Ortadünya’da bir gece

Fantastik dünyaya doğru bir yol alalım istedim. Fantastik dendiğinde her şey çok uzak, ütopik, ulaşılmaz olarak görüldüğünden ilgi çekici gelir bana. Bazen o kadar da ulaşılmaz gelmiyor aslında; Tolkien ve Lord of The Rings üçlemesine baktığımızda yaşananlar, karakterler, pek çok davranış biçimleri, ilişkiler bu dünya düzeninde de söz konusu. Nasıl mı? Hemen anlatıyorum.

Shire’le başlayalım; Shire çok güzel bir hobbit köyü. Her yer yemyeşil. Hobbitler bahçeyle uğraşıyorlar, onlar da evleniyorlar düğün yapıyorlar, sonrasında içki içiyorlar, tütün içiyorlar, dans ediyorlar, her şeyden öte orada mutlular. Sevimsiz hobbitler, sevimsiz karakterler yok mu? Pek tabi var, bu dünyada da olduğu gibi. Bu dünyada, yaşadığımız dünyada köyler yok mu, doğa harikası köyler? Tabi ki de var. Bu tür ilişkiler söz konusu değil mi? Evet söz konusu. Mesela ben de son bir senedir bir köyde yaşıyorum, Demirkapı köyü. Burada ‘suyun çıktığı yer’ dedikleri bir yer var. Çok efsanevi gelmişti ilk duyduğumda. Sanki su, dünya üzerinde ilk burada bulunmuş, sudaki hayat burada başlamış gibi hoşuma gitmişti; lakin buranın adı Shire, Çıkınçıkmazı, Brendibadesi değil; ama burası da bir köy. Bazen gören bir çift göze sahip olmak, belki bir şeyleri tam olarak görmemize yetmiyordur ya da o şekilde görmek istemiyor da olabiliriz. Bu, kişinin gözlerinin neye baktığı, neyi gördüğü ve neyi ne şekilde gördüğüyle bağlantılı. Bu, siyah dediğimiz rengin siyah olmasını kanıtlama çabası değil kesinlikle. Siyahın varolduğunu kabul edip, tüm renkleri birbirine harmanlamaya çalışmakla alakalı. Renkleri başka renklerle karıştırdığınızda bambaşka renkler elde edebilirsiniz, eğer bunu istiyorsanız. Bunlar bir zorunluluk değil, sadece düşünüyorum üzerinde hepsi bu.

Sonrasında gelgelelim bizim güzel ent diyarı Fangorn’a! Fangorn evet entlerden yani ağaçlardan oluşan ormanın adı filmde. Etrafımızda birçok orman var. Gerçi katledilmeye devam ederse Isengard’a dönebilir ormanlarımız, buna çok fazla zaman kaldığını da düşünmüyorum. Bir ağacı yok edecek, onu öldürecek kötü karakterler yok mu yaşadığımız dünyada, namı değer Sarumanlar yok mu sizce? Keşke olmasalardı ama öylece varolmaya devam ediyorlar. Gerçi sonları Sarumanla aynı oluyor bir şekilde; çünkü bu hayatta doğa kendini yeniler. Bu yıllar alsa da ama insan kendini yenileyemez, sadece ölürsün ölür ve doğaya karışırsın; fakat doğa bir şekilde intikamını almaktan öte, varolması gerektiği şekilde varolmaya devam eder. İşleyiş bu şekildedir, reddedişler boşa efendim. Film, eğer görmek istersek tüm bunları bize veriyor. Belki de benim gördüğüm budur, böyle anlamlandırmışta olabilirim sonuçta. Tolkien’in ne düşündüğünü asla bilemeyeceğimiz kesin. Sadece bir yorum katabilmek hoşuma gidiyor. Ağaçlarla, doğayla, diğer canlılarla iletişim kurabilirsiniz, entler filmdeki gibi sizinle konuşamayabilirler ama sizinle konuşabilirler. Sadece iletişime geçmeye çalışmak önemli. Bunlar sıradışı diye adlandırabileceğimiz şeyleri, bir kez olsun adlandırmalardan sıyrılıp deneyimleyelim. Bir şey kaybetmez, en kötü bir şey yaşamış olursunuz. Oturduğunuz yerden kalkmış, eyleme geçmiş olursunuz, bir hava almış olursunuz. Melankolinizden sıyrılarak, size iyi hissettirecek şeylerle karşılaşabilirsiniz ya da aptalca bulabilirsiniz. Bu bile fena olmaz, en azından bir sonuca ulaşmış olursunuz. Sonuca ulaşmaya ihtiyacınız yok mu? Yoksa, o zaman bırakın havada asılı kalsınlar.

Ve Ortadünya’da büyücü olmak… İlk Gandalf’ı karakter bazında inceleyelim yarıdmsever, inançlı, insanlara umut vermeyi, onları neşelendirmeyi seven, bir büyücüye göre oldukça gerçekçi bir karakter aslına bakarsanız. Şamanları ele alalım. Dünya üzerinde Şamanizm’e inanan pek çok kabile bulunmakta. (Ne kadar inançsız olursanız olun ki neye, neden inanmadığınızı bilmeniz gerekiyor. Aynı zamanda bir şeye inanırken de neye inandığınızı bilmeniz tabi ki de. Öncelikle bunun bilincine vardıysanız, üstüne düşünmeniz daha kolay olur). Şamanlarla alakalı kabilelerle pek çok araştırma ve ayin videoları bulunmakta. Mistik diyebileceğiniz pek çok şeyle karşılaşabilirsiniz, izlerken şaşırabilirsiniz. Bunu da deneyimlemenizi öneririm ki büyücülük ve spiritüel yaklaşımları bir kenara bırakıp, Gandalf’ı bunlardan sıyırıp, sadece diğer özellikleriyle de burada varolduğunu düşünmekteyim ve bu iyi hissettiriyor.

“Gandalf? Yes, that was what they used to call me. Gandalf the Grey. That was my name.I am Gandalf the White, and I have come back to you now, at the turn of the tide.” Lord of the Rings: The Two Towers’da Gandalf’ın öldüğünü düşünürlerken Gandalf çıkageliyor. Değişim kaçınılmazdır, ister Ortadünya’da olsun, isterse fantastik dünyayı sevdiğimizden bahsederken bize ‘gerçek dünyaya hoş geldin’, ‘ hey uyan! ‘, ‘nerede olduğunun farkına var’ diyen insanlarla dolu yaşadığımız dünyada olsun. Bizimkinde bakış açıları daha bir sıkıcı sanki. Seni seviyorum Gandalf!

Ayrıkvadi, barış ve güzellikler had safhada olan, kötülüklerin ulaşamayacağı bir yer olarak görülürken karanlığın bulaşıcı kırıntıları oraya da sıçramıştı, elf diyarına… Elfler çok güzel, oldukça çekici karakterler olarak resmediliyor filmde. Adeta yürüyen yıldızlar gibiler, ışıldıyorlar her halleriyle. Elfler Lord of The Rings üçlemesinde iyi ve asil karakterler olarak karşımıza çıkıyorlar, tabi ki fantastik edebiyat içerisinde. Bilgisayar oyunlarında karanlık elflerde var. Bu ismi almalarının nedeni de Silmarillion’da belirtilmiştir. Karanlık elfler ölümsüz adaya hiç gitmemiş ve Valar’ın ışığını hiç görmemiş olan elflere denir. Büyük göç esnasında ya göç etmeyi reddettiler ya da yola çıkıp sonradan Orta Dünyayı terk etmekten vazgeçtiler. Onlara Moriquendi ya da Avari de denir. Peki ya bunların olmadığına mı inanıyorsunuz? Tam olarak aynı şekilde var olmuyor olsalar da varlar. Bir şeyden esinlenmeden, kişi bir şeyi bilmeden, ağacı bilmeden entleri yaratmak gibi, birçok ev gördükten sonra yaşamak isteyeceğin evi hayal etmek gibi bu. Sonrasında içine bir tutam hayal gücünü yerleştiriyorsunuz ve Ayrıkvadiyi yaratıyorsunuz veya adına başka bir şey diyorsunuz. Suyun çıktığı yer diyorsunuz. Varolan şeylerin anlamlarını bilmeden, deneyimlemeden yeni bir soluk kazanmak zor. John Lennon’un çok sevdiğim bir parçasında tüm şarkı boyunca söylediği gerçekçi yaklaşımlarının dışında sadece şarkının başlığına bakalım Hayal Et (İmagine). Hayal et diyor ki söylediği şeyler tamamen gerçekleşebilecek şeyler, olması gereken şeyler bana kalırsa, ama esas önemli nokta şu ki “eğer denersen… bu kolay, yapabilir misin merak ediyorum” diyor, biz denemekten bile kaçarken nasıl hayal edebiliriz. Ve bir alıntı daha yapmak istiyorum; Miguel de Unamuno, ‘Sis’ kitabında der ki; “Her şeyi karıştırmak gerek, geceyi gündüzle, gündüzü geceyle, her şeyi tek bir siste karıştırmak”. Somut şeylerin varolduğu gibi soyut şeyler de varoluyor. Çok uzaklara gitmek ve fantastik düşüncelerle yoğrulmanıza gerek yok. Sadece Unamuno’nunda dediği gibi her şeyi tek bir siste karıştırmak gerek. Gerçeği hayalle karıştırmalı. Neden mi; çünkü emin olun biri varolmadan diğerine de sahip olamıyorsunuz.

Ve son olarak, orklara geliyoruz, orklar: Morgoth, Sauron ve Saruman tarafından asker ve hizmetkâr olarak kullanılan bir ırk olarak gösteriliyor bize. Bunlara sahip değil miyiz, ölesiye sahibiz hem de; ama dünya zıtlıklarla varoluyor. Bu, yaşadığımız dünya da olsa middle earth de olsa fark etmez. Doğanın gereği bu ve biz bize uymayan karakterleri, kötülükleri bu dünyadan yok edemeyiz. Sizin gibi düşünmeyenlerin hepsini öldüremezsiniz, yok edemezsiniz yani. Bu tür karakterlere nasıl sahibiz? Eminim aklınızdan hemen bir iki isim geçecektir, Saruman gibi Morgoth gibi veya Sauron gibi. Bu karakterlere karşı koşulsuz bir tapınma gerçekleşiyor. Neden mi? Nedenini düşünüyor olsalardı o halde olmazlardı, hayatı sadece nefes alıyor olmaktan ibaret gören ve kimi zaman nefes alıyor olduğunun dahi farkında olmayan, düşünceye sahip ama ondan yoksun olmayı seçen kişiler sorgulamadan itaat ediyorlar. Orkları hiçbir şeyi hissetmeyen düşünemeyen bir karakter olarak resmetmiyor Tolkien bana kalırsa, bir sahnede yenildiklerini anladıklarında ormana kaçıyorlardı hani. Neden kaçıyorlardı, hiçbir şey düşünmeyen ve hissetmeyen karakterlerse bir düşünelim, korku; çünkü korkuyorlardı.

Lord Of The Rings filmi, bence dünyada gelmiş geçmiş en iyi yapım, her şeyin bu kadar içinde; ama aynı zamanda dışında hissettirebilecek başka bir film daha izlemedim. Çok güzel filmler var evet, ama benim için böylesi yok. Şuana dek çıkmadı, sonrasında neler olur yaşayıp göreceğiz o zamana dek. Hayal ederek ve her şey dozunda, hiçbir şeyi tanrısallaştırmaya veya holiganlaştırmaya gerek yok diye düşünüyorum. Ve son olarak tüm bunları düşündüğümüzde yaşadığımız dünyanın bazen gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu anlamak güç, bu yüzden karıştıralım, hep birlikte karıştıralım; eğer denersek bu kolay.

Yorum Yazın