Şahın Zindanı

Yeryüzünün en eski hanedanlığının yüreklere korku salan asil şahı… Kimsenin göz göze gelmeye cesaret edemeyeceği bu şahı görmek nasıl bir duygu acaba? Bunu öğrenmek için ormanların kralının yanına gittim. Elbette bir ormana değil, insan yapımı sözde bir bahçe, gerçekte ise mahkumların sergilendiği açık hava zindanı.
 
Şahla göz göze geldim. Bakışları her gün gördüğüm yüzlerce bakıştan farksızdı. Yorgun, hayat ışığı sönmüş… Ona uzun uzun baktım. Bakışlarıyla “beni neden bu zindana koydunuz?” diye soruyordu. Sonra ileriye doğru baktı ve “neden siz zindanlarda yaşıyorsunuz?” dedi. Evvela hangi zindan diye düşündüm ama ileriye bakınca betona hapsolmuş insanları gördüm. Şaha doğru eğildim ve dedim ki:

_İnsanlar başlangıçta tabiatla uyumlu yaşamaya çalışıyordu. İhtiyaçlarını karşılayabilmek için tabiata küçük müdahalelerde bulunuyorlardı. Ama asla yetinmediler ve tabiata hükmetmek istediler. Bu da onlara yetmedi. Onu yok ettiler. Kendi büyük icatları betonla toprağı ve denizleri örttüler. Kimyasal gazları da aynı beton gibi havayı örttü.

Kendi yaptıklarına baktı insanoğlu, tüm yeryüzünü eseri sandı ve kendini tanrı ilan etti. İçten içe bunun doğru olmadığını biliyordu. O tabiatın içindeki canlılardan bir tanesiydi sadece, diğer canlılardan ne kadar üstün olduğunu göstermek ve bunu herkese hatırlatmak için diğer canlıları hapsetti.

İnsanoğlu doğanın bir parçasıydı. Doğayı yok ederek kendinin bir parçasını yok etti ve kendi zindanını elleriyle ördü. Her geçen gün kibriyle ve bencilğiyle kendisini tüketmekle meşgul…

Şah son kez yüzüme baktı ve arkasını dönüp uzaklaştı. Öyle bir gidişi vardı ki, parmaklıklar arkasında olan bendim sanki. Zavallı yaratık diyordu. Gerçeği biliyorsun, acı çekiyorsun ve sadece susuyorsun. Sadece buraya gelmekle bile kızdığın her şeye hizmet ediyorsun. Ben buraya zorla getirildim mücadele ettim ama sen zindanınla dolaşıyorsun.

Eve döndüğümde hava kararmıştı. Bir türlü aklımdan çıkaramıyordum esir şahı. Gece yarısı gidip onu kaçırmaya karar verdim. Zor oldu ama bunu başardım. Onu krallığına götürdüm. Bana teşekkür ediyordu. Biliyorduk ki ormanda çok uzun süre yaşayamayacak. Çünkü zindanda gücünü kaybetmişti. Kral unvanını almak kolay iş değildi. Bunu bildiğimiz halde ikimiz de mutluyduk. Aslan gibi yaşayamamıştı belki ama aslan gibi ölecekti.

 

Şahın Zindanı
Buşra Erimli