Sanat, sanat olarak kalsın

Film sektörü, gelişen sinema sektörüyle birlikte olmazsa olmazlarımız arasında yer alıyor. Bazen bir filmin gösterime girmesi için aylarca hatta daha da fazla bekleyebiliyoruz. Gösterime girecek o filmin kahramanı ile özdeşleşiyor ve ona benzemeye çalışıyoruz. Tişörtlerimizden telefonlarımızın duvar kâğıdına kadar o filmin etkisini üzerimizde hissedebiliyoruz.

Bu etkiyi bilen ve bu etkinin oluşmasını sağlayan küresel güçler vermek istedikleri mesajları göstergeler aracılığıyla seyircilerine ulaştırıyor. Ufacık bir mesajı dahi aynı anda milyonlarca insana ulaştırabiliyor. Bunu sadece ideolojik mesajlarla da sınırlandıramayız. Küresel markalar daha fazla pazara ulaşmak veya kendilerini hatırlatmak istediklerinde dahi bu yola başvurmaktadır. Bir sinema filmi yüzlerce ülkede gösterime girebilmekte, milyonlarca seyirciye ulaşabilmektedir. Ama bir marka sahibi bu kadar ülkeye aynı anda reklam vermek istese, bunun maliyetini karşılayamaz; karşılasa bile o kadar kişiye de ulaşamayabilir.

Ayrıca bu tarz göstergeler yardımıyla bilinçaltına verilecek marka ve mesajlar kişiler tarafından istenerek ve habersizce oluşacaktır. Kişi sevdiği filmi izlerken, arada geçen saniyelik bir görüntüye dikkat etmeyebilir ama o markayı ya da o mesajı başka bir yerde gördüğü anda hatırlar.

Film izleyicilerinin çoğu bu stratejiden bihaber yaşamakta ve kaynak tarafından verilen mesajları alma eğilimi göstermektedir. Peki, bunu nasıl başarıyorlar? Bazen renklerle, bazen de bir kahramanın dürüst-başarılı ve yenilmez oluşuyla birlikte, o ülkenin başarısı dürüstlüğü ve yenilmezliği lanse edilebiliyor. Bazen de herhangi bir dinin işaretini sürekli vererek o dini ve öğretilerini dikte edebilmekte, ona yönelik bir sempati oluşturma gayreti içerisine girilebilmektedir. Bunun örneklerini çoğaltmak mümkün.

Dünyaca ünlü sinema ödülleri dahi bu sisteme bağlı olarak verilmektedir. Sanat değeri zayıf, teknik ve görsel açıdan da zayıf olmasına rağmen, o ödül törenini düzenleyenlere hizmet eden nice filmler başarılı sayılmakta ve ödüllendirilmektedir. Fakat sanat değeri yüksek, teknik ve görsel açıdan da çok başarılı olmasına rağmen istenen mesajı yansıtmayan ya da yansıtamayan filmler başarısız kabul edilmekte ve ödül verilmemektedir. Bu düzen maalesef varlığını güçlenerek sürdürmektedir.

Bu uygulamaların farkında olmayıp, sadece sevdiği filme odaklanan ve onun vermiş olduğu zevki yaşayan seyirciler açısından sorun olmasa bile,  psikolojileri, iradeleri, kararları etki altına alınmakta, yavaş yavaş uygulanan dayatmalarla, insanların kültür, dil ve tarih kavrayışları da etkilenmektedir. Olanlar gizlenerek, olmayanlar doğru gibi gösterilmektedir. Bu tehlike özellikle genç nüfus üzerinde ciddi sıkıntılar oluşturabilmektedir. Yüzyıllardır süren kendi kültür, örf ve adetleri varlığını istenilen örf, adet ve kültüre bırakmaktadır. İnsanlar istenilen şeyler doğrultusunda yoğrulmakta ve o şekilde değişime uğramaktadır.

Bundan elli yıl önceki kültürümüzle şimdiki kültür arasında dağlar kadar fark var. Hatta on yıl önceki ile şimdiki kültür arasındaki fark dahi gözle görülebilecek düzeyde.  Ve bu dönüşümün en etkili katalizörü görsel ve işitsel yayınlardır.

Olanların arka planından haberdar olup, artık filmi film olarak değil, vermek istediği mesajlar ve göstergeler açısından inceleyen uzmanların işi bir hayli zor olsa gerek. Bir yandan olayların farkında olduğu için şanslı, öte yandan farkında olduğundan dolayı filme yönelemediği için huzursuz.

Temenni edelim ki, sanat, sanat olarak yapılsın, bu tarz işlere bulaşmadan saflığını korusun.  Bu sayede korkmadan, çekinmeden, zırhlarımızı giyinmeden filmimizi izleyebilelim. Sanattan da, sanatçıdan da hoşnut kalalım.

p

Yorum Yazın