Pembeydi hayatın rengi

Hangimiz ağlamadı oyuncağı kırıldı diye? Hangimiz utanmadı komşunun camını plastik bir topla tuzla buz etti diye? Peki, hangimiz hayal etmedi salıncakta sallanırken uçtuğunu? Çocuktuk işte… Hayat pembe panjurlu evlerden, tozpembe bulutlardan, pembe gözlüklerden ibaretti hepimize. Pembeydi hayatın rengi. Ne kömür karasıydı ne de kan kırmızısı. Yalnızca pembeydi hayata dair yaşanılan her şey.

Legolarla başladık geleceğimizi inşa etmeye. Boş resimleri boyadık hayalimizdeki renklerle. Güneş maviydi, gökyüzü sarı, deniz pembe… Ağaçlar dört mevsim yeşildi, güneş kar yağsa bile yerindeydi. İnsanlar hep iyi, hep güler yüzlü birer amcaydı, teyzeydi bize. Hayaller şeker kadar tatlıydı, dizlerimizdeki acılar denizin tuzlu suyu kadar yakardı canımızı.

Türküler söyleyerek yıldızların arasında oynayacaktık. Ölümsüz ağaçlar dikecektik dünyaya. Dünyayı bize vereceklerdi, allı pullu bir balon gibi… Arkadaşlığı öğretecektik dünyaya.

Bize anlatılan masallar kadardı hayallerimiz, okuduğumuz şiirlerin mısraları kadar saf, temiz. Biz mi yitirdik çocukluğumuzu, yoksa o mu bizi terk etti? Fotoğraflardaki hayallerimize mi ağlayalım şimdi, aynalarda gördüğümüz siluetle birlikte yitip giden masumiyetimize mi? Hata biz de mi bizi yetiştiren nesillerde mi bilinmez ama tükettik çoktan, pinokyo bisikletimizle devr-i âlem yapma isteklerimizi.

 

Yorum Yazın