Öteki-leş-ti-re-me-dik-le-ri-miz-den misiniz?

‘Öteki-leş-ti-re-me-dik-le-ri-miz-den misiniz’ cümlesini yıllar önce Türkçe dersinde dilimizin yapısal özelliklerini kavramaya çalışırken öğrenmiştim. Ama yaşım gereği manasını bir türlü kavrayamamıştım. İlk önce dersi anlamamız için öğretmenimiz tarafından verilen basit bir örnek olarak düşündüğüm bu cümlenin manası aslında hep belleğimin bir tarafını meşgul etti.

Öteki ne demekti? Öteki kelimesi eklerle zenginleştikçe ne anlama gelecekti?

Tarihsel süreç içerisinde inanç, kültür, dil, etnik köken vb. bakımından farklı özelliklere sahip bireyleri bünyesinde barındıran ve tür bakımından çeşitlilikler gösteren birçok devlet yapılanması mevcut. Ancak devlet yapılanmaları içerisinde önemli bir yere sahip olan ‘Farklı özelliklere sahip bireyler’ unsuru yüzyıllardan bu yana tartışılagelen ve tartışıldıkça sorunsallaşan bir unsur olmuştur. Farklı özelliklere sahip olan insan toplulukları yüzyıllar önce güvenlik tedirginliği nedeniyle bir arada yaşama ihtiyaç duyarak ‘devlet’ dediğimiz yapılanmayı sorunsuz bir şekilde faaliyete geçirmiştir.

‘Düşmana karşı tek bilek’ ilkesini benimseyerek mutlu, mesut hayatlarını idame ettiren bu topluluklar yıllar geçtikçe keskin ayrılıklar hatta bölünmeler içerisine girmiştir. Ayrılıklar ve bölünmeler gruplaşmaları beraberinde getirmiş, güvenlik tedirginliğiyle bir arada yaşamaya uyum sağlayan insanlar, farklı özelliklerinden dolayı birbirlerini ‘öteki’ olarak görmeye başlamışlardır.

Her şeye rağmen belli bir amaç etrafında bir araya gelen farklılıklar ne oldu da birbirlerine yabancılaşmaya birbirlerini öteki olarak görmeye başladı? Bugün komşusuna bile güven duygusu içinde yaklaşmayan şüpheci insan tipi nasıl yaratıldı? ‘İnsanı insan olduğu için sevin’, ‘her insan bir değerdir’ anlayışına ne oldu? Ya da neden sıkça ‘her insan masum doğar; içinde bulunduğu koşullar onu canavarlaştırır’ gibi cümlelerle insanların işledikleri suçları meşrulaştırır hale geldik? Hiç mi makul insan yok? Ülkemiz ekseninde düşündüğümüzde, bu ülke zaten yıllardır Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle savaşlarda omuz omuza yaşam mücadelesi vermedi mi?

Aslında tüm bu soruların cevaplarını insanları ‘bencilleşen yaratıklara’ dönüştürebilecek kadar tehlikeli olan ‘çıkar’ kelimesiyle çözümlemek mümkün.

Çıkar maddi, manevi her alanda kendini gösterebilecek olumsuzluk bir kelime. Çıkar kelimesini makro düzeyden (toplumsal çıkar), mikro düzeye (kişisel çıkar) kadar indirgeyebilirsiniz. Makro olarak ifade ettiğim toplumsal çıkar genelde devletler için olumlu anlam içerirken kişisel çıkar için aynı ifadeyi kullanmak mümkün değil. Çünkü kişisel çıkar, ayrımı, ötekini ve önyargıları beraberinde getiren en tehlikeli çıkar türüdür.

Kişisel çıkarları örtüşen bireyler gruplaşır ve gruplaşan topluluklar kendilerinden farklı özelliklere sahip olan topluluklara karşı ön yargılar besleyerek onları ötekileştirir ve tarafsız olanları da kendi cephesine çekerek ötekileştirmeye çalışır. İşte tam da bu noktada var oluş amacından sapan devlet olgusunun temelleri sarsılır. İnsanlar arasında ben ve öteki ayrımları keskinleşir. Mutlu günler, birlikte atılan zafer nidaları unutulur. ‘Her insan bir değerdir’, ‘insanı insan olduğu için sevmek’ gibi insancıl düşünce tarzları yok olur. ‘Hepimiz’ algısı ‘biz’ ve ‘siz’e dönüşür. Her grup kendi görüşüne uygun bireyler yaratmaya (ötekileştirilmiş bireyler) ve diğer gruptan sayıca fazla olmaya çalışır. Yani güvenlik ihtiyacı gibi masum bir ihtiyaçtan doğan ve tüm toplumu kucaklayan bir yapılanma bir anda cadı kazanına dönüşür.

Tüm bunlardan sonra başlangıçta güvenlik tedirginliğiyle oluşturduğumuz devlet yapılanmasının ne anlamı kaldı? Kuruluş amacından sapan bir yapılanma toplumsal ihtiyaçlara ne kadar cevap verebilir ya da kendinizi bir anda cadı kazanının içinde bulduğunuz bir yapılanmada ne kadar mutlu olabilirsiniz?

Belki şimdi belleğimi yıllarca meşgul eden bir cümlenin anlamının ne manaya geldiğini öğrendim. Ama hâlâ bir şeyi anlayamadım. 10-14 yaşlarındaki küçük bir çocuğa ayrımcılığı meşrulaştıran bir cümle yerine (müfredat gereği bile olsa), manalı ya da manasız başka bir örnek verilerek ders anlatılamaz mıydı?

 

Yorum Yazın