Orda bir köy var uzakta…

*Bu yazıdaki kişi ve kurumlar tamamen gerçektir.

Yaz tatilinde Antalya’nın Kaş ilçesinin Kılınçlı köyüne gitme fırsatım oldu. En uzun köy deneyimim diyebiliriz. Ön yargılarım vardı tabi. Böcekten, kediden, köpekten korkan biri için zor olabilirdi bu macera. Gittiğim andan itibaren şehir hayatı ile köy hayatını kıyaslıyordum ister istemez. Kimi zaman biri üstün geliyordu kimi zaman ise diğeri. Hâlâ iyi bir tartışma konusu olabilir köy hayatının doğallığı ile şehir hayatının konforu. Ama benim üzerinde durmak istediğim asıl konu bu değil. Üzerinde en çok düşündüğüm şey insanların tutumları idi.

Köy küçük yer, herkes birbirini tanıyor. Daha kapılara kilitler yerleşmemiş. Arabaların, motorların kontaklarından anahtarlar alınmıyor gece gündüz. Evde yemek yaparken bir şey eksik olduğunda markete koşup koca koca reyonlar arasında ürünü bulup, en iyisini seçmeye çalışıp, kasaya gelip sıra bekleme derdi yok. Eksik olan yumurta bahçedeki tavuklara; meyve Emine teyzenin bahçesindeki tazecik meyve ağaçlarına; kayısı evin önündeki kayısı ağacına; eğer sütse ihtiyaç duyduğunuz bahçedeki keçilere müracaat edebilirsiniz. Ödemenizi nasıl yapacağınızı, kaç taksit istediğinizi soran olmadan. Apartman hayatındaki gibi alt-üst komşunu tanımadan kendi kabuğunda bir yaşam yok. Herkes kocaman bir aile gibi. İnsanları kullanmak için yüzüne gülüp, arkadan konuşan insanlara da; birisi hata yapsa da aleyhine kullansam diyenlere de rastlamadım hiç.

Bir gün yolda giderken, bir teyzeye denk geldik mesela, bizi durdurup kimlerden olduğumuzu sordu. Sadece dedemizin lakabı ile bu küçük ‘trafik çevirmesini’ geçmiş olduk. Bırakın anne kızlık soyadını, kendi soyadımızı bile söylemeye gerek kalmadı.

Köyü gezerken sera yapılan yeri gezmeye götürdüler beni ve kardeşlerimi. Seranın kenarında gerekli sulamaların yapılması için büyük bir musluk vardı. Bizim aklımıza ‘Bu musluğu başkaları kullanırlar fatura çok gelir, buna gizli bir kapak yapalım.’ fikri geldi. Tabii oradakileri epey güldürdü bu fikir.

Büyük şehrin insana gizli dayatmalarından biri belki de art niyet. Yapmak zorunda kaldığımız o kadar çok ince hesap var ki. Mesela  metrobüse binecekseniz kapının tam olarak nereye geleceğini iyi tahmin etmelisiniz. Ancak böylece kapılar açıldığı anda saldıran kişilerden sıyrılıp oturma fırsatı yakalayabilirsiniz. Öyle kötü şeyler duyuyoruz ki etraftan-haberlerden, koruma mekanizmamızı sürekli artırıyoruz. Alarm sistemleri, gizli kameralar, güvenlik yazılımları, güçlü şifreleme yöntemleri, araba kilitleri, direksiyon kilitleri…

Güvenmeyi unuttuk insanlara maalesef.

Yorum Yazın