek bir ayırma işlevi gerçekleştiririm. Her türlü mistik birleşme bir aldanıştır, tıpkı sirenlerin mitik neşideleri gibi. Oysa benim mitostan eposa, tanrı ve yarı tanrılıktan ölümlülüğe, doğa üstünün güçlerinden salt zekaya ve kurnazlığa yaptığım geçiş, yani aydınlanma, egemenliğin duyarsız bir şekilde bölünmesidir. Aydınlanma, yabancılaşarak işitilir hale gelen doğadır.

Ben ve sizler mitostan eposa geçtiğimiz noktadayız. Bizler eposu mitostan ayırmaktayız ve biçim ile malzemeyi de. bir yazım türü olarak romanın doğuşuna doğru bir adımdır bu aynı zamanda. Geçmişimizde saklı kalan her türlü söylence, efsane, mitos dayatılan bir birlik fikrini sürüklüyor. Ama artık bu saklı mitoslardan kurtulmanın ve bireyselleşmenin zamanı geldi.

İthakia’dan beri yaptığımız bu yolculuk, bunca macera yalnızca bir eve dönme mücadelesi değil. Bu esasında, benliğin, mitosların içinden geçerek kendini bulmasıdır. Öz bilincin, benlik bilincinin meydana gelmesidir. Akdenizin korkunç doğası karşısında aciz kalan benliğimizin serüvenidir bu. Ancak artık mitosun anlatımındaki karanlık çağ olmayacak. Demonlarla ve korkunç yaratıklarla çevrili dünya, artık şehirlerin, adaların, boğazların isimleri tek tek sayılarak rasyonelleştirildi. Bilinmeyen yerlere ve abartılı demonlara yer yok artık. Daha şimdiden, pusulanın bir denizci için yaratacağı duyguyu böylece kazanmadık mı? Benliğimiz serüvenle karşıt değil artık, onunla birlikte oluşur ancak.

 

Odysseus’un Ağzından Adorno Konuşursa
Ahmet Güven

Yorum Yazın