Salçalı ekmek

Çocukken ekmeğe salça sürüp yemeyi çok severdim. Hâlâ severim gerçi. Özellikle dışarda oyun oynarken acıktığımızda salçalı ekmek yapardı annem. Ama çocuk sayısı fazlaysa dışarı götürmeden yememizi isterdi. Arkadaşlarımızın canı çekebilirdi çünkü.

Biz büyüdük, değiştik, dünya değişti. Dünya değil de insanlar değişti aslında. Teknoloji geliştikçe gelişti. Bir de baktım ki annemin “diğer çocukların da canı çeker” diye dışarı götürmemize izin vermediği o bir parça ekmeğin yerini, facebook’ta, twitter’da paylaşılan ziyafet sofraları almış, sonra bir de üzerinde etiket denilen şeyler yapıştırılmış. Oysa ki anneme sorsan hâlâ “ayıp” der. Çünkü bilmez facebook nedir, twitter nedir diye…

Yediğimizin, içtiğimizin yanına bir de nerede olduğumuzu, kiminle olduğumuzu ekledik. Sevgililer birbirlerini sevdiğini yazdı bir de. Biz küçükken büyük ablalar, abiler mektuba yazarlardı da kimse görmesin, kimseye demeyelim, okumayalım diye de sıkı sıkı tembihleyip öyle gönderirlerdi.

Merak duygusu vardı. Şimdi o da kalmadı. Aslında özel hayata dair hiçbir şey kalmadı. Oturduğumuz, gezdiğimiz yerler güvenlik kameralarıyla doldu. Otobüslerde bile. Adı üstünde “güvenlik” kameraları ama insanlara, insanlığa güvensizliğimizi gösterdik hani. Eskidendi artık o Cuma namazına gidince dükkân kapılarının açık bırakılması. Köyde hala evimizin kapısı açık kalır, hava soğuk değilse tabi. İnsanlar güvenir çünkü birbirlerine. Güvenlik kameralarının olduğu, çelikten kapıların ardındaki sitelerdeki gibi değil yani. Çünkü habersizdir köyümün insanları bu teknolojik gelişmelerin çoğundan. İnsanların gözünün içine soktuk güvensizliğimizi, sonra da onlardan korunmak için çeşitli önlemler aldık.

Kimi özel hayatının olmadığından, gözetlendiğinden şikâyet etti. Ama yine aynı kişiler bütün özelini paylaştı facebook’ta, twitter’da. Kimileri de çağa ayak uydurmak dedi bunlara. Kocaman çelişkiler yumağı oluştu insanların içerisinde.

Binlerce kilometre ötelerdeki insanlara ulaştık da, içimizdeki kendi gerçeğimize, kendi benliğimize ulaşamadık. Ulaşınca o insanlara, dünyaya açıldığımızı sandık ama küçücük bir kutunun içine hapsettik kendimizi. Sosyal ağlara bağlandıkça, sosyalleşmekten çok köleleştik gitgide. Özel hayatımız sanal hayata dönüştü. İletişim teknolojilerini öğrendik, kullandık, iletişimi öğrenemedik. Güvenlik kameraları kullandık, güvenmeyi unuttuk. Kitle iletişim araçlarını işlerimizi kolaylaştırmak için kullanmak yerine, özgürlüğümüzü de, özel hayatımızı da, güvenimizi de, güvensizliğimizi de onların içine koyduk da, sunduk herkese.

Velhasılı kelam, salçalı ekmeğin lezzeti kadar değil artık yaşadıklarımızın tadı ve bir parça ekmeğin paylaşılmışı gibi değil paylaştıklarımız.

 

Yorum Yazın