Rebetiko’da Biz’lik var


Rebetiko’nun ne anlama geldiğini ifade etmeden önce sizlere ünlü yönetmen Çağan Irmak’ın ‘Dedemin İnsanları’ filminde ele aldığı Türk asıllı Rumlardan biraz bahsetmek istiyorum. Bir film şeridi gibi mübadele yıllarına ait kareleri gözünüzde canlandırma imkanı bulacağınız bu filmde, zorla topraklarını terk etmek zorunda kalan insanların yuvalarına, geride bıraktıklarına duydukları özlemi iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Asla bir yere ait olamama hissinin çaresizliğini, öteki olmanın ne anlama geldiğini, vatansızlığı, ihtilal kelimesinin soğukluğunu bir kez daha idrak etme fırsatı buluyorsunuz.

Anadolulu Rumlar olarak da ifade edebileceğimiz bu insanların yaşadığı dram gerçekten yenilir yutulur cinsten bir dram değil. Kendi ülkelerinde ‘Gavur’ olarak itham edilen Türk asıllı Rumların Yunanistan’da ‘Türk tohumu’ şeklinde hakarete uğraması dikkat çekici bir noktadır. Hatta Costas Ferris’in 1983 yapım Rembetiko filmi tam da bu müthiş dram üzerine inşa edilmiştir. Peki nedir bu Rebetiko? Esas tanım itibariyle Rebetiko işsiz, itibarsız, dışlanmış bir hayata mahkum edilen Anadolulu Rumların hayata tutunma çabalarından doğan ve marjinal hayata adapte olma endişelerini müzikle dışa vurdukları bir haykırıştır. Yani bir müzik tarzı olarak ifade edilen Rebetiko, aslında Anadolulu Rumlara anayurtlarında üçüncü sınıf insan olarak reva görülen bir muamelenin hikayesidir.

Rebetiko tarzı müzikle ilk olarak 3 yıl önce ‘Dedemin İnsanları’nı izlerken tanıştım. İlk dinlediğim Rebetiko Nadia Karagianni’nin seslendirdiği Gülbahar adlı parçaydı. Daha sonra yüzlerce Rebetiko dinledim ve kendi çapımda küçük bir arşiv oluşturdum. Dedesi mübadele zamanı Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Anadolulu Rum bir aileye mensup biri olarak, Rebetiko’nun bundan 90 yıl önce bu topraklarda popüler olan musikinin tüm norm ve formlarına uyum sağladığını söyleyebilirim. Rebetikolarda ‘aman’, ‘of of’ ve ‘yandım’ a oldukça fazla rastlamak mümkün. Muhabir Turhan Alkan’ın da ifade ettiği gibi ‘Eğer Rebetiko tarzında bir şeyler dinlememiş iseniz, ne söylemek istediğimi belki de hiç anlamayacaksınız; farz ediniz ki Hafız Burhan Bey, 38’lik bir karasakız plakta “Makber” okuyor; bizim Hafız’ın yerine Andonis Dalgas’ın aynı nağmeyi Rumca okuduğunu düşünün; Rebetiko buna benzer bir şey.’

Aslında Rebetiko’yu Alkan’ın da ifade ettiği gibi ‘Türk musikisinin alt yapısı üzerine kurulmuş bir Rum çığlığı’ şeklinde tanımlamak yanlış olmaz. Çünkü ‘Türk Tohumu’ diye dışlanan, acılarını, özlemlerini, hüzünlerini bizim türkülerimizle harmanlayıp icra eden rebetler, gerçekte Anadolu’dan, yani bizden, bizim içimizden.